Şakir BİLGİN*


Türkiye’den Almanya’ya iş göçünün 60. yılında çok yönlü bir kitapla sürece ayna tutuyor gazeteci Ali Çarman’ın çalışması. “Valizler Dolusu Umut”, DÜNYA VERLAG olarak düzenlediğimiz Göçün 60. Yılı Edebiyat Yarışması sürecinde, yeni elimize ulaştı. Daha ilk bakışta heyecan yaratan bir kitapla göç öyküsü içinde bulduk kendimizi...

Ali Çarman’ın yapıtının, geniş bir bakış açısıyla kaleme alındığı ve toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılan bir kapsayıcılık içerdiği hemen fark ediliyor. Kitap, kısaca belirtmek gerekirse, göçün çok yönlü tarihsel bir öyküsü ve bu aynı zamanda, önsözü yazan Aydın Çubukçu’nun da belirlediği gibi, “Türkiye’nin ekonomik ve politik tarihinin de işçiler açısından özeti”.

60 yıl önce ellerinde tahta bavullarıyla yollara düşen işçilerin, aslında bavullarında yalnızca umutlarını değil geleceklerini de de taşıdıkları ayrımsanıyor hemen. Ve fark edilemeyecek kadar hızla geçen yıllar içinde insanlarımızın giderek bu ülkede yaşamın öznesi haline geldikleri gözlemleniyor kitapta.

Ali Çarman, duygu sömürüsü yaparak, “Almanya Acı Vatan” türküleri arasında yok olan umutların girdabında yitip gitmemiş çalışmasında; gerçekçi ve sınıfsal bakış açısıyla süreci özetlemeyi başarmış. İşçilerimizin burada sendikal mücadele yanında, Türkiye demokrasi mücadelesi için duyarlılıkları ve bu mücadeleye yurt dışından katılımları da yer bulmuş kitapta... Karşımıza, Türkiye toplumu tüm renkleri ve farklılıkları ile çıkıyor... Türkler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Aleviler... Ama hepsi bir bütünü oluşturan güzellikte ve “önce insan” vurgusu ile anlatılmış...  Kitabı zenginleştiren bir yön de kullanılan birçok fotoğraf ve görsel... Gerçekten de kişiye süreci yaşatmayı başarmış Çarman; okuyucu, belleğine yerleşen bu görüntüler içinde adeta bir tarihsel yolculuğa çıkıyor...

Bu yolculuk bize bir sorunu da hüzünle fark ettiriyor: Günümüzden 50-60 yıl önce “ekmek davası” için Avrupa kapılarına varan ve burada yeni bir yaşam kurma uğraşı içine giren insanlarımız, bugünkü Türkiye’de gördüğümüz tablodan çok farklılar. Yani karşımıza günümüzden daha modern, çağdaş dünyada yer alma savı olan bir Türkiye’nin elçileri olarak çıkıyorlar... Bunu özellikle de kadınlarımızda gözlemliyoruz. Kadınlarımız, adeta sınırları zorlayarak yeniden var olma mücadelesi veriyorlar...  Nuran Oğureli’nin öyküsünde bunu çok açık görebiliyoruz... Görünürleri ve kendilerine referans aldıkları yaşam tarzı ile çağdaş birey olma iddiaları hemen belli oluyor. Bu durum, ülkenin geldiği / getirildiği noktayı görme açısından da çok önemli bir olgu...

Göç sürecini kavramak için genel bakış sunulan ve süreci bu yönelimle betimleyen bölümler yanında birçok bireysel öykü de yer alıyor. Ancak bu öyküler, toplumsallıktan uzak değil; genel’in öyküsünün çok güzel tamamlayıcıları... Her öyküde göçmen kökenli bir kişi az ya da çok kendini, bireysel tarihini buluyor. Yani aslında anlatılanın kendi öyküsü olduğunu görüyor...

Bir yerde sendikal mücadele içinde ellerinde pankartları işçileri görüyoruz...  Başka bir sayfada konuk işçilikten vatandaşlığa geçme bilinci içinde yaşama tutunmaya çalışanları... Bir ilerde, “Selam, Kürt ve Türk Halkları Kardeşliğine” diyen bir ozanı... Yılmaz Onay, “Gerçekçi Olmayan sosyalist, sosyalist olmayan gerçekçi olamaz” diyor... Devrimciler, “Eşit Haklar ve Irkçılık-Faşizme Karşı, Uzun Yürüyüş”te Strasburg’a yürüyorlar...

Irkçılık ve yabancı düşmanlığının hedefi olmuş ve bu saldırılarda yaşamını yitirenler de aramızda... “Kin gütmeyiz, ama unutmayız da!” diyor Şark sürgünlüğünden Almanya’ya gelen Mahmut Savaşan... Almanya, kimi kişiler ve aileler açısından acı dramlara sahne olan, tarihin tekerrür ettiği bir ülke olarak da tarihe geçiyor...

Bir Alman, şair Gerhard Herholz da dizeleriyle sesleniyor; emekçilerin, halkın yazgısının ortaklığına vurgu yaparak:

Duisburg-Hüttenheim

Sokağın adı Steinkaul sokağı

Bazıları “cephe sokağı” da diyor

Bir yakası Almanların,

Türklerin öbür yakası.

Çatışmalar, sürtüşmeler

Zaman zaman olağan ama

Köşebaşındaki bayide Alman Heinz için “BİLD”

Türk Mehmet Sayın için “TERCÜMAN”

En azından yalanlarımız aynı yalan.

Göç sürecinin hüzün veren bir başka boyutu da, “Holdingzedeler”... Birçoğu İslami tarikat ve cemaatlerce dolandırılan, emeği ve alın teri acımasızca sömürülenler... Jet-pa, Kombasan, Yimpaş, Endüstri, Deniz Feneri... sözcükleri bir karabasan olmuş milyonlar için... Türkiye’de siyasal güçlerle iç içe geçmiş ve devlet bürokrasisi ile yargı tarafından da kollanan bu dolandırıcıların yarattığı hüsranı, öfkeyi, hayal kırıklıklarını ve felaketleri yeniden yaşıyoruz...

Yeni kuşaklar? Onlar da, yani burada gelecek kurma mücadelesi içinde olan ve kendini buralı, bu ülkenin bir parçası görenler de çıkıyor karşımıza... Yani kimliği yadsınanlar, varlığı dikkate alınmayanlar... Her fırsatta farklı olduğu anımsatılanlar bize umut veren, gözleri ışık dolu bir genç kuşak olarak bu öyküyü tamamlıyorlar...

Ali Çarman şu belirlemeyi yapıyor kitabında: “Sonuç itibariyle, 1. Kuşak ve sonrası kuşaklar şöyle ya da böyle sınıf bilincinin oluşmasına neden olan emek okulundan geçtiler. Çalışmada söz konusu edilen gerçeklik budur. Entegrasyon, göçmenlik ve uyum gibi kavramlar ikincildir. Kuşaklar birbirlerinden öğrenerek, birbirlerini eskiterek tarih sahnesindeki yerlerini alırlar. Hayallerini gerçekleştirmek için büyük fedakarlıklarda bulunmalı.... Birinci kuşaktan Türkiyeli işçilerin kendilerinden sonraki kuşaklara bıraktığı en büyük miras budur.”

Hep ileriye baktım” diyor kitapta öyküsü yer alan Neyzen Sıtkı Emeklican ise. Bu sözler, genç kuşaklara bir sesleniş gibi...

Genç kuşaklar, aldıkları mirasın önemini ve anlamını kavradıkça, “Umut Dolu Valizler” yalnızca müzeleri süsleyen  antik eşyalar olmaktan da kurtulacaklar...

İzmir, Basmane'den Almanya'ya uğurlama

Tekstil fabrikasında kadın işçiler, Kircheim, 1970'li yıllar

12 Eylül Askeri Darbesini protesto yürüyüşü, 1981, Duisburg


Türkiyeli İşçilerin Almanya’ya Gelişlerinin 60. Yılında

Valizler Dolusu Umut

Ali Çarman

Doruk Yayınları, İstanbul, 2020

216 sayfa


*Şakir Bilgin

Yazar-Yayıncı