Tayyip dostu uluslararası savcının akıbeti
'Cinsel taciz' nedeniyle görevine son verilen UCM başsavcısı Kerim Ahmed Han Türk Devleti’ne karşı La Haye’deki mahkemede dava açılmasını da engellemişti
Yıllardan beri Türkiye’de adaletin bağımsızlığını ayaklar altına alarak tüm yargıçları ve savcıları Devlet Terörü’nün emir erleri yapan Cumhur İttifakı, bu cüretkârlığını ülke sınırları dışına da taşıyarak tam iki yıl önce Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin başsavcısı Kerim Ahmed Han’ı da kontrolü altına almıştı.
Ancak New York’tan gelen bir son haber, sadece Kerim Ahmed Han için değil, bu kişiyi üç yıldır bir piyon olarak kullanan Tayyip Erdoğan iktidarı için de tek kelimeyle utanç verici… New York’taki Birleşmiş Milletler’in kapalı kapıları ardında yapılan diplomatik görüşmelerde, UCM üyesi 125 devletin temsilcileri, 2021’den beri görevde olan başsavcı Kerim Ahmed Han’ın, hakkında yürütülen cinsel taciz soruşturması kapsamında, “ciddi suistimal” nedeniyle görevden alınmasına karar vermiş bulunuyor.
Görevden alınan başsavcı Kerim Ahmed Han, UCM bünyesinde yardımcılığını yürüten bir çalışanına cinsel tacizde bulunmakla suçlanıyor.
2023 yılında Rusya Devlet Başkanı Putin hakkında UCM’den "tutuklama" kararı çıkarttırmış bulunan Kerim Ahmed Han, Rusya’nın güneyindeki Türkiye’de yıllardır insan haklarının sürekli ayaklar altına alındığını, muhalif partilerin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, demokrasi savunucularının zindanlarda yattığını hiçe sayarak, 17 Şubat 2024 tarihinde Münih'teki 60. Güvenlik Konferansı sırasında Türkiye'nin eski MİT Müsteşarı ve bugünkü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Türk bayrağı önünde bir araya gelerek poz vermiş, ardından da onunla Gazze'de yaşanan insanlık dramı konusunda görüş alışverişinde bulunmuştu.
İnanılır gibi değildi, Uluslararası Ceza Mahkemesi de, kendi Twitter sayfasında bu görüşmeyi, Türk bayraklı buluşma fotoğrafıyla birlikte, "UCM başsavcısı Kerim Ahmed Han Münih'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmekten memnunluk duydu" yorumuyla duyurmuştu.
İktidarın hizmetindeki medya da bu buluşmayı Tayyip hariciyesinin yeni bir başarısı olarak yansıtmıştı.
Olaya tek tepki, 24 Eylül 2021'de Cenevre'de Ankara rejimini "işkence, yoketme, basın özgürlüğünü çiğneme, cezasızlık, yargı bağımsızlığını ve adalete erişimi ihlal ve insanlığa karşı suçlar" konularında sorumlu bularak mahkum etmiş olan Türkiye Mahkemesi (Turkey Tribunal)'dan gelmişti.
1998'den 2012'ye kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde yargıçlık yapmış olan Prof. Françoise Tulkens başkanlığındaki Turkey Tribunal, Twitter'daki sayfasında, UCM'nin Fidan-Kerim Ahmed Han buluşmasına ilişkin duyurusunu "Münih Güvenlik Konferansı'nda skandal... UCM başsavcısı Kerim Ahmed Khan, Türkiye içinde ve UCM mensubu devletler de dahil olmak üzere Türkiye dışında çok sayıda masumun kaçırılmasını organize etmesiyle bilinen MİT eski başkanı ile el sıkıştı" diye eleştirmişti.
Turkey Tribunal'in kurulduğu tarihten bu yana Türkiye'de insan haklarının çiğnenmesine karşı verdiği mücadeleyi hep yakından izlemiş, Artı Gerçek'teki çeşitli yazılarımda da yansıtmıştım.
Turkey Tribunal, 1 Mart 2023 tarihinde, Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupa Yargıçları (MEDEL) ve Belçika avukatlık bürosu VSA ile birlikte Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde Türk Devleti aleyhine bir dava açmış bulunuyordu.
Davanın açılışını kamuoyuna duyurmak üzere La Haye'de yapılan, benim de tanık olarak konuştuğum basın toplantısında, davacı örgütler adına sunuş yapan Belçika'nın eski başbakan yardımcılarından Prof. Dr. Johan Vande Lanotte Türkiye'deki insan hakları ihlalleri üzerine şöyle diyordu:
"Mahkemeye yapılan başvuru, kimliği belirlenmiş veya belirlenebilir 800 kişiye ilişkin 463 bireysel işkence beyanı içermektedir. İfadeler, işkencenin nasıl geniş ve sistemli bir şekilde uygulandığını ayrıntılı olarak açıklamaktadır. Türkiye İnsan Hakları Derneği'nden alınan kanıtlar da, örgütün 2003-2021 döneminde işkence ile ilgili yılda ortalama 1.460 şikayet aldığını ve sistematik işkencenin 2022'de de devam ettiğini göstermektedir.
"Mahkemeye yapılan başvuruda 109 kişiyle ilgili ülke dışı ve ülke içi zorla kaybettirme vakası belgelenmiştir. Türk devleti yurt içindeki kayıp vakalarına karıştığını her zaman inkâr ederken, yetkililer sürekli olarak yurt dışında yapılan yasa dışı kaçırmalarla övünmektedir. En son Temmuz 2021'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir Türk öğretmenin yabancı bir ülkeden kaçırılışına ait görüntüsünün teşhir edildiği bir basın toplantısı yapmıştı. O belgede kaçırılan kişinin maruz kaldığı işkencenin izleri de görülmekteydi.
"Uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal eden tutuklamalara gelince, resmi Türk istatistikleri 2015-2021 döneminde 2.217.000 kişi hakkında 'terör örgütü' üyeliği iddiasıyla soruşturma başlatıldığını göstermektedir. 560.000 kişi yargılanmış, 270.000'i terör örgütü üyesi olmakla suçlanan 374.000 kişi hapse mahkûm edilmiştir. Rejim muhalifi sayılan kişilerin mezarlarını ziyaret etmek veya cenazelerine katılmak bile tutuklanma nedeni olmaktadır.
"Kanıtlar, Türk Devleti'nin yüzbinlerce insana karşı, sırf Erdoğan rejiminin düşmanı olarak algılandıkları gerekçesiyle suç işlediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu suçlardan sorumlu olan kişiler, yaptıklarının uluslararası hukukun tüm temel kurallarına aykırı olduğunu biliyorlardı, ancak cezasız kalacaklarından emindiler.
"Uluslararası Ceza Mahkemesi bu cezasızlığı durdurmak için kurulmuştur ve bizim davamızda da bunu yapmalıdır. UCM başsavcısını bu davayı ele almaya ve hiçbir bireyin, NATO ittifakı üyesi bir ülkenin üst düzey yetkilisi olsa bile, hukukun üstünde sayılamayacağını kanıtlamaya çağırıyoruz."
Davanın açılışının üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 25 Ocak 2024'te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye yöneticileri için hiç de onur verici olmayan 2023 yılı istatistikleri raporunu yayınladı... Belgede, o yıl aleyhinde en yüksek başvuru sayısına sahip ülkenin Türkiye olduğu, bu mahkemede açılan 68.450 davanın 23.397'sini, yani yüzde 34,2'sini Türkiye menşeli davaların oluşturduğu belirtiliyordu.
Buna rağmen, üzerinden yıllar geçtiği halde, başsavcı Kerim Ahmed Han Ankara rejimi aleyhindeki bu haklı şikayet konusunda nasıl bir çalışma yürüttüğünü asla açıklamadı.
Oysa, Uluslararası Ceza Mahkemesi, başsavcı Kerim Ahmed Han tarafından açılan davada, 17 Mart 2023'te, Rusya'nın Ukrayna'yı işgale başlamasının ardından 16 bin'den fazla Ukraynalı çocuğun zorla Rusya'ya götürüldüğü gerekçesiyle Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çocuk Hakları Komiseri Maria Lvova-Belova hakkında, hangi ülkede bulunurlarsa bulunsunlar, tutuklanmaları kararı çıkartmıştı.
Ancak Recep Tayyip Erdoğan uluslararası adaletin kendisine dokunmayacağından o denli emindi ki, 2 Aralık 2023'te, Birleşik Arap Emirlikleri'ni ziyaretinden dönüşünde yandaş gazetecilerle uçakta yaptığı söyleşide şöyle diyordu: "3 bin’e yakın avukat La Haye'de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gerekli başvuruyu yaptı. İstanbul Milletvekilimiz Cüneyt Yüksel, bu heyetin içerisindeydi. La Haye'de’deki süreci de takip edecekler. Oradan beklentimiz, Netanyahu başta olmak üzere suçüstü yakalanan bu soykırımcıların, bu Gazze kasaplarının gereken cezayı almalarıdır."
Erdoğan’ın bu direktifi üzerine UCM başsavcısı Kerim Ahmed Han, Netanyahu'nun tutuklanmasını isteyecek, ancak İsrail yanlısı devletlerden gelecek tepkileri yumuşatmak için, Netanyahu ile birlikte, Erdoğan'ın daha bir ay önce İstanbul'da ağırlayarak Filistin direnişinin lideri olduğunu yedi düvele ilan ettiği Haniye'nin de tutuklanmasını talep etmek zorunda kalacaktı.
Sadece Uluslararası Ceza Mahkemesi mi? Aynı derece vahim olan, Türkiye Cumhuriyeti'nin ta 40'lı yıllardan beri üyesi olduğu Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi ile çeyrek yüzyıldır aday üyesi olduğu Avrupa Birliği'nin "yasak savma" kabilinden bazı açıklamalar dışında bu islamo-faşist rejime karşı hiçbir ciddi yaptırım uygulamaması, stratejik, ekonomik ve askeri çıkarları için Recep Tayyip Erdoğan ve adamlarını muhatap almaya devam etmekte olmasıydı.
Yarım yüzyılı aşan bir süredir önce 12 Mart ve 12 Eylül cuntalarına karşı, 20 yıldır da AKP diktasına karşı yurt dışında mücadele yürütürken defalarca yakından tanığı olduğum bu oportünizm ve teslimiyete direnebilen tek kurum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi oldu.
Ne yazık ki, onun Türkiye zindanlarında çürütülen ya da temel hakları gasp edilen yurttaşlar lehine aldığı kararlar, Selahattin Demirtaş örneğinde olduğu gibi, Türk adaleti tarafından çoğunca hiçe sayıldı.
Ukrayna Krizi'nin ardından Rusya'yı derhal üyelikten dışlamış olan Avrupa Konseyi'nin Bakanlar Konseyi’nden ve Parlamenterler Meclisi'nden de AİHM'nin kararlarını hiçe sayan Ankara rejimine karşı hiçbir yaptırımda bulunulmadı.
Oysa, yeryüzünde Birleşmiş Milletler'e üye 193 devlet arasında 85 Milyon'u aşkın nüfusuyla 17. sırada, en güçlü ordulara sahip 145 ülke sıralamasında 8. sırada, NATO üyesi ülkeler sıralamasında 4. sırada yer alan Türkiye, Uluslararası Demokrasi Enstitüsü (IDEA)'nın raporuna göre "Hukukun Üstünlüğü" kategorisinde 173 ülke arasında 148. sırada, 45 Avrupa ülkesi arasında ise sondan 2. sırada yer alabiliyordu.
Bu tablo, 2023’te cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünü büyük törenlerle ve övünçlerle kutlayan Türk Devleti'nin "demokrasiler" tablosunun en alt sıralarında yer almaya devam etmesi, bu devletin yöneticileri için olduğu gibi o yöneticilere yurtta ve yurt dışında alkış tutanlar için de utanç vericiydi…
O utancı alnında taşımaya mahkum olanlardan biri de, hiç kuşkusuz, insan haklarını sürekli ihlal eden Türk Devleti’ne karşı La Haye’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açılmasını engelleyen "cinsel taciz" sanığı başsavcı Kerim Ahmed Han'dır... Ve de onunla kapalı kapılar ardında iş bağlayanlardır...