Yeşil Sol Parti’den Kürt Sorunu ve anayasa açıklaması: ‘Mutlak tecrit sürüyor, yasasızlık dayatılıyor’

Yeşil Sol Parti’den Kürt Sorunu ve anayasa açıklaması:  ‘Mutlak tecrit sürüyor, yasasızlık dayatılıyor’
Yeni yasama yılında Meclis’te açıklama yapan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürt meselesi, anayasa tartışmaları ve tecrit konusuna dikkat çekti: “Kürt sorunu çözülmedikçe, Türkiye halkları bunun bedelini ağır ödemeye devam edecektir."

ANKARA - Yeşil Sol ve Gelecek Partisi (Yeşil Sol) Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın yeni yasama dönemi ve anayasa tartışmalarına ilişkin Meclis basın kapısında basın açıklaması gerçekleştirdi. Uçar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerekirse baldıran zehri içebileceği sözlerini hatırlatarak, şimdi ise Kürt sorununu yok saydığını söyledi. Uçar, “Kürt sorunu çözülmedikçe, Türkiye halkları bunun bedelini ağır ödemeye devam edecektir” dedi.

Şiddet ve çatışma ortamı devam ettikçe yoksulluğun katlanarak arttığını söyleyen Uçar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Savaşa yatırılan bütçe ile soframızdan ekmeğimiz aşımız çalınmakta, dışa bağımlı ekonomi ile belimiz bükülmekte, devlet içinde çeteler büyümekte, hukuk ve adaletsizlik her alanın sistemli bir kuralı haline gelmektedir. Güvenliğimiz tehlikede söylemi ile kerameti kendinden menkul güvenlik rejimi yaratılarak yoksulun ekmeği kurşuna ve silaha feda ediliyor. İmkan verilsin bir hafta içinde barış ortamını sağlarım diyen sayın Öcalan’ın güçlü ve etkin varlığına ve sözüne karşılık halen savaş ve yoksullaştırma siyasetine devam edilmesi, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünü isteyenlerin, savaştan medet umanların hesabını ve çıkarlarını göstermeye devam ediyor. Bizler bu kirli hesaplara karşı toplumun iyiliğini, geleceğini, umudunu savunduk ve savunmaya devam ediyoruz.”

‘MUTLAK TECRİT SÜRMEKTE’

“Kürt meselesinin çözümünde güçlü bir ortak yaşam perspektifine sahip olan Sayın Öcalan’ın ikinci yüzyıla girerken etkili rolünü ve misyonunu oynayabileceği koşulların oluşturulmasını istiyoruz” diyen Uçar, şu açıklamalarda bulundu:

“Bu rol ve misyonuna rağmen ilgili uluslararası sözleşmelere, evrensel hukuk ilkelerine ve anayasaya aykırı olan ağırlaştırılmış mutlak tecrit, mutlak iletişimsizlik halinde sürmekte ve ne ailesiyle ne de avukatlarıyla görüştürülmemektedir. Tecridin mutlak hale getirilmesi devletin kuruluşundan bu yana rejime ana karakterini veren Kürt meselesinde, halkların acısında ısrar ve bu ülkenin barışına, demokrasisine ipotek konulması anlamına gelmektedir. Tecridin ve ipoteğin son bulması için bir an dahi beklenmeksizin adım atılmalıdır. Adalet Bakanlığı, bağlayıcı muhatap olarak açıklama yapmak zorundadır fakat açıklama yapmak yerine tecrit yok demektedir. Yok dediği tecridi bugün bütün dünya konuşmaktadır.”

'ÇÖZÜM YERİNE ADALETSİZLİK REJİM HALİNE GELDİ'

Uçar, iktidarın antidemokratik uygulamalarla toplumu nefessiz bıraktığını ve çözüm yerine adaletsizliği rejim haline getirdiğini belirtti. Uçar, “Bugün ülkede ve dünyada hemfikir olunan esas mesele Türkiye’deki bütün krizlerin temelinde Kürt sorununun çözümü konusunda yürütülen çözümsüzlük siyasetinin olduğudur. İnkara gelmez bu hakikat, yani Kürt sorunu, iktidar tarafından içi boş, hamasi söylemler ve yaşanmış yüzyılın muhasebesini, geleceğini, barışını reddeden politikalarla ısrarla varlığını sürdürmektedir” dedi.

‘GEZİ DAVASI’NA YÖNELİK VERİLEN KARARLAR YOK HÜKMÜNDEDİR’

Öcalan üzerinde uygulanan tecride yönelik Türkiye’de 29 baroya kayıtlı 775 avukatın Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na görüşme talebinde bulunduğunu söyleyen Uçar, şu açıklamalarda bulundu:

“Sadece 2022 yılında 30’un üzerinde ülkeden 2 bin avukat aynı meşru talebi dile getirip görüşme talebinde bulundu. Dünyada Adalet Bakanlığı’na, CPT’ye başvuru var. Konuyu bütün dünya gündemine almışken, Türkiye tecrit yok diyor. Dahası artık 'tecrit var' diyen de tecrit ediliyor ve derhal soruşturmalar açılıyor. Her yerde karşımıza çıkan tecrit, yeni rejimin hukuksuzluğu, cezaevinden gündelik yaşama kadar her yerde demokratik taleplerin, demokratik itirazların ve demokratik kamuoyunun önüne çıkarılmaya devam ediliyor.

Çok değil daha iki gün önce Türkiye’de her kesimin ortak savunduğu bu iktidarın adaletsizliğine, hukuksuzluğuna ve yolsuzluğuna karşı eşit, özgür, ortak bir yaşamın idealiyle yan yana gelindiği Gezi direnişi sonrası başlatılan Gezi Davası’na verilen kararlar her yönüyle yok hükmündedir. Çünkü ortak yaşam ideali, eşitlik talebi meşrudur, yok edilemez.”

Uçar’ın konuşmasından satır başlıkları şu şekilde:

“Aynı şekilde Kobanê kumpas davasında olduğu gibi yürütülen bu davalar, verilen kararlar yeni düzen olarak uygulanan tecrit rejiminin bağımsız ele alınamaz. Bugün Kürt meselesi ve tecrit sadece Kürt halkının sorunu değildir. Tüm halkların sorunudur. Kürt meselesinin çözümsüzlüğü aynı zamanda gençliğe, emekçiye, kadına, çocuğa açlık sefalet anlamına gelmektedir.

Çözümün tartışılacağı, konuşulacağı en güçlü zeminlerden birisi de Meclis'tir. Bugün Meclis Kürt sorununun çözümünde tarihsel bir sorumluluk ve zorunlulukla karşı karşıyadır. İkinci yüzyılın arefesinde yüzleşilmesi gereken tarihsel bir hakikatin muhasebesinin yapılması ve demokrasi ile cumhuriyet arasındaki en büyük çatlağın kapatılması gerekmektedir.

‘TÜRKİYE’NİN YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYE İHTİYACI VAR’

Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı vardır. Yeni toplumsal sözleşmenin önemli bir boyutu ise demokratik bir anayasadır. Toplumu demir kafese alan, katil ulus devlet mantığı yerine toplumsal çeşitliliği zenginlik olarak gören, yurttaşlığın ve ulusun demokratik bir biçimde tanımlandığı, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve ekolojik bir toplum modelinin oluşturulduğu yeni bir toplumsal sözleşmenin inşası tüm ezilen kesimler açısından hayatidir.

Şimdi yeni bir anayasa tartışması gündemdedir. Biz Yeşil Sol Parti olarak toplumdan yana her türlü düzenlemenin, sivil bir anayasanın ihtiyacını her zaman vurguladık ve mücadelesini verdik. Yapılmak istenen bu anayasa gerçekten kim veya kimler için yapılıyor? Anayasayı tanımayan bir iktidar var. Anayasada temel haklar kategorisinde olan haklarımızdan bile faydalanamıyoruz. Böylesi bir durumda tam olarak neyi değiştirmek istiyoruz.

Bizim gördüğümüz şey şudur: yasasızlık dayatılıyor. Tekrar ediyoruz: demokrasiye ve özgürlüğe açılan kapının toplumsal inşasını ifade edecek demokratik bir anayasa ancak Türkiye halklarının barış temelinde, eşit ve ortak yurttaşlık temelinde yaşayacağı demokratik bir cumhuriyetin inşa mücadelesi ile mümkün olacaktır. Yeni anayasa haklara ve özgürlüklere dair olmadığı sürece demokratik bir anayasanın gerçek olmayacağı aşikardır.” (ARTI GERÇEK)

Öne Çıkanlar