Akşener'den iktidara Sinan Ateş cinayeti tepkisi: Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan?

Akşener'den iktidara Sinan Ateş cinayeti tepkisi: Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan?
Yayınlanma:
A+ A-
İYİ Parti lideri Meral Akşener, Sinan Ateş cinayeti konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yüklendi: Her zaman olduğu gibi, yine bir katil dışarıda geziyor! Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan? Kendine gel! Bu nasıl bir yargı sürecidir?

Artı Gerçek - İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ülkü Ocakları'nın eski başkanı Sinan Ateş'in öldürülmesine ilişkin soruşturma konusunda iktidara tepki gösterdi. Bugüne dek Ateş'in ailesine saygı göstermek adına suikast hakkında konuşmadığını söyleyen Akşener, "Ancak suikastın üzerinden geçen 26 günün ardından görüyorum ki, bu olay artık aileyi aşmış ve devlet yönetiminde ciddiyetin, ne denli kaybolduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir" dedi.

Akşener, "Ülkemizde, can güvenliğinin, hukukun ve adaletin ne denli tahrip edildiği bir kez daha karşımıza çıkmıştır. Devletin, dört bir yanını saran mafyalar, simsarlar, tefeciler, uyuşturucu kaçakçıları gün gibi ortalığa saçılmıştır" diyerek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yüklendi. İYİ Parti lideri, "Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan? Kendine gel! Bu nasıl bir yargı sürecidir? Bu nasıl bir hukuk devletidir? Bu nasıl bir devlet yönetimidir?" diye sordu.

'BU DEVLETİN İÇİNDE NELER DÖNÜYOR?'

Akşener'in, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın ilgili bölümü şöyle: "Düşünebiliyor musunuz? Aşağılık suikastin üzerinde, birçok soru işareti varken toplum vicdanı, atılan her şaibeli adımla, yara alırken; milletimiz, devletini, topyekûn göreve çağırırken, adım atan, tek bir makam bile yok! Yazıklar olsun! Sayın Erdoğan! O hâlde, ben de sana soruyorum: Senin, yönettiğini iddia ettiğin, ama belli ki yönetemediğin, bu devletin içinde, neler dönüyor? Söyler misin; Bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Bu nasıl bir yönetim boşluğudur? Bu nasıl bir lakaytlıktır? Hani Dicle'nin kenarında, kurdun kaptığı koyun bile, senin mesuliyetin altındaydı?...

'GERÇEK FAİLLERİ ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞIYORLAR'

Madem öyle mesuliyet senin Sayın Erdoğan! Dicle’nin kenarında değil, başkentin göbeğinde, aşağılık bir suikastla, bir vatan evladına kıydılar! Üstelik bunu, herkesin gözü önünde yaptılar! Ve şimdi de, devletin gücünü kullanarak, gerçek failleri örtbas etmeye çalışıyorlar! Her zaman olduğu gibi, yine savcılar değişiyor! Her zaman olduğu gibi, yargı yine bir sopa olarak kullanılıyor! Her zaman olduğu gibi, yine bir katil dışarıda geziyor! Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan? Kendine gel! Bu nasıl bir yargı sürecidir? Bu nasıl bir hukuk devletidir? Bu nasıl bir devlet yönetimidir?"

GENÇLERİ SEÇİMDE 'MEMLKETELERİNE TAŞIMA' VAADİ

Akşener, seçimler öncesinde ikâmetlerini bulundukları şehirlere alamayıp oy kullanamama riskine giren gençleri de memleketlerine götüreceklerini açıkladı. İYİ Parti lideri, "Gerekirse, kapı kapı dolaşacak her bir gencimizin oyunu kullanması için tüm gücümüzle çalışacağız! Eğer ki, başvuru gününü, kaçıranlar olursa da hangi siyasi düşünceden olduğunun, hangi partiye oy vereceğini sormadan, sorgulamadan ikametgâhlarının bulunduğu şehirlere ücretsiz olarak götürülmelerini, oy kullandıktan sonra da geri getirilmelerini, İYİ Parti olarak, biz sağlayacağız" dedi. (HABER MERKEZİ)


Akşener'in, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmadan öne çıkanlar şöyle:

"Geçtiğimiz günlerde, İsveç’teki büyükelçiliğimizin önünde yaşanan ahlaksız hadiseye ilişkin birkaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle kutsal kitabımız, Kuran-ı Kerim’i yakmaya çalışarak, değerlerimize saldıran bu vandallık, bu barbarlık, bu düşmanlık; dünyanın hiçbir yerinde, fikir hürriyeti olarak, pazarlanamaz. Bu; düpedüz bir nefret suçudur! İsveç hükûmetinin, “insan hakları” kisvesiyle, bu duruma, yol vermesi ise; asla ve asla, kabul edilemez bir acizliktir. Bu acizliği, bir kez daha, şiddetle kınıyorum!"

'İSVEÇ HÜKÜMETİNİ YARGIYA ŞİKAYET EDECEĞİZ'

Artık çok açık şekilde anlıyoruz ki, iktidar bu konuda, kalıcı ve somut adımlar atmaya, kesinlikle niyetli değil. O halde biz, İYİ Parti olarak, bir adım atıyoruz. Üstelik bu adım İsveç Savunma Bakan’ının ülkemize gelişini ertelemekten veya yandaş kanallarda, mizansenler yazmaktan çok daha, sonuç odaklı bir adım. Az önce de söyledim, bu aşağılık eylem, fikir özgürlüğü olarak pazarlanamaz. Nitekim bunu sadece biz değil, İsveç’in de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de söylüyor. Sözleşme kapsamında bu şekilde korunan bir özgürlük yok. Yani, İsveç hükûmeti, bu eylemi engellememekle ve üstüne üstlük, yapılmasına müsaade etmekle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yükümlüklerini de ihlal etmiş bulunuyor. Dolasıyla, bu tablo karşısında biz de İsveç’te, İYİ Parti gönüllülerimizden bir grubu, hareket geçirdik. Cuma günü, Stockholm’deki bir yerel mahkemede failler hakkında, suç duyurusunda bulunacağız. Bu nefret suçunun gerçekleşmesine yol verdiği için İsveç hükûmetini, yargıya şikâyet edeceğiz. Ve nihai olarak, bu davayı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri kapsamında açacağız.

'SUİKASTI SİYASETE BULAŞTIRMAK İSTEMEDİM AMA...'

Bildiğiniz üzere, 30 Aralık Cuma günü başkent Ankara’mızın göbeğinde, gencecik bir akademisyenimize, Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı, Sinan Ateş’e karşı, aşağılık bir suikast düzenlendi. Daha önce de, bu kürsüden dile getirdiğim gibi ilk günden beri, yakından takip ettiğim, bu elim olaya Ateş ailesinin, talebi üzerine, siyaseti bulaştırmak istemedim. Güvenlik güçlerimizin olayın aydınlatılması için ellerinden geleni, yapacağına inandım. Bengisu ve Banuçiçek kızlarımızın göz yaşlarının yüzüsuyu hürmetine, devletin devletliğini, yargının da sorumluluğunun gereğini yapmasını bekledim.

Ancak, suikastın üzerinden geçen, 26 günün ardından görüyorum ki Bu olay, artık aileyi aşmış ve devlet yönetiminde ciddiyetin, ne denli kaybolduğu bir kez daha, gözler önüne serilmiştir. Ülkemizde, can güvenliğinin, hukukun ve adaletin ne denli tahrip edildiği bir kez daha karşımıza çıkmıştır. Devletin, dört bir yanını saran mafyalar, simsarlar, tefeciler, uyuşturucu kaçakçıları gün gibi ortalığa saçılmıştır. Düşünebiliyor musunuz? Aşağılık suikastin üzerinde, birçok soru işareti varken toplum vicdanı, atılan her şaibeli adımla, yara alırken; milletimiz, devletini, topyekûn göreve çağırırken; Adım atan, tek bir makam bile yok! Yazıklar olsun! Sayın Erdoğan!

'YİNE SAVCILAR DEĞİŞİYOR'

O hâlde, ben de sana soruyorum: Senin, yönettiğini iddia ettiğin, ama belli ki yönetemediğin, bu devletin içinde, neler dönüyor? Söyler misin; Bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Bu nasıl bir yönetim boşluğudur? Bu nasıl bir lakaytlıktır? Hani Dicle'nin kenarında, kurdun kaptığı koyun bile, senin mesuliyetin altındaydı?... Madem öyle mesuliyet senin Sayın Erdoğan! Dicle’nin kenarında değil, başkentin göbeğinde, aşağılık bir suikastle, bir vatan evladına kıydılar! Üstelik bunu, herkesin gözü önünde yaptılar! Ve şimdi de, devletin gücünü kullanarak, gerçek failleri, örtbas etmeye çalışıyorlar! Her zaman olduğu gibi, yine savcılar değişiyor! Her zaman olduğu gibi, yargı yine bir sopa olarak kullanılıyor! Her zaman olduğu gibi, yine bir katil dışarıda geziyor! Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan? Kendine gel! Bu nasıl bir yargı sürecidir? Bu nasıl bir hukuk devletidir? Bu nasıl bir devlet yönetimidir?

Biliyorum, sen kerim devlet anlayışımızdan nasibini alamadın. Görüyorum, milletimizden de koptun gittin. Ama artık maneviyatını da mı unuttun Sayın Erdoğan? Vicdanını da mı unuttun? Ahireti de mi unuttun?

Bengisu’ya, Banu Çiçek’e Ayşe Ateş’e borcun var sayın Erdoğan! Seçmeninin senelerdir sana oy verip seni ayakta tutan seçmeninin yeğeninin katilini bulmak devlet başkanı olarak görevin sayın Erdoğan. Bu görevini yerine getireceksin Erdoğan. Ben başkasını bilmem Sayın Erdoğan, 208’de yapılan seçimler sonrasında bu ülkenin tek hakini sensin Sayın Erdoğan, kanun da hukuk da adalet de sensin. Onun için diyorum ki sen bostan korkuluğu musun? Görevini yerine getir Erdoğan!

Şimdi bizim, bu rezalete susacağımızı, çevrilmek istenen dümenleri kabulleneceğimizi, Sinan Başkan’ı unutacağımızı zannediyorsan çok yanılıyorsun! Susmayacağız! Kabullenmeyeceğiz! Unutmayacağız! Gerçekler ortaya çıkana kadar, bu olayın peşinde olacağız! Bunu da böyle bilesin.

'ENFLASYON KONUSUNDA SERİ KATİLE DÖNDÜLER'

Hâlâ daha Nebati Bakan, çıkıp 'Kasım’da enflasyonun, boynunu kırdık. Aralık’ta, belini kırdık. Şimdi devamı gelecek. Bundan sonra, enflasyonla mücadelede, en rahat alandayız' diyor… yolunu kırdık, bacağını kırdık, şimdi neyini kıracaklar neresi kaldı? Enflasyon konusunda seri katile döndüler. Palavranın bini bir para… Hem, enflasyonla mücadeleden, söz ediyor; Hem de 'Türk Lirası'nı, değerli hale getirirseniz; sanayi yavaşlar, işsizlik olur. Türk Lirası'nı değersiz hâle getirirseniz ise bunun tam tersi olur' diyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Böyle bir cahillik, böyle bir iş bilmezlik olabilir mi? Hem enflasyonla mücadeleyi hem de Türk Lirası’nı değersiz hâle getirmeyi, aynı anda hedefleyemezsiniz. Birinden birini, öncelemeniz gerekir. Eğer ki, Türk Lirası’nın, değersiz olmasını savunuyorsanız; 'Yaşasın enflasyon!' demeniz gerekir. Ki zaten siz, düpedüz bunu savunuyorsunuz. En azından dürüst olun. Hadi, açık açık söyleyin. Hadi gidin 'Yaşasın enflasyon!' yazan, enflasyon canavarlı tişörtler bastırın. 'Yaşasın yoksulluk!' yazan, billboardlar yaptırın. 'Kahrolsun zenginlik, yaşasın fakirlik!' yazan broşürler yaptırın. Dürüstçe çıkın ve deyin ki; '20 yılın sonunda, bizim, Türkiye ekonomisi için, bulduğumuz çözüm budur: Biz, milletimize, zenginliği çok görüyoruz ve 'Yaşasın enflasyon' diyoruz.' Deyin de, kurtulun. İtiraf edin de, rahatlayın. Milletimize de, daha fazla bizzat kendinizin azdırdığı, ‘enflasyonla mücadele ediyoruz’ yalanını söylemeyin. Ayıptır günahtır.

Bu vesileyle, sizlerin aracılığıyla, Nebati Bakan’ı şimdiden uyarıyorum: Fazla ve büyük konuşmayın Sayın Bakan. Rahata da fazla alışmayın. Hatta, patronunuza da fazla güvenmeyin. Asla unutmayın, ekonomimizdeki tahribat konusunda Bay Kriz’in, ilk suç ortağı siz değilsiniz. Beceriksizlikte dünya lideri olmak kolay değil… Tek başına böyle büyük bir başarısızlığa imza atmak hiç kolay değil. Emin olun Bay Kriz, sizler olmadan bunu başaramazdı.

'VALLAHİ GÖZLERİNİZDEKİ IŞILTIYA HİÇ ALDANMAZ'

Ama malum, artık yolun sonu geldi… Sandık, artık ufukta göründü. Millete hesap verme gününe artık çok az kaldı! Şimdiden valizinizi toplamaya, masanızı boşaltmaya başlarsanız iyi edersiniz. Çünkü milletin Bay Kriz’e sandıkta çıkartacağı fatura karşısında ihaleyi üzerine yıkacak biri lazım olacak. Vallahi gözlerinizdeki ışıltıya hiç aldanmaz. O ihaleyi anında size yıkar, affetmez. Vallahi gözlerinizdeki ışıltıya hiç aldanmaz suçu üzerinize atar. Işıltı mışıltı hak getire olur gidersin gümbürtüye. Bir bakarsınız, Instagram’dan paylaşmak üzere duygusal bir metin kaleme alıyorsunuz.... Benden söylemesi…

Biz, İYİ Parti olarak, Durmuş Başkanımın bahsettiği sorunların farkındayız. STK İlişkileri Başkanlığımız Kalkınma Politikaları Başkanlığımızla birlikte bu önemli konuya dair, çalışmalarını tamamladı. Ormanlarımıza ve orman köylülerimizin yaşadığı sorunlara ilişkin çözüm önerilerimiz hazır. İYİ Parti iktidarında kalkınma stratejimizin, köy ayağını orman köylülerimiz ve orman kooperatifleriyle sağlayacağız. Bu doğrultuda, güçlenen ekonomimizle birlikte orman köylülerini, orman kooperatifçiliğinin anahtar bir paydaşı yapacağız. Onlara, gereken teşvikleri verecek, ormancılık politikalarıyla yakından ilişkilendireceğiz. Orman Kanunu’nda ormanlarımızı, vahşi madenciliğe açan, 16’ncı maddeyi değiştirip, stratejik olarak tespit edilmiş orman alanlarını belirleyecek ve bu alanlarda maden açılmasına izin vermeyeceğiz.

Ayrıca iktidarın, yalandan beslenen, yönetim anlayışı orman konusunda da kendisini gösteriyor. Bugün ülkemizde, ormanlarımızın azaldığı gerçeği bile gizleniyor. Mesela, bunun örneklerinden biri, neresi biliyor musunuz? İstanbul Havalimanı. Yanlış duymadınız. İnanabiliyor musunuz? İstanbul Havalimanı’nın olduğu bölge resmî kaynaklarda, hâlâ orman olarak gösteriliyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Böyle bir ciddiyetsizlik olabilir mi? Sonra, ahmaklık deyince kızıyorlar… Gerçekten ibretlik. İşte o nedenle biz, İYİ Parti iktidarında; Fiiliyatta azalan ormanlarımızı resmiyette artmış gibi gösteren bu kurumsallaşmış sahtecilikle sonuna kadar, mücadele edeceğiz. Her kurumda olduğu gibi Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerinde de şeffaflık ilkemizi, süratle hayata geçireceğiz. Bu kapsamda; aşırı odun üretimini de, kontrol altına alacağız. Orman yönetim planlarının, üzerinde üretim yapılmasına, asla müsaade etmeyeceğiz. Üniversitelerle, işbirliği yaparak, orman varlığının, bozulmayacağı bölgelerde, endüstriyel plantasyon alanlarının, oluşturulmasını sağlayacağız. Böylece Doğal ormanlarımızın, yok edilmesine izin vermeyecek suni ormanlarımızı ise çoğaltacağız.

'ÖZEL AĞAÇLANDIRMA HAKKININ ORMAN KÖYLÜSÜNE VERİLMESİNİ SAĞLAYACAĞIZ'

Bunların dışında bir başka hayati konumuz da, orman yangınları… Ülkemiz maalesef, bir orman yangını kriziyle, karşı karşıya. Her birimizde, derin izler bırakan bu yangınlar, doğamızda, büyük tahribatlara yol açıyor. Bu kaybı telafi etmek için ormanlaşma çalışmalarına, hız kazandıracağız. Özel ağaçlandırma hakkının da, öncelikli olarak, orman köylüsüne ve orman kooperatiflerine verilmesini sağlayacağız. Ülkemizin, Paris İklim Anlaşması’nda da taahhüt ettiği gibi, ormanlarımızın varlığının arttırılması için, ne gerekiyorsa yapacağız. Tek bir ağacımızın daha, küle dönmesinin önüne geçmek için, topyekûn bir seferberlik başlatacağız. Bunun için de; Mevcut iktidar gibi, iş işten geçtikten sonra, tribüne oynayan tedbirler almak yerine önleyici tedbirler alacağız. Ayrıca eskiden olduğu gibi orman köylülerimize yeniden yangınla mücadele eğitimleri vereceğiz. Her an tetikte olan bir anlayışla; Özellikle riskli bölgelerdeki çalışanlarımızın, rotasyonsuz bir şekilde, görevlerinin başında olmasını sağlayacak; hava ve kara ekipmanlarına da, gerekli yatırımı yapacağız.

Ak Parti iktidarının, 20’nci ve son yılında açık ve net olarak ortada duran, bir gerçek var. Bu gerçek artık, malımıza, canımıza, doğamıza sahip çıkamadıkları gerçeğidir. Bu gerçek; Artık, ülkemizi yönetemedikleri gerçeğidir. Bu gerçek; Ak Parti’nin artık, devletimizin sırtında, kambur; milletimizin ayağında, diken; ülkemizin de, önünde engel olduğu gerçeğidir. Peki bu tablo karşısında, Türkiye çözümsüz mü? Elbette değil! Türkiye çaresiz mi? Elbette değil! Devletimiz sahipsiz mi? Elbette değil! Milletimiz kimsesiz mi? Elbette değil! Artık biz varız! Artık İYİ Parti var! Biz buradayız! Milletimizin dertlerine, getirdiğimiz çözümlerimizle, biz hazırız! Ülkemizi, hak ettiği lige taşıyacak, projelerimizle, biz hazırız! Zengin, güçlü ve mutlu bir Türkiye vizyonumuzla, biz hazırız! Bu büyük vizyonu, hayata geçirecek, liyakatli kadrolarımızla, biz hazırız! Atatürk'ümüzden aldığımız, ilhamla; Cumhuriyet değerlerimizden aldığımız, feyzle; Milletimizin, kutlu iradesinden aldığımız, güçle; biz hazırız!

'BU BARİZ BİR BİÇİMDE ERKEN SEÇİMDİR'

Yalnız belli ki Sayın Erdoğan da, durumun farkında… O yüzden, bu kadar korkuyor. O yüzden, uykuları kaçıyor. O yüzden, bileğinin hakkıyla alamayacağı seçimi; küçük hesaplarla, mini çakallıklarla, zihni sinir dümenlerle ve kendince sevimli kurnazlıklarla alabileceğini zannediyor… Biliyorsunuz, Sayın Erdoğan, seçim tarihini, 14 Mayıs olarak açıkladı. Yani, yine bir erken seçim yaşayacağız. Her ne kadar kendisi; 'Erken seçim demeseeek…', 'seçimi öne almak deseeek…', 'seçim tarihini, güncellemek deseeek…' diyerek, oldukça gülünç bir biçimde, lafı çevirmeye çalışsa da; bu, bariz şekilde, bir erken seçimdir! Peki, bugüne kadar biz ne zaman 'bir an önce, seçim kararı açıklayın' desek, ‘seçim vaktinde olacaktır' diye bize nutuk atanlar neden şimdi seçimlere bu kadar az bir süre kala erken seçim kararı aldılar biliyor musunuz? Çünkü, gençlerden korkuyorlar! Çünkü gençlerin oy kullanmasından korkuyorlar! Çünkü gençlerin onları sandığa gömeceklerini çok iyi biliyorlar! Okulların açık olduğu bir zamanda hatta sınavların olduğu bir döneminde seçim yapmak demek; Gençlere, 'oy kullanmayın' demektir! Bu kadar basit.

'GENÇLERİ SEÇİM İÇİN BİLGİLENDİRECEĞİZ'

İktidar, şunu çok iyi biliyor ki öğrencilerimizin birçoğunun, ikametgahı, okuluyla aynı şehirde değil… Yani seçim için, memleketlerine dönmek zorundalar. Üstelik, birçok öğrencimizin de, oy kullanmak için, memleketlerine gidip, geri dönecek, durumu yok… Ne aileleri, ne de kendileri, otobüs biletini bile, karşılayacak güce sahip değil… Sevgili gençler! Kimse merak etmesin! Artık biz varız. Biliyorsunuz, İYİ Parti olarak bizim için bu tip tezgâhları bozmak, özel bir ilgi alanı… Kurulduğumuz günden beri hamdolsun uzmanı olduk. Ve her zaman olduğu gibi, evelallah, bu tezgahı da bozacağız. Gençleri, görmezden gelerek, susturarak, yok sayarak plan yapanların planlarının tamamını boşa çıkartacağız! Cumhuriyetimizin esas sahibi gençlerimizin en kutsal haklarını kullanmaktan mahrum bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz!

İşte bu nedenle, İYİ Parti Gençlik Politikaları olarak bir seferberlik başlatıyoruz! İster şehir içinde, ister şehir dışında otursunlar, fark etmeksizin gençlerimizin bulundukları şehirlerde oy kullanabilmeleri için atmaları gereken adımlara yapmaları gereken başvurulara dair onları tek tek bilgilendireceğiz. Gerekirse, kapı kapı dolaşacak her bir gencimizin oyunu kullanması için tüm gücümüzle çalışacağız! Eğer ki, başvuru gününü, kaçıranlar olursa da hangi siyasi düşünceden olduğunun, hangi partiye oy vereceğini sormadan, sorgulamadan ikametgâhlarının bulunduğu şehirlere ücretsiz olarak götürülmelerini, oy kullandıktan sonra da geri getirilmelerini, İYİ Parti olarak, biz sağlayacağız!"

Ayrıntılar geliyor...

Öne Çıkanlar