Esra ÇİFTÇİ


Aleviler arasında kadın sorunu üzerine yaygın söylemler kadın-erkek eşitliğinin diğer toplumsal kesimlere göre daha fazla gözetildiği düşünülür. Bu hâkim düşüncenin kendini temellendiği bazı kültürel referanslar var elbette. Örneğin “can” kavramı bunlardan biridir. “Can” kavramı cinsiyetsiz bir kavram Aleviler için. Cem sırasında kadın ve erkeklerin bir arada oluşu eşitliğe verdikleri önemi vurguluyor. Alevilerin kız çocuklarını okutuyor olması (erkek çocuklardan ayırmıyor olması) Alevi kadınların erkekler kadar aktif olabildikleri gibi kadın-erkek eşitliğinin toplumun genelinin çok ötesinde olduğuna dair savların temel taşlarını oluşturuyor.  

Peki Alevi kadınlar inancında, felsefesinde, düsturunda, kültüründe olduğu gibi erkeklerle eşit mi? 

Bugün dosyamızın üçüncü bölümünde sözü Alevi kadınlara verdik. İlk söz Akademisyen Dilşa Deniz’de.

Aleviliğin din olarak cinsiyetçi olmadığını, cinsiyete dair hiçbir atıfta bulunmadığını söyleyen Dilşa Deniz, Alevi inancında eşitliğin esas olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

“Kadınlar ve erkeklere aynı şekilde seslenmekte (can), aynı görevlerde, aynı eşitlikte temsilleri talep edilmektedir. Ritüele birlikte katılmaktalar, cem/civat esnasında aynı, hak ve sorumluluklara sahiptirler.  Aleviliğin en temel iki kurumu olan musahiplik ve kirvelikte, her ne kadar ritüel erkek üzerinden temsil edilse de bütün hak, yetki ve sorumluluklar, her iki cinse hiçbir ayrımda bulunmaksızın eşit olarak dağıtılmaktadır.  Dolayısıyla inanç içinde cinsiyet hiyerarşisi yoktur, ancak gündelik hayatta erkek egemen kültürün imtiyazlarından faydalanan erkeklerin lehine, yapısal bir dönüşümün başarılmış olduğu açıktır. Böylece kadınların inançsal ve kurumsal karar verme mekanizmalarına ulaşmalarını engelleyici, yapısal bir dışlama mekanizması otomatikman işlemektedir.”

Deniz, Alevi kurumlarında erkeklerin kadınları oyalayarak mevcut imtiyazlarla alanları korumakta olduğunun altını çiziyor. Deniz şöyle ifade ediyor: 

“Alevi kurum ve kurumsallıklarındaki cinsiyetçi egemenlik, “Alevilikte kadın ve erkek eşittir” söylemiyle, kadın ve erkeklerin ritüele ortak katılması ve kadınların kapanmasının talep edilmemesi üzerinden işletilmektedir. Alenen söylenmese de eşitlik altına usulca yerleştirilen bir içerikle, kadınlar oyalanarak erkeklerin mevcut imtiyazlı alanları korunmakta, dolayısıyla da egemenlik sahaları Alevi inancının felsefe ve hukukunu çiğnemeye devam etmektedir. 

Bu nedenle kadınların Alevi kurumlarındaki temsili, çoğunlukla temizlik, mutfak yardımı gibi hizmet verme düzeyinde kalmıştır. Hem kurumsal karar verme mekanizmalarından hem de inancın yetki kullanma alanlarından dışlanmışlardır. İnancın felsefe ve hukukuna aykırı bir biçimde, inançsal hizmet verme sınıfı/kurumları olan pirlik, raywerlik ve mürşitliğin, sadece erkekler üzerinden temsiliyle inancın eşitlikçi felsefe ve hukukunun erkekler lehine bozunuma uğratıldığı görülmektedir. Oysa tüm bu kurumlar esas olarak aileye/soya dayanmakta, dolayısıyla o soya mensup herkese otomatikman aktarılan hak, yetki ve sorumluluklar, cinsiyete atıf yapmaksızın yüklenmektedir. Her üç kurumda da kadınlar esas olarak tüm hak ve yetkilerin kapsamında olmalarına rağmen, zaman içerisinde erkek egemen kültürün ve gücün etkisiyle, kadınların hak ve yetkileri törpülenmiş, gasp edilen bu alan da erkeklere aktarılarak onların yetki alanı genişletilmiş ve güçlendirilmiş olduğu görülüyor.”

“İŞLETİM MEKANİZMALARIN KADIN BAKIŞ AÇISIYLA YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ ÖNEMLİ"

Kadınların taleplerinin ne olduğu konusunda tüm kadınlar adına bir şey söylemenin mümkün olmadığını söyleyen Deniz, kendi talebini aktarıyor:

“Kadınların taleplerinin ne olduğu konusunda tüm kadınlar adına bir şey söylemem mümkün değil, ancak kendi şahsi fikrim, inancın yorumlanmasında ve işletim mekanizmalarının kadın bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmesi önemli. Kurumlarda kesinlikle kota uygulamalarının önemli olduğu; kadınların belki de karar alma süreçlerinde ayrı oturumlarda karar alıp daha sonra ortaklaşmaya gitmelerinin; çalışma ve toplanma saat ve yerlerinin ayarlanmasında kadınların yaşam gerçekliklerinin dikkate alınarak yapılmasının önemli olduğunu söyleyebilirim. 

Buraların erkekler tarafından kariyer alanı olarak kullanılmasına izin verilmemesi de son derece önemli. Kadınlar için özel bir reçete yok elbette ama buralarda da mücadele etmek gerekiyor haliyle. Bu mücadele sürecinde erkeklerin daha çok şey bildiği ve daha iyi karar verdikleri gibi ezberlerden uzak durmak son derece önemli. “

Alevilik Ocak sistemi üzerine kurulu ve her Ocak’ta Ana ve Dede olur. Kadıncık Ana, güçlü, örgütlü bir kadın yapısının olduğu dönemde Hacı Bektaş ile eşit var olmuş, bu eşitlik anlayışını Yol’una taşımış önemli bir sembol. Hatta Kadıncık Ana Yol’u eşitlikçi kurup eşitçe sürdüren, bu Yol’u Hacı Bektaş öldükten sonra yalnız yürüten, Abdal Musa’ya da el veren bir anlamda Alevi inancının sürmesine büyük emek veren bir kadın. 

“HER NESNENİN BİR CANI BİR RUHU VARDIR"

Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Gazi Cemevi) Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Erdoğan “Yol cümleden uludur deriz” diyerek Aleviliğin bir yol olduğunun altını çiziyor. Erdoğan şöyle devam ediyor: 

“Aleviliğin ahlaki özünü oluşturan "Kâmil İnsan" kuramıdır. Kâmil insan olgunlaşmış insan yani eline, beline, diline hâkim olan insan demektir. Alevi inancı, Alevi ahlakının türevidir. Evreni yukarıdan aşağıya hiyerarşik biçimde yaratan mutlak bir güç anlamındaki Ortodoks dindarlık Alevilikte yoktur. Varlıklar arasında mahiyet itibariyle hiyerarşik bir üstünlükten söz edilemez. Hakk'ın değişik derecelerdeki tecellileri arasında bir üstünlükten çok, varoluş anlamında özdeşliği kabul eden bir inanca sahiptir. Her nesnenin bir canı bir ruhu vardır.”

“Binlerce yıl önce Alevi inancının kadına vermiş olduğu değeri, özgürlüğü, Kadın- Erkek eşitliğini birçok devletin hukuk sisteminde bulamazsınız.”

Alevilik inancının kadınlar ve erkekler için farklı yol kuralları belirlemediğini söyleyen Erdoğan, toplumsal yaşam içinde erkeğe tanıdığı tüm hakları kadına da tanıdığını şu sözlerle ifade ediyor:  

“KIRKLARIN ON YEDİSİ KADINDIR"

“Alevi yoluna ve inancına ikrar verilirken de durum aynıdır. Meydana gelip ikrar darına duran herkes o meydanda candır. Hünkâr Hacı Bektaşi Veli:” Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde. Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok. Noksanlık da eksiklik de senin görüşlerinde” derken, Alevilerin önemli bir yol önderi olan Abdal Musa’yı yetiştiren ermiş kişi de Kadıncık Ana’dır. Aleviler kırklar gerçekliğine inanırlar. Kırkların on yedisi kadındır. Kırkların arasında tam bir eşitlik vardır. Şah- ı Merdan Ali, bu eşitliği “Bizim büyüğümüz küçüğümüz yoktur. Bizde başta yoktur. Bizim birimiz kırkımızdır, kırkımız birimizdir’’ sözüyle dile getirmiştir. Ana Fatıma Alevilerin Dar Pir’dir! Alevilikte yol önderliğinin erkeğe ait olduğuna dair bir yol ilkesi yoktur. Tarihsel Alevi gerçekliği bize Alevi yol önderlerinin erkeklerden ve kadınlardan oluştuğunu göstermektedir. Yani Pîrlik tek başına erkeğe ait olan bir yol gerçekliği değildir. Bu bilgilerin ışığında günümüze baktığımızda 1990 yılından sonra 2 binden fazla "Dernek ve Vakıf" adı altında birçok Cem evleri kuruldu. Kurulmaya da devam ediyor.  Cem evlerinde; Cem Erkan’ı cenaze erkânı, nikah erkânı, musahiplik erkânı, kirvelik erkânı gibi yolumuzun ikrarı olan erkânlar yürütülmektedir. Alevilik inancının yol ve sürekliliğini devam ettirmek amacıyla kurulan dernek ve vakıfların yönetimlerine ve başkanlık düzeyine baktığımızda ağırlıklı çoğunluğun erkeklerden oluştuğunu görmekteyiz. Yolun ikrarını sürdüren inanç meclisinde Analardan çok erkeklerden oluşan dedeler bulunmaktadır. Bu durum ‘’Alevi inancının özüne aykırı değil midir?’’ sorusunu akla getirmektedir. Binlerce yıl önce Alevi inancının kadına vermiş olduğu değeri, özgürlüğü, Kadın- Erkek eşitliğini birçok devletin hukuk sisteminde bulamazsınız.”

Alevi inancında kadının önemine de dikkat çeken Erdoğan, Cem evlerinde, kadınların yönetim kademelerinde az sayıda olmalarını şu ifadelerle eleştiriyor:

“Hal böyle iken Türkiye'de ve Avrupa'da 2000 civarında Cem evlerinde neden kadınlar hem yönetim kademesinde hem de inanç meclisinde bu kadar az sayıdadır. Bunun sorgulanması ve tartışılması gerekmez mi? Kadının iradesinin, kadının renginin, kadın canların yolumuza katacağı değerler neden önemsenmiyor? Kadınlar neden sadece geri hizmetlerde var olsunlar deniliyor? Alevilik yoluna ikrar vermiş, talip olmuş kadın canları bu durum incitmez mi? Alevilik inancı yüzyıllardır kendini yenileyerek günümüze kadar gelmiştir. Kemalete ermiş. Eline beline diline hâkim Ocakzade Dedelerimizin Ocakzade Analarımızla erkan yürütmeleri için yol vermeleri gerekmez mi? Yönetim kurulları ve başkanlık düzeyinde daha çok kadın canımızın söz ve irade sahibi olması kazandırıcı olmaz mı? "Alevilik bir Yol’dur.” Bu Yol’a talip olan kadın canlara yol verelim...”

Alevi inancını anlayabilmek için o inancın kadına bakış açısını anlamanın yeterli olduğunu söylüyor Songül Tunçdemir.  PSAKD önceki dönem eğitim sekreteri olan Aktivist Tunçdemir: Tek tanrılı dinlere bütün olarak bakıldığında sadece erkeği muhatap alan, kadını da erkeğin hizmetçisi ve cennete hazırlayıcısı olarak gören, kadının toplumdaki varlığını buna göre konumlandırdığını gözlemlediğini söylüyor. Tunçdemir’in sözleri şöyle: 

“Oysa tarih boyunca hangi din anlayışının egemenliği altında yaşıyor olursa olsun Alevilerin felsefesi kadın erkek eşitliği üzerine oturtulmuş ve kadınlar geçmişten günümüze bu felsefenin örgütleyicisi, yaşatanı ve günümüze taşıyıcısı rolünü üstlenmiştir. Bir yandan örgütlenmenin ve barınmanın merkezleri olan Ocakların harlanmasında, diğer yandan uğradıkları baskı ve zulme karşı direnişte hep erkeklerle yan yana olmuşlardır. Alevilikte ‘Tanrı-İnsan’ sıfatı, cins farkı gözetmeden bütün insanlar için kullanılmıştır. Kadına ise daha büyük paye verilerek ona ‘’doğum kapısı’’ denilmiş ve doğuran, yaşatan, kollayan, güzellikleri üreten olarak görülmüştür. Ama ne yazık ki yaşadığımız çağda bunun böyle olmadığını görüyoruz. 

“HER TÜRLÜ BASKIYA RAĞMEN YÜZYILLARCA SÜREGELEN FELSEFEMİZİ BUGÜNE TAŞIYAMADIK"

“Bir yanda şeriatçı İslam’ın asimilasyon politikaları, diğer yanda iç asimilasyonun oto asimilasyona dönüşmesi, Alevi toplumunun inanca bakış açısını etkilediği gibi Alevi kadınının yeri tamamen sarsıldı ve dişil olan inancımız erkekleşti. İçinde yaşadığımız topluma çok benzedik. Aleviler olarak tarihimize çok yabancılaştırıldık ya da yabancılaştık. Bu, önce Anadolu’nun birçok yerinde bulunan Kadın Ata kültlerimizin, kadın Ocaklarımızın yok sayılmasıyla başladı. Postun gerçek sahipleri olan analarımız postun dışına itilerek cemlerde sadece hizmet eden, lokma hazırlayan oldu. Mevcut Alevi kurumlarında ise yine aynı tablo. Üreten, bir araya getiren, çoğaltan kadınlar ama yöneten ve söz söyleyenler sadece erkekler.”

“Kadim inancımızın yüzlerce hatta binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu biliyorsak ve çok az da olsa bu değerli mirasın kırıntılarını yaşayabiliyorsak, geç kalmadan kadınlar olarak geçmişimizi sorgulamak ve erkekleri tarihimizle yüzleştirmek zorundayız diyor Tunçdemir: 

“Alevilikte kadının içinde bulunduğu durumu görmek için herkesin yakından bildiği Hacı Bektaş ve Kadıncık Ana’ya bakmanın yeterli olacağını düşünüyorum. Buradaki Ocak, Hünkar’ın değil, Kadıncık Ana’nın ocağıdır. Hacı Bektaş, Kadıncık Ana ocağına misafir olarak gelmiş ve pir olarak orada kalmıştır. Sonrasını bir çoğumuz biliyor zaten. Dergâhın dışına itilmiş, yıllarca bakımsız kalmış ve bundan bir yıl önce Fransa Alevi Kadınlar Birliğindeki kadınların büyük emeğiyle restore edilmiş Kadıncık Ana türbesi. Aleviliğin kendi özüne dönmesi Alevi Tarihindeki kadına bakması ve bu bilinci açığa çıkarmasıyla yakından bağlantılıdır. Kadim inancımızın yüzlerce hatta binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu biliyorsak ve çok az da olsa bu değerli mirasın kırıntılarını yaşayabiliyorsak, geç kalmadan kadınlar olarak geçmişimizi sorgulamak ve erkekleri tarihimizle yüzleştirmek zorundayız”.

YARIN: ALEVİLER ‘MAKBUL’ OLMAYAN VATANDAŞ OLARAK MI GÖRÜLÜYOR?