Sultan Eylem KELEŞ


ARTI GERÇEK- Didem Akman, hapishane koşullarında maruz kaldıkları ihlallerin son bulması ve adil yargılanma talebiyle 207 gün ölüm orucu eylemi yaptı. Havalandırma saatinin arttırılması ve ailesi ile aynı anda görüş yapabileceği yönünde hapishane idaresi tarafından verilen taahhüt ve demokratik kitle örgütlerinin taleplerinin takipçisi olacağı taahhütü üzerine ölüm orucuna ara verdi fakat talepleri yerine getirilmiyor. Karşılanmadığı gibi iki ayda iki kez gardiyanların saldırısına uğradı, keyfi bir şekilde el işi yaptığı örgülerine el konuldu, örgülerle yaptıkları kazaklara da.

Didem Akman, 37 yaşında. 12 yıldır ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi içerisinde yaşamaya çalışıyor. 8 metrekarelik bir hücrede tek başına. Yemek yediği tabakları tuvalet musluğunda yıkıyor. Çünkü tuvaleti, banyosu, mutfağı bir arada. Sohbet hakkı yok. Şakran Kadın Hapishanesi’nde, ağırlaştırılmış müebbet hükmünün infazına uygun hücre yok. Akman’ın avukatı Berrak Çağlar, Şakran Hapishanesi’nin ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerine uygun olmadığını, hiçbir ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsünün Şakran Hapishanesi’nin fiziki koşullarında kalmasının mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Akman, 4 yıldır Şakran Hapishanesi’nde disiplin cezalarının çekildiği hücrelerde kalıyor. Oysa yasalara göre bu hücrelerde en fazla 20 gün boyunca kalınabiliyor. Akman, Şakran Hapishanesi’ne sürülmeden önce müebbet hükümlülerinin yoğunlukta kaldığı Sincan Hapishanesi’nde kalıyordu. Tuvaleti, banyosu ve mutfağı ayrıydı; günde 4 saat havalandırma imkânı vardı.

Akman, tam da bu koşullara karşı başlattığı açlık grevini ölüm orucuna çevirdi. Ölüm orucunun 206. günü sonunda, ölüm orucuna ara verdi. Hapishane sevki talebi, ‘durumlar düzeldikten sonra’ konuşulmak üzere ertelendi; havalandırma saatlerinin arttırılması ve aile üyeleriyle aynı anda görüş talebi ise kabul edildi. Akman’ın havalandırma saati 1 saatten 3 saate çıkarıldı, aile üyeleriyle aynı anda görüş talebi ise salgın gerekçe gösterilerek askıya alındı. Keyfi aramalar ve el koymalar arttı. Didem Akman şubat ayından beri yarım saatte bir kapı dövme eylemi yapıyor, geceleri uyuyamıyor.

'BEN BİR ANNE OLARAK UYUYAMIYORUM'

Bundan sonrasını annesi Zülfiye Akman’dan dinliyoruz:

'Kızımın telefon günüydü, normalde 9-10 gibi ararken saat 12’de aradı. Hücresini basmışlar, kızımın kanını dökmüşler. Hücresinde arama yapıp el işi yaptığı yünlerini toplamışlar. Parasını ödediği halde kitaplarını ve dergilerini vermemişler. 1 ay önce yine bastılar hücresini, elinden ayağından sürükleyerek dışarı çıkarttılar. Biz bıktık bu baskılardan! Lütfen artık rica ediyorum, bu baskılar son bulsun. Cezaevi şartları iyileştirilsin diye benim kızım 270 gün ölüm orucunda yattı. Ölümden döndü, gözleri görmüyordu, su bile boğazından geçmiyordu. Doktor ‘Ayların, haftaların yok, senin günlerin sayılı’ dedi. Kızıma söz verdiler, şartlarını kabul ediyoruz dediler ama Şakran Cezaevi sözünde durmuyor. Doktor kaslarının gelişmesi için mutlaka yürümesi şart demese havalandırmasını da arttırmazlardı. Aile üyeleriyle aynı anda görüşü kabul etmişlerdi, onu da yaptırtmıyorlar. 20 dakika oğlum görüşüyor, 20 dakika ben görüşüyüyorum. Savcı ile görüştüm, ’Benim kızım şartları düzelmezse kaldığı yerden ölüm orucuna devam edecek. Ben kızımı tekrar ölürken görmek istemiyorum. Kızım ölümden döndü’ dedim. Buradan Şakran Cezaevi yönetimine sesleniyorum; verdiğiniz sözde durun, bu ağır tecridi kaldırın. Elinizi vicdanınıza koyun, kitap okumadan, el işi yapmadan dört duvar arasında tek başına nasıl zaman geçer ki? Ben bir anne olarak uyuyamıyorum. Sivil toplum örgütlerine de sesleniyorum; çocuklarımızın sesini duyun. Çocuklarımızın can güvenliği yok. Ne istiyorlar çocuklarımızdan? İlla birilerinin ölmesi mi gerekiyor? Ben kızımı bir daha can çekişirken görmek istemiyorum. Herkesi çocuklarımıza ses olmaya çağırıyorum.’’

Avukatı Berrak Çağlar, müvekkilinin 8 metrekarelik hücresinde yapılan aramada ‘ele geçirilenleri’ anlattı: Siperlik, şiş, yün ipleri ve kazak… Kişiyi koronavirüse karşı koruma önlemlerinden biri olan ve hem ölüm orucundan hem hastane koşullarından dolayı bağışıklığı düşük olduğu için hastane tarafından Akman’a verilen siperliğe el konulmuş. Bir diğer el konulan malzemeler, tek başına 8 metrekarelik hücrede zaman geçsin diye uğraştığı el işi malzemeleri; şiş ve yün ipleri… Hapishane yönetimi, hükümlülerin yazılı talebi üzerine kendi koruma memurlarını görevlendirerek dışarıdan temin edip içeri soktuğu yani hapishanenin izniyle içeri girip hükümlülere ulaştırılan şiş ve yün ipleri. Yönetim bununla da sınırlı kalmayıp o şiş ve yünlerden yapılan kazaklara el koydu.

Çağlar, yaşananları ağır tecrit koşulları içerisinde tecrit olarak anlatıyor: ‘’Siperlik, şiş, yün ipliği hapishanede ne zaman yasak oldu? Şiş ve yün ipliği tüm kadın hapishanelerinde bulunuyor. Tamamıyla bir keyfiyet ve fiziksel, psikolojik işkence bu. Sadece bununla da sınırlı değil, müvekkilime şu an kullanabildiği tek hakkı olan havalandırma hakkının iyileştikten sonra yeniden bir saat ile sınırlandırılacağı söyleniyor. Sağlık Bakanlığı bir kişinin sağlıklı olması için günde 10 bin adım atabilmesi gerektiğini söylüyor, 10 bin adım atılması için günde 80 dakika boyunca yürümeniz lazım. Bakın, bir kişinin izolasyon hücrelerinde tutulması zaten çok büyük bir hak kaybıdır. Hücre tipi hastaneler uzmanlara göre ölüm tuzakları zaten. Bu hücrelerde, kişiyi izole ederek yavaş yavaş öldürmek, psikolojisini bozmak, kendisine yabancılaştırmak isteniyor. Hücre tipi hapishanede bir kişiyi yıllardır tek başına tutuyorsun ve kitaplarını vermiyorsun, el işlerini elinden alıyorsun. Bu zaten ağır tecrit koşulları içerisindeki bir kişiye tecrit içinde tecrit uygulamaktır’’ Annesi üzerinden ulaştığımız Didem Akman ise, ‘’İnsanları ölüm orucuna sürüklüyorlar, ondan sonra ölüm orucu niye yaptın diyorlar’’ diye konuştu.