Yoksulluk her geçen gün artıyor ve derinleşiyor (1)

Yoksulluk her geçen gün artıyor ve derinleşiyor (1)
Yayınlanma:
Güncelleme: 24 Ağustos 2021 04:16
A+ A-
Ülkede 10 milyon insan asgari ücretle çalışıyor. Yoksulluk sınırı olan 9 bin 457 TL adeta zengin olma hayaline dönüştü.

Esra ÇİFTÇİ


ARTI GERÇEK- Ülkedeki ekonomik kriz gittikçe derinleşiyor, gelir dağılımındaki makas açılıyor. Pandemi süreci, günlük işlerde ve güvencesiz çalışmak durumunda kalan yoksul kesimi daha da yoksullaştırdı. Temel haklara erişimde var olan eşitsizlikler derinleşti. Kent yoksulları gıdaya, bebek bezine, elektriğe, suya erişimde güçlük çekiyor, evini kaybetme korkusu yaşıyor.

Karantina döneminde büyüyen kriz, katlanarak devam ediyor. Metropoll Araştırma’nın Nisan 2021 raporuna göre nüfusun yüzde 26,6’sı temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Yüzde 53,6’sı ise yalnızca beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 903 TL, yoksulluk sınırı ise 9 bin 457 TL.

İşte tam bu noktada yoksulluk sorununu masaya yatırdık. Sokakta insanlarla, emek temsilcisi sendikalarla, emeklilerle ve kadınlarla konuştuk.

Sokağa çıkıp insanlara ‘Yoksulluk, ekonomi’ demeniz yetiyor. Durum tam olarak ‘Bir söyle, bin ah işit’ hali. 

Simitçi E.K.’yı da, simit tezgahının başında bulduk. Daha sonra konuştuğumuz insanların çoğu gibi o da isminin açıkça yazılmasından endişe duyuyor. Bu da yoksullukla birlikte memleketteki bir başka insan manzarası. E.K, aslında bir emekli. Ancak aldığı maaş 2 bin 100 lira. Acı acı gülerek "Harca harcayabildiğin kadar" diyor. Üniversiteye giden iki çocuğu var, evi kira. Emekli maaşı yetmediği için simitçilik yapıyor. Simit satarak durumu kurtarıyor mu? ‘Tabii ki yetmiyor’ diyor. Ve içindeki öfke konuşmasına yansıyor: 

"Bu ay gelen elektrik faturası her zaman gelen faturanın iki katı, evimde klima yok, ne yaktım da bu fatura geldi, daha ödeyemedim, muhtemelen keserler, sonrası elektriksiz otururuz artık. Su faturası daha gelmedi, muhtemelen o da yüksek gelecek, onu da ödeyemezsem artık susuz otururuz, sonra da koronadan da ölürüz "

30’lu yaşlarda genç bir kadın olan A.Ç. de derin yoksulluğu yaşayanlardan. Bir yıldır evinin kirasını ödeyememiş. Asgari ücretle bir lokantada çalışıyor. Kocası işsiz, evi kira. "Gelen faturaların birini ödüyorsam, diğerini ödeyemiyorum. Her ay gizli gizli zam yapıyorlar. Bir çocuğum var. 6 Eylül’de okulların açılacağını söylüyorlar, bakalım okul masrafları da eklenince ne yapacağız. Oradan kıs, buradan kıs delirdik" diyor.

Küçük bir lokantası olan B.Ö ise, 25 yıllık esnaf. Pandemide dükkanı kapatmak zorunda kalmış. ‘Devlet yardımı aldın mı?’ diye soruyorum. Gülüyor. "Ne yardımı, hiçbir şey alamadım" diyor. "Borçlarım büyüdü" diyor ve devam ediyor: "Toparlamaya çalışıyorum ama bu borçlarla nasıl toparlanacağım bilmiyorum. Pandemiden önce iyi kötü kendini döndürüyordu dükkân ama şimdi insanlar dışarıda yarım ekmek döner dahi yiyemiyorlar. Bunca yıllık esnafım inanları hiç böyle görmedim. Kuruş kuruş hesaplıyorlar." 

'YOKSULLUK SINIRINA BİLE UZAĞIZ'

Sokaktaki yoksulluk böyle ve benzeri. Bu yoksulluk halini, nedenleri ve çarelerini ise emek temsilcisi sendikalara sorduk. İlk söz Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik.  

AKP iktidarının politikalarına rıza üretmek ve gerçekleri örtbas etmek için tüm kurumları dizayn ettiğini, bunların başında da TÜİK’in geldiğini söyleyen  Bozgeyik’in şöyle konuşuyor:

"AKP ‘ihtiyaca göre’ araştırma ve veri hazırlamasına rağmen yaşanan ekonomik kriz gizlenemiyor. Çünkü kriz çok büyük ve giderek daha geniş bir nüfusu kapsıyor. Tabi bundan 83 milyonun tümünün etkilendiği sonucunun da çıkarılmaması gerekiyor. Krizden etkilenmeyen bir kesim var ve bunu TÜİK verileri dahi kanıtlıyor. 15 Haziran 2021 tarihinde yayınlanan ‘Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2020’ araştırmasına göre, en yüksek eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,2 puan artarak yüzde 47,5'e yükselirken, en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay 0,3 puan azalarak yüzde 5,9'a düştü."

Bozgeyik, yani en varlıklı yüzde 20’lik kesimin gelir pastasının yüzde 47,5’ini alırken en alttaki yüzde 20’lik gruba yaklaşık yüzde 6’nın düştüğünü söylüyor:

"Bu rakamlar gerçekten çok çarpıcıdır. Pandemiye, yangınlara, sellere, döviz kuru yükselişlerine rağmen en zenginler daha da zenginleşmiş! Hayatın kendisi bunun çok daha ağır halini doğruluyor. Saraylara sarayların eklendiği, altın tepsilerde ejderha meyvelerinin sunulduğu, lüks, şatafat içinde düğünlerin yapıldığı görüntüler ile evine ekmek götüremediği için intihar edenlerin aynı gün haberlerde yer aldığı bir ülke gerçekliği ile karşı karşıyayız."

Türkiye’de de liberalizmin, kapitalist sistemin en yılmaz temsilcilerinden biri olan AKP’nin iktidara gelişi sonrasında yoksulluğun toplumun daha geniş kesimlerine yayıldığını belirten Bozgeyik şunları savunuyor:

"AKP döneminde, yoksulluk aynı zamanda toplumu daha rahat yönetebilme, baskıyı kalıcı hale getirme ve iktidarını kabullendirmede bir araç haline getirilmiştir. Faşizmin uygulamalarından olan ‘açlıkla terbiye’ dediğimiz yönetim biçiminin en iğrenç, en ahlaksız hali bu dönemde uygulanmıştır. Araçlardan çay fırlatma, kamyonlardan ekmek atma, kömür dağıtma vb. uygulamaları bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Kendi yarattıkları yoksulluğu dahi fırsata çevirmek için sosyal yardımlar eliyle minnet duygusu yaratılmak istenmektedir."

Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri içinde asgari ücretle çalışanların oranının en yüksek olduğu ülke durumunda olduğunu, 10 milyon üzerinde çalışanın asgari ücretle çalıştığını vurgulayan Mehmet Bozgeyik; "Yoksulluk sınırı olan 9 bin 457 TL ise adeta zengin olma hayaline dönüştü" diyor.

Geçmişte "iş güvencesi" nedeniyle toplumun biraz daha ayrıcalıklı kesimi olarak görülen kamu emekçilerinin de yoksulluk sınırının altında açlık sınırının biraz üstünde koşullarda yaşamakta olduğunu söyleyen Bozgeyik sözlerini şöyle sürdürüyor:

"İhraçlar, soruşturmalar, gözaltı ve tutuklamalar, disiplin yönetmeliğindeki değişiklikler vb. birçok uygulama ile işi ‘pamuk ipliğine’ daha doğrusu iktidarın keyfiyetine bağlı hale getirilen kamu emekçileri yeniden ‘kapıkulu’ haline getirilmek istenmektedir. Güncel gelişmeye dair örnek vermek gerekirse; elektriğe son iki yılda yüzde 78, Ayçiçek yağına yüzde 93, yumurtaya yüzde 92, domatese yüzde 84, doğalgaza yüzde 74 zam yaşandığı bir dönemde iktidar 2022 yılı için yüzde 5+yüzde 6 artış teklif etmiştir!"

Bozgeyik "Ne yapmalı?" sorusunu şöyle cevaplıyor: 

"Kapitalist modernite ve sömürü ile çetin bir kavga yürütmeden yoksulluğu tümüyle ortadan kaldırmak mümkün değildir. Kaynakların akıtıldığı yerleri kurutmadan da yoksulluğu, güvencesizliği, mülksüzleşmeyi ortadan kaldıramazsınız. Bugün bütçenin çok önemli kısmının aktarıldığı savaşa, çatışmalara karşı çıkmak, Kürt sorununa demokratik ve müzakereler yoluyla çözümü, onurlu bir barışı savunmak ve bunun mücadelesini yürütmek aynı zamanda yoksullukla, yolsuzluklarla, rantla, faşizmle mücadeledir." 

'SORUN İKTİDARIN EKONOMİK TERCİHLERİNDE'

Mühendis ve Mimar Odaları Birliği TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ise gittikçe derinleşen yoksulluğun temel nedeninin iktidarın ekonomik tercihleri, yani neoliberal politikalar olduğunu düşünüyor. 

Toplumun genel refahını bir kenara koyan ekonomik politikaların kaçınılmaz sonuçlarını yaşadığımızı belirten Koramaz, "Sadece sermaye kesimlerinin teşvik edilmesine dayalı bir ekonomik işleyişin yerleştirilmesidir. Kamu girişimciliği anlayışının terk edilmesi, kamusal yatırımların özelleştirilmesi, sendikal örgütlenmenin baskılanması ve ücretlerin düşürülmesi gibi nedenlerle kesintisiz ve sistematik bir yoksullaşma süreci yaşıyoruz" diyor.

Ekonomide sıklığı giderek artan krizlerin, sistematik yoksullaşmayı daha da hızlandırdığını belirten Koramaz şöyle devam ediyor:

"Zaten düşük maaşlarla, güvencesiz biçimde yaşamaya çalışan emekçi kesimler, kriz dönemlerinde çok daha büyük gelir kaybıyla ve bunun neticesinde borçlanmayla yüz yüze kalıyor. Bugün yüz yüze kaldığımız yoksulluk, kişilerin sadece kendi temel ihtiyaçlarını karşılamasını engelleyen değil, gelecek kuşakların da yaşamlarını ipotek altına alan, gelecek nesillerin daha iyi yaşam şansını ortadan kaldıran bir düzeye erişmiş durumda. Sosyal devlet anlayışının terk edilmesi, en temel kamusal hizmetlerin bile ticarileşmesi, yoksulluğun sonuçlarını her geçen gün daha da ağırlaştırıyor. Tarihin hiçbir döneminde görmediğimiz aile intiharlarının bu denli yaygınlaşması, insanların borçları nedeniyle yaşamlarından vazgeçme noktasına gelmesi içinde yaşadığımız çaresizliğin en büyük göstergesidir."

Koramaz, Türkiye’de üretime değil, ranta dayalı bir ekonomik büyüme modeli uygulandığını ise şu sözlerle anlatıyor:

"Yurt dışından gelen sıcak para, sanayileşme ve yatırıma değil spekülatif sermaye hareketlerine yönlendirildiği için ekonomide yaşanan hiçbir büyüme, istihdam yaratmıyor. Sermaye kesimleri üretim odaklı sanayi projeleri yerine, inşaat projelerine kaynak aktarıyor. Böylesi bir büyüme aslında toplumsal karşılığı olmayan, nüfusun sadece belirli kesiminin zenginleşmesine neden olan ve gelir dağılımındaki uçurumu derinleştiren çarpık bir büyümedir. Bu modelde emekçilerin payına düşen daha fazla işsizlik ve yoksulluk oluyor."

'ARTIK MADDİ YOKSUNLUK VAR'

Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı ve DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu ise yoksulluğun insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamama durumu olarak tanımlıyor. 

Serdaroğlu şöyle konuşuyor: 

"Konfederasyonumuz hazırladığı açlık ve yoksulluk sınırı, her bir aile ferdinin sağlıklı beslenmesi için alması gereken ürün miktarının, güncel fiyatlarla elde edilen tutarı üzerinden hesaplanmaktadır. 4 Kişilik ailenin sağlıklı beslenmek için yapması gereken minimum aylık gıda harcaması açlık sınırı olarak belirlenmektedir. Bu verinin hane halkı tüketim harcamasına dağıtılması ile elde edilen veri ise bize yoksulluk sınırını vermektedir." 

Türkiye’de hane halklarının yaklaşık 4’te 3’ünün gelirinin BİSAM tarafından tespit edilen yoksulluk sınırının altında olduğunu söyleyen Serdaroğlu, konuşmasına şöyle devam ediyor: 

"Bu kapsamda hesaplanan ‘maddi yoksunluk’; çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme ve evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme durumu ile ilgili hane halklarının durumunu yansıtmaktadır. Burada belirtilen dokuz maddenin en az dördünü karşılayamayanların oranı olarak tanımlanan ciddi maddi yoksunluk oranı 2020 yılı anket sonuçlarında yüzde 27,4 olarak gerçekleşmiştir."

TÜİK araştırmasına göre konut masraflarının az ya da çok yük getirdiğini söyleyenlerin oranı yüzde 71 seviyesine ulaşmaktadır. Hanelerin yüzde 59,3'ü evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 37,3'ü iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, yüzde 32,2'si beklenmedik harcamaları, yüzde 20,3'ü evin ısınma ihtiyacını, yüzde 58,0'ı eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etmiştir."

'YOKSULLUK SOSYAL YARDIMLA ÇÖZÜLMEZ'

Yoksullukla mücadeleyi sosyal yardım meselesine indirgemek son derece hatalı bir eğilimdir diyen Serdaroğlu sözlerini şöyle noktalıyor: 

"Çalışan yoksulluğu bu anlamda en önemli sorunlarımızdan biridir. Bu nedenle asgari ücretin belirlenmesinden, işçilerin sendikal hak ve özgürlüklerinin tanınmasına, çalışma sürelerinin ücret kaybı yaşanmaksızın kısaltılarak işsizliğin azaltılmasına kadar yapılması gereken pek çok düzenleme bulunmaktadır. Yine emekli maaşlarının yetersizliği, işsizliğin derinleşen bir sorun olarak hayatımızdaki yeri diğer önemli konulardır. Bu anlamda yoksullukla mücadeleyi sosyal yardım meselesine indirgemek son derece hatalı bir eğilimdir. İnsana yaraşır bir yaşam için, herkese yaşanabilir bir ücretle iş, emeklilere ve çalışamayacak olanlara koşulsuz destek sağlanmalıdır."

YARIN: YOKSULLUĞUN KÜRT HALİ

İlgili Haberler