50 yıl önce Brüksel'de yükselen 2 çığlık

1976'da kadınlara karşı işlenen suçlar üzerine uluslararası mahkeme kurulurken, emekçi kadınların hakları ve mücadeleleri üzerine dört ayrı dilde kitap yayınlanmıştı

Bugün tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de kadınların uğradıkları baskılara ve dışlanmalara karşı, hak eşitliği için seslerini yükselttikleri Dünya Kadınlar Günü...

Bundan tam 169 yıl önce, New York'taki bir tekstil fabrikasında başlattıkları grevin polis tarafından kanlı şekilde bastırılmasına karşı uluslararası tepkiler, ilk olarak 1910’da, 2’nci Enternasyonale bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda, Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg tarafından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak benimsenmesi önerisiyle enternasyonalist bir boyut kazanmıştı.

1921’de Moskova’da 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak adlandırılan 8 Mart'ın kutlanması "antikomünist histeri ve baskılar" nedeniyle yarım yüzyıl boyunca, Türkiye de dahil, dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmıştı.

Bu yasağın ortadan kalkması ve "Dünya Kadınlar Günü”nün tüm dünyada kutlanabilmesi ancak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 8 Mart'ı 16 Aralık 1977 tarihinde “Dünya Kadınlar Günü” ilan etmesiyle mümkün olacaktı.

Birleşmiş Milletler'in bu kararı almasına, bundan tam 50 yıl önce, 1976'da Avrupa Birliği'nin merkezi Brüksel'de art arda gerçekleştirilen iki etkinliğin de büyük katkısı oldu.

Sürgünümüzün üçüncü yılında legale çıkarak İnfo-Türk'ü kurmak üzere Brüksel'e örgütlenmeye başladığımızda mücadelemize destek olan Belçikalı şahsiyetlerden birisi de, ülkenin en mücadeleci kadın sendikacılarından Emilienne Brunfaut idi.

Emilienne daha 1936 yılında Belçika İşçi Partisi'nin kadın emekçilerin haklarını savunmak üzere kurduğu sendikal komisyonun yöneticiliğini üstlenmiş, 2. Dünya Savaşı'nda ülke Nazi Almanyası'nın işgali altındayken Fransa'nın güneyinde sürgün yaşadıktan sonra 1946'da sosyalist sendika FGTB'nin kadın emekçiler komisyonunu kurmuştu.

1974'te Brüksel'de İnfo-Türk'ü kurarak Türkçe yayınlarımızın yanı sıra Belçika sendikalarının ve insan halkları örgütlerinin Fransızca gazete ve broşürlerini baskıya hazırlarken, bu çalışmaları Türkiyeli sürgün bir kadın gazetecinin yürütüyor olmasından son derece etkilenmiş ve bizimle çok sıcak bir dostluk ilişkisi kurmuştu.

Unutmam mümkün değil... Türkçe yayınlar için teksir baskıda kullanılacak mumlu kağıtlara ya da ofset baskıya verilecek sayfalara Türkçe yazıları Türkiye'den getirttiğim benim emektar Hermes Baby ile yazmak mümkün değildi... Bunu için Türkçe döner kafa ile dizgi yapabileceğim bir IBM daktilo makinesine ihtiyaç vardı. Yokluk dönemimizde onu da Emilienne bulup getirtmişti. Türkçe kafaları ise, 1971 darbesinden sonra Türkiye'de aranırken eşi Hacer Tuğsavul'la birlikteki aile pasaportunu tahrif ederek sürgüne çıkmamızı sağlamış olan kayınpederim Burhanettin Tuğsavul göndermişti.

1975 yılında Çalışma Bakanlığı'nda kurulan Kadın Emekçiler Komisyonu başkanlığını üstlenen Emilienne, aynı zamanda, Dünya Kadınlar Günü'nün Birleşmiş Milletler genel kurulunda onaylanmasını sağlamak için Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi ülkelerde yürütülen kampanyanın başını çekiyordu.

Dahası, bir yıl sonra Simone de Beauvoir, Jeanne Moreau ve Gisèle Halimi'nin de aralarında bulunduğu kadın hakları savunucularıyla birlikte kadınlara karşı işlenen suçları yargılayacak bir Uluslararası Mahkeme kurulması girişiminde yer alacaktı.

4-8 Mart 1976 tarihlerinde 40 ülkeden 2 bine yakın kadın Brüksel'de bir araya gelerek ekonomik eşitsizlik, tecavüz, genital mutilasyon, ensest, siyasi tutuklama ve işkenceler, aile içi şiddet, zorla fuhuş, pornografi ve kadın cinayetleri gibi konularda bir dizi karar alacaktı.

Sendikacı Emilienne tüm bu çalışmaları büyük bir kararlılıkla, geceli gündüzlü çalışarak yürütürken, 1976 başında bize Avrupa çapında büyük bir proje ile geldi...

15 Avrupa ülkesi sendikalarının üye olduğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu içerisinde de emekçilerin temsilcisi durumunda olan Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ASK)'nin Nisan 1976’da Londra’da toplanan büyük kongresi, çalışan kadına eşit haklar tanınması konusunda bir bildirge yayınlamış ve bu konuda bir Beyaz Kitap yayınlamasını kararlaştırmıştı.

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri Hinterscheidt, çeşitli ülkelerden uzman kadınların hazırladığı kitabın mizanpaj ve baskıya hazırlama sorumluluğunu, teknik yönetmeni Türkiyeli bir kadın emekçi olduğu için bizim İnfo-Türk'e verdi.

Yabancılar polisi tarafından daha önce Hollanda'ya sınırdışı edildiğim için, Belçika'da zaten kaçak olarak bulunuyor, hem yayınlarımızın redaksiyonunu, hem de İnci'nin çalışmalarına yardımı illegal olarak yürütebiliyordum. Bu bakımdan İnci'nin kitapla ilgili çalışmalarına fazla el veremedim.

Buna rağmen İnci, Emilienne ile günlerce birlikte çalışarak Beyaz Kitap‘ı dört ayrı dilde, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Norveççe, yayına hazır hale getirdi.

Kitabın yayını çalışan kadınların haklarının, uğradıkları baskıların, verdikleri mücadelenin kamuoyunca daha iyi anlaşılmasına büyük bir katkı oldu.

Kitap tam yayınlanmıştı ki, Belçika Devlet Güvenlik Birimi, Türk Devleti'nin dayatmaları sonucu, Brüksel'deki Birleşmiş Milletler Delegasyonu'na “Özgüden-Tuğsavul çiftinin Belçika’da bulunmaları kesinlikle sakıncalıdır” şeklinde bildirimde bulundu.

O zaman da kıyamet koptu. Bu baskılar nedeniyle Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'nun Belçika'da üyesi olan iki sendika federasyonu CSC ve FGTB’nin Türkçe gazetelerinin yayınlanması tehlikeye girecekti.

Hem Belçika'daki iki sendikanın, hem de kitabını yayına hazırladığımız Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'nun kararın gözden geçirilmesi için Belçika Hükümeti’ne baskı yapmaları üzerine 1976 Eylül'ünden itibaren ikimize de Çalışma Bakanlığı tarafından çalışma izni, ardından da Yabancılar Polisi tarafından oturma izni verildi.

Ne var ki, Türk Devleti'nin baskıları asla tükenmeyecek, İnci de, ben de, 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra sürgündeki yüzlerce yoldaşımızla birlikte Türk vatandaşlığından çıkartılacaktık.

Dahası, Fransız televizyonu A2'deki bir programda Türkiye'de Kürt, Ermeni ve Asuri nüfusuna yapılan baskıları açıkladığım için bir "siyasal sürgün" olarak mülteci pasaportuyla Fransa'ya girmem Türk Devleti'nin baskısıyla Fransız Devleti tarafından yasaklanacak, seyahat özgürlüğü kazanabilmek için Belçika vatandaşlığına geçme talebim de yine Türk Devleti'nin baskısıyla Belçika Kraliyet Savcılığı tarafından yıllarca reddedilecekti.

Bu yeni baskılar döneminde de en büyük dayanışmayı Belçika'nın iki sendikal federasyonu gibi Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'ndan gördük, onların desteği sayesindedir ki Belçika Federal Meclisi bu ülkenin vatandaşlığına kabulümüzü onayladı.

Dahası, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, Türkiye'de üyesi yokken bile Türkiye'deki sendikal mücadeleyle, özellikle de 12 Eylül 1980 darbesinden sonra faşist yönetimi tarafından kapatılan ve yöneticileri işkenceden geçirilip hapsedilen DİSK'in yöneticileriyle büyük dayanışma içinde oldu.

İnci de, ben de, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, Türkiye'de ve dünyada kadın hakları içuin mücadele vermiş olan tüm kadınlar gibi, tüm yaşamını sendikal mücadeleye ve kadın haklarının savunmasına hasretmiş olan, tanıştığımız günden itibaren bizimle de, Türkiye'deki sendika ve kadın hakları mücadelesiyle her daim dayanışma içinde olan dostumuz Emilienne Brunfaut'yu da saygıyla anıyoruz.