Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK - Zulüm zaten korkunç, ama daha da korkuncu oldu:

Zulme alıştık.

Bize insanların tarlalarında çalışırken askerler tarafından tartaklanarak gözaltına alındığını söylüyorlar.

“Olabilir” diyoruz.

“Sonra onları helikoptere bindirip aşağı atmışlar” diyorlar.

Şaşırıyoruz, ama “Olmaz öyle şey” diyemiyoruz; yapabileceklerini çok iyi biliyoruz çünkü…

Arada inanmayanlar oluyor; onlara hastane raporları sunuluyor. “Helikopterden atılanlardan biri 7, diğeri 8 çocuk babası… Biri 50, diğeri 55 yaşında… Biri yoğun bakımda, diğeri hafızasını kaybetmiş durumda” deniliyor.

Üzülüyoruz, ama bir şey yapamıyoruz. Bir şey yapmaya kalkışanın başına fena şeyler geliyor çünkü… Kimisi de yorgun artık; “ne yapsan düzelmiyor”; hem “hangi birine yetişeceksin”.

“Oh olsun”cuları saymıyorum bile…    

Sonunda kanıt niyetine, helikopterden atılanların fotoğrafları yayınlanıyor. Mosmor gözleri şişmiş, vücutları yara bere içinde… Bakıyoruz fotoğraflara… “Vah vah” diyoruz.

Ne iktidar hesap veriyor, ne muhalefet hesap soruyor.

İki köylünün, Vietnam’ı işgal eden Amerikan askerlerinin Vietkong gerillaları gibi helikopterden atılması, iktidarın işkence dağarcığına ekleniyor.

Yaşadığı travmadan hafızasını yitirmiş o köylüler gibiyiz hepimiz, ya korkudan ya da daha fenası alışkanlıktan anormali normal karşılıyoruz artık… “Olabilir” diyoruz; “yapmışlardır”.

İktidar, zulmü gün be gün artırarak, işkenceyi sıradanlaştırarak, kitleleri alıştırarak inşa ediyor, baskı rejimini…

Hala görenlere, alışmayı reddedenlere düşen, bir hipnoz deneyindeymişçesine efsunlanmış kitleleri sarsarak uyandırmak ve haykırmaktır: “Duyuyor musunuz: Bu ülkede iki kişiyi helikopterden attı jandarma…”