Atilla KESKİN


Kadim dostum Muzo (Muzaffer Doyum) yaklaşık bir senedir Facebook'ta Yılmaz Güney'le ilgili Paris'teki anılarını yazıyordu. Kendisine hep “ Bu anıların facebook sayfalarında kalmaması, kitap haline getirilmesi gerektiğini“ belirtiyordum. Böylece hem gelecek nesiller için, hem de Türkiye sineması ve devrimci hareketi için kalıcı bilgiler toplanmış olacaktı.

Nihayet kitap geçtiğimiz günlerde çıktı.

Geçen sene yitirdiğimiz Tayfur Cinemre yoldaşımın kitabının adı: Anılar Belleğimizin Bekçileridir. Muzo da Yılmaz Güney'le ilgili anılarını kitaplaştırarak belliğimize bekçilik etmiş oldu.

Kitabı salt bir komünist sinema sanatçısının anıları olarak okumadım. Kanımca kitap esas olarak Yılmaz Güney'in siyasi düşüncelerinin bir manifestosu niteliğindedir. Kitaba önsöz yazan Sırrı Süreyya Önder:“Yılmaz için film yapmak bir direniş biçimidir âdeta“ diyor. Muzo ise Duvar filminin çekilişi sırasında verilen molalarda Güney'in kendisine söylediklerini not etmiş:  “Sinema onun için devrime giden yolda, yalnızca kitlelerin bilincini uyarmak ve onların uyanışına yardımcı olmak için etkili bir araçtır, o kadar...“

Yılmaz Güney Paris'de katıldığı toplantılarda, panellerde sinemasının amacını açıklar: “Benim sinemamın amacı, ülkenin toplumsal gerçekliğini en çarpıcı bir şekilde ortaya koymak ve insanları bu gerçeklik üzerinde düşünceye yöneltmektir“ demektedir.

Muzafer Doyum, Yılmaz Güney'in Paris'e gelişinden kısa bir süre sonra kendisiyle tanışır ve arkadaş olurlar. Bu arkadaşlığın başlamasıyla Muzo artık vefatına kadar Yılmaz Güney'in her gün yanından ayrılmayan bir yoldaşı olmuştur.

Muzo, Yılmaz Güney'le birlikte olduğu günleri hafızasına kaydetmiş; öte yandan tüm konuşmalarını ve yazılarını titizlikle saklamış ve kitabına koymuştur. Bu nedenle kitap, arşiv çalışması ya da akademik çalışma yapanlar için de kıymetli bir belgeler toplamıdır.

Güney çeşitli toplantılarda örneğin, Yol filminin gösterimi öncesi yaptığı konuşmasında Mayıs Dergisi'ndeki yazılarında, bildirilerinde sinemadan çok Türkiye ve dünya devriminin sorunlarını irdelemektedir. Birçok konuşmasında: “Bir sinemacı her şeyden önce yetiştiği toplumun sosyal ve siyasal koşullarıyla birlikte ele alınmalıdır“ demektedir.

Kitapta, Türkiye'nin onbeş farklı cezaevinde yatan Yılmaz Güney'in pek çok insanla dostluk kurduğunu, bunların büyük bir kısmının da farklı örgütlerin üyesi veya sempatizanı devrimciler olduğunu öğreniyoruz. Muzo ile yaptığı sohbetlerde “nasıl bir parti olmalıdır“ en çok üstünde durduğu konulardan birisidir. En çok yakındığı konu ise: Türkiye devrimci hareketinin aşırı bölünmüş yapısıdır.

Muzo ile yaptığı konuşmaların birinde: “ Yenilgimizi zafere dönüştürmenin temel koşulu: kendi gerçeğimiz ve hatalarımız karşısında cesur bir tavır takınmaktır“ demiştir.

Duvar filminin çekimi sürecinde Muzo her gün Güney'in yanındadır ve bir tür asistanlığını yapmaktadır. Yol filminden kazandığı maddi ödülün tamamına yakını Duvar filmi için harcanmıştır. Filmin çekimi sırasında kılı kırk yaran bir titizlik içindedir. Amatör bir oyuncu topluluğu ile çalıştığı için çok fazla çaba harcamak, en küçük ayrıntıya bile kendisi yön vermek zorundadır.

Kitapta Yılmaz Güney'in başka özelliklerine de şahit oluyoruz. Çok iyi yemek pişirebildiği, hızlı araba kullandığı, şiirler yazdığı, kendisini korumak için çifte tabanca taşıdığını öğreniyoruz.

Güney'in çok önem verdiği konulardan birisi de Kürt sorunudur. Hemen her konuşması ve yazısında Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı'nı vurgulamaktadır.

Ne yazık ki, çektiği mide ağrılarının nedeninin mide kanseri olduğu anlaşılmıştır. İki damla gözyaşıyla hastalığını Muzo'ya anlatırken hâlâ direngen ve umutludur. “Yaşayacağız...yapacağımız çok şey var, direneceğiz ve mutlaka yaşayacağız“ demiştir.

Çok ağrı çekmesine rağmen yeni senaryolar, Mayıs Dergisi için makaleler, bildiriler yazmaya devam etmektedir. Hastalığı giderek ağırlaşınca hastaneye kaldırılır. Muzaffer Doyum her gün kendisini ziyaret etmektedir. Hasta yatağında bile siyasi konuları tartışmaktadır.

Çok kısa ömrü kaldığı anlaşılmıştır. Fatoş, Muzo'ya “Birkaç gün ziyaretine gelmeyin“ der. Dört gün sonra telefon etmiş ve “Arkadaşlarınla artık gelebilirsin“ demiştir. Vefat etmiştir Yılmaz Güney.

Muzaffer Doyum dostum o anki duygularını kitabında şöyle dile getirmiştir: “Çok fazla acıyı tattım, ağır işkenceler gördüm, birçok yoldaşımı yitirdim ama Yılmaz abinin gidişine kendimi alıştırmam olanaksız geliyordu bana.“

Cenaze törenine binlerce insan katılır. En önde Fatoş Güney'in tekerlekli sandalyasını ittiği Server Tanilli vardır ve mezarı başında da çok içtenlikli bir konuşma yapar...

Muzaffer Doyum anılarını ancak otuz altı yıl sonra yazabilmiştir. Başta da belirttiğim gibi salt anıları değil, Güney'in, Server Tanilli'nin, Fatoş Güney'in konuşmaları da kitapta yer almaktadır.

Tek cümleyle: Öğrenilecek çok şey olan bu kitabı herkese öneririm.