Erdal AVCI*


Ankara’da Kürt genci Barış, çeteler tarafından katledildi. Ailenin baskı altında söyledikleri, Valilik, danışmanlar, Emniyet'in açıklamaları bu kahreden gerçeği değiştirmez. Barış HDP ilçe, çalışmalarına katılan özgür bir Kürt genciydi. Ankara’nın orta yerinde çetelerin kirli elleri tarafından bıçaklanarak katledildi. Katledildiği yer çarşı pazar değil, mahallenin orta yeriydi. Muhtemelen Barış ve arkadaşı katilleri tanıyor, katiller de Barış ve arkadaşını tanıyordu. Soruşturma ve mahkeme aşamasında görülecektir ki, o an gelişen bir tartışmanın değil toplumsal kutuplaştırma ve milliyetçi histerinin zemininde gerçekleşmiş, hükümet ve emniyetin cesaretlendirdiği çetelerin caniliğidir. 

Peki ne oldu da aslında politik olan bu katliamda Barış’ın yaşam hakkının canice elinden alınmasını değil de,hangi sebeple katledildiği polemik konusu haline getirildi? 

Biz Barış’ı baskı altındaki babasından değil, dedesi, kuzeni, arkadaşından biliyoruz. Bu devletin DNA’sı, genetik kodlarından, uzak yakın tarihinden, psikolojik harp uygulamalarından biliyoruz. Barış politiktir, yaşamda duruşu vardır, yalnızca Kürtçe müzik dinlediği için değil tabii ki, sistem karşıtı bir genç olduğu için katledildi. Bu gerçekliği bulandırmak, sulandırmak, seviyesiz polemik konusu yapmak katliama ortak olmaktır. Nasıl bir çaresizlik içindesiniz de daha taziyesi bitmemiş aileyi (babasını) kanallara çıkararak utançlara ortak ediyor, toplum içine çıkamayacak hale getiriyorsunuz. Egemenlik üstünlüğü bu kadar mı çirkefleştirilir. 

Elinde bıçak, kentin orta yerinde can alan çeteci zihniyetin cesaretlendirildiği, beslendiği tam da bu zemindir. Ayıptır, günahtır.

Bazı Araştırmacı, gazeteci, siyasetçi, aydın, yazarların; bırakın uzak tarihi, yakın tarih referanslarda bile bu devlet ve iktidarın refleksini unutarak kafa karıştırma politikasına alet olmaları kendileri açısından talihsizlik olmuştur. Ne çabuk unutuldu ''Kabataş türbanlı bacı'' yalanı ,'camide bira içildiği', 'ölüm oruçlarında pirzola yenildiği', Ceylanpınar cinayetleri, Derik Kaymakamı cinayeti, Dolmabahçe Mutabakatı'ndan haberdar olunmadığı vs vs. 

Baskı ile ifadelerin değiştirildiği, hayatların karartıldığı, yüzsüzce söylenen yalan, iftiralarla insanlığa ait ne varsa hunharca yok edilişini anbean yaşıyor, şahitlik ediyoruz. Yakın tarihin devlet ve hükümet zihniyetine dikkatli bakan vicdanlı her yurttaş, HDP’nin açıklamalarını referans alır, yaşamını kaybetmiş bir gencin yaşam duruşuna saygılı olur. 

Peki mülki amirlikler ve hükümet yetkilileri acele, özensizce, her halinden düzmece olduğu belli olan, belli olacak olmasından bile sakınmadan, çekinmeden düzmece kurgulara niye başvurdular? 

Şurası kesin ki; Barış'ın katledilme nedeni ve biçimi sadece Kürtleri değil, Türkiye toplumlarının tepkisini çekti. Dünyada da tepkiye yol açtı, sosyal medyada protestolar çığ gibi büyüdü. Hükümet kendi tabanında bile rahatsızlığa yol açan durumu lehine çevirmek için aileyle görüşmeler yaptı, kendi tabanını manipüle etmek için bilindik yol yöntemlerle 'ezan yalanına' başvurarak kendi tabanını sakinleştirdiği gibi, hakikati acımasızca çarpıttı. 

Son zamanlar cami, ezan, bayrak üçlemesi üzerinden toplumların kutuplaştırıldığını, hükümetin bilindik dili ve politikalarıyla inanç siyasetini yükselttiğini, hamasi ajitasyonlar yaptığına şahitlik ediyoruz. Camilerde yapılan müzik provakasyonunun failleri bulunmadı ama... Soylu’nun ‘bu işi yapanı yakalayıp cami duvarı önünde ezan dinleteceğiz ‘ düşüncesindeki esas maksadı anlıyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz; BARIŞ EZAN UYARISI YAPTIĞI İÇİN KATLEDİLMİŞ OLSAYDI, KATLEDENLER İÇİN HAYAT CEHENNEME DÖNERDİ.  Örnek mi? Diyarbakır Emniyet Amirliği'ndeki işkence görüntüleri. ''Ezana, bayrağa, devlete'' denilerek neler yapıldığının en yakın ve çarpıcı örneğidir. 

Son yıllarda ahlaksızca yürütülen özel harp taktiklerinden birkaç örnek vereyim; TSK ve Cihatçılar Serekaniye’ye yöneldi, sert bir direnişle karşılaştılar. Bir anda sınırın Türkiye kısmında kalan Kürt yerleşim yerlerine havan topları düşmeye, ölümlere yol açmaya başladı. İşgal ve savaş suçlarına meşruyet kazandırmak için kışlalardan havan topları atılıyor; Kürt öldürülüyor, Kürt suçlanıyordu. 

Diğer çarpıcı örnek ise; asker iken Işid tarafından kaçırılıp yakılarak katledilen Safter Taş’ın  hikayesidir. Tüm girişimlere rağmen, hükümetin gerçeği kulak arkası etmesi, gerçeği yazan gazetecileri Numan Kurtulmuş'un tehdit etmesi, askerlerin yakılarak katledilmesi üzerine; vahşetten milliyetçi faydalar üretme mahareti tam da Türk devlet geleneğine uygundu... Katledilen Kürt'tü, siyasi olarak nemalanan Türk. 

Barış’ın katledilmesi de benzer özelliğe sahiptir. Bir Kürt genci anadili ve kültürünü savunduğu için güpegündüz, kentin orta yerinde öldürülüyor, gerçeği dünya alem biliyor. Ama burası Türkiye, Barış egemen ulus ve zihniyetinin algı operasyonuyla tekrar öldürülmüş oluyor. Barışın yoldaşları, halkı yalancı duruma düşürülmeye çalışılırken, yalancılar yağ misali su yüzüne çıkıyor. 

Şunu söylemekte fayda var. İnkar ve imha saldırılarına karşı HDP’nin 'HEP BİRLİKTE' sloganı ile başlattığı Demokratik direniş hamlesine katılmak, halkların gücünü birleştirerek zulm edenlerden kurtulmaktan başka seçenek yok.

Yazının başlığındaki yalan vurgu önemli. Yalan ne kadar büyük ve iğrenç ise, inkar da o kadar büyüktür. Bu ülkede yalan bile utanır oldu. Yalan diyoki; ben yalansam bunlar ne, bunlar yalansa ben neyim? 

Yalancının mumu yatsıya kadar değil,doğrucuların dokunuşuna kadar yanar. Gelin HEP BİRLİKTE yalancıların mumunu söndürelim.

*HDP İstanbul İl Eş Başkanı