KCDP'den kapatma davasına yanıt: Devletin, iktidarın yapmadığını yaptığımız için hedefteyiz

KCDP'den kapatma davasına yanıt: Devletin, iktidarın yapmadığını yaptığımız için hedefteyiz
Yayınlanma:
A+ A-
'Aile yapısını parçaladığı' iddiasıyla hakkında kapatma davası açılan KCDP üyesi Melek Önder, ‘Devletin, iktidarın yapmadığını yaptığımız için hedefteyiz’ dedi.

Erkek şiddeti sonucu yaşamını yitiren kadınların aileleriyle birlikte 2010 yılında kurulan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği’ne, Dernekler Masası ve Valiliğin talebiyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından "Kanuna ve ahlaka aykırı faaliyet yürütmek" suçlamasıyla fesih davası açıldı. Davanın gerekçesinde ise, “Kadın haklarını savunmak kisvesi altında aile mevhumunu yok sayarak aile yapısını parçaladığı" iddiaları yer aldı. 12 yıldır kadın cinayetleri verisi toplayarak, şiddet davalarını takip eden dernek, Türkiye’nin 72 ilinde faaliyet yürütüyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği’nin üyesi Melek Önder, “Bugüne kadar kadın kazanımlarına yönelik birçok saldırı oldu. Bunlardan biri de İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece çekilmek oldu. Ama kadınlar asla geri adım atmadı mücadelesine devam etti. Bu mücadele her gün büyüyerek devam ediyor. Çünkü kadınların mücadelesi sınırlamalarla durdurulamaz" ifadelerini kullandı.

‘12 YILDIR BU MÜCADELEYİ TEK BAŞIMIZA VERMEDİK’

Açılan davayı Mezopotamya Ajansı’na değerlendiren KCDP üyesi Melek Önder, kuruldukları günden bu yana kanunların uygulanması için mücadele ettiklerini vurguladı. Kapatma davasını kabul etmeyeceklerini belirten Önder, “12 yıldır bu mücadeleyi tek başımıza vermediğimiz gibi bundan sonraki mücadelemizi de tek başımıza yürütmeyeceğiz" dedi. KCDP’nin 2010 yılında kurulduğunu ve tek amaçlarının kadın cinayetlerini durdurmak olduğunu söyleyen Önder, “Yaşananların kadınların yaşam mücadelesi olduğunu hedef ve özneleriyle ortaya koyduk. Öldürülen kadınların yakınlarıyla birlikte bu derneği kurduk. 12 yıl boyunca bu topraklarda ‘kadın cinayeti’ kavramını işledik. Şüpheli kadın ölümlerinde gerçekleri açığa çıkardık. Tüm kadınlarla yasaların, yönetmeliklerin uygulanmasının peşine düştük. Her ay yayınladığımız verilerle nasıl bir yaşam savaşı verdiğimizi gösterdik" diye belirtti.

‘MÜCADELE HER GÜN BÜYÜYEREK DEVAM EDİYOR’

Kadınların eşitlik mücadelesini yok sayanlara karşı “Asla yalnız yürümeyeceksin" dediklerini kaydeden Önder, il il örgütlenerek, meydanları doldurduklarını söyledi. Kadın, LGBTİQ+ ve çocuklar için eşitlikçi feminizmin bayrağını her yerde dalgalandırdıklarını vurgulayan Önder, 72 ilde ayak basmadıkları adliye koridorunun kalmadığını sözlerine ekledi. Önder, “Kadınlar verdiğimiz bu mücadelenin farkında, bu yüzden en temel hakları için mücadele etmeye devam ediyorlar. Bugüne kadar kadın kazanımlarına yönelik birçok saldırı oldu. Bunlardan biri de İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece çekilmek oldu. Ama kadınlar asla geri adım atmadı mücadelesine devam etti. Bu mücadele her gün büyüyerek devam ediyor. Çünkü kadınların mücadelesi sınırlamalarla durdurulamaz" ifadelerini kullandı.

 ‘İKTİDAR KADINLARIN MÜCADELESİNDEN KORKUYOR’

 “Kadın cinayetlerini durdurana kadar mücadelemiz devam edecek" diyen Önder, “Kadın cinayetlerine ilişkin sunduğumuz veriler sayesinde devlet, kadın cinayetleri gerçekliğinin kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra kendileri de kadın cinayetlerinin verilerini paylaştı. Şuan şüpheli kadın ölümlerini konuşuyoruz. Hükümet bunu hala kabul etmiyor ama mücadelemiz sayesinde kabul etmek zorunda kalacak. İktidar, ülkenin yarısını oluşturan kadınların yaşam hakkı başta olmak üzere tüm haklarını güvenceye alan İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım attı. Kadınlar, buna karşı da mücadele veriyor. İktidar kadınların mücadelesinden korktuğu için her gün ‘reform’ adı altında genelgeler çıkartıp, fesih davaları açıyor. Ama tüm bu engellemeler boşuna çünkü Türkiye'deki kadınlar, örgütlü gücün farkındalar. Hükümete geri adım attırabileceğimizin farkındayız. Hiçbir şekilde bu mücadeleden vazgeçmiyoruz" dedi.

‘FESİH ETMEK İÇİN TAM OLARAK BİR GEREKÇELERİ YOK’

Hukuksuz ve hiçbir dayanağı olmayan iddialarla "Kanuna ve ahlaka aykırı faaliyet yürütmek" suçlamasıyla fesih davası açıldığını anımsatan Önder, “Fesih etmek için tam olarak bir gerekçeleri yok. Dosyanın altını doldurmaya çalışmışlar ama hiçbir somut gerekçe yok. Somut delilleri olmadığı halde suç uydurmaya çalışıyorlar. ‘Yapılan muhtelif şikâyet dilekçeleri mahkemece kuvvetli suç şüphesi oluşturmuş’ denilerek, ‘Kadın haklarını savunmak kisvesi altında aile mevhumunu yok sayarak aile yapısını parçaladığı’ gibi somut hiçbir olguya dayanmayan bir şey" diye belirtti.

‘DEVLETİN, İKTİDARIN YAPMADIĞINI YAPTIĞIMIZ İÇİN HEDEFTEYİZ’

Türkiye’de yaşanan hukuksuzluğa toplumun tüm kesiminden itirazların yükseldiğini dile getiren Önder, şöyle dedi: “Gücü elinde tutan kişiler, istedikleri her şeyi yapabileceklerini düşünüyorlar ama aslında çok yanılıyorlar. Kadın mücadelesi, toplumsal aynı zaman da yüzyıllara dayanan bir mücadeledir. Devletin, iktidarın yapmadığını yaptığımız için hedefteyiz. Çünkü kadın cinayetleri verisini biz iktidardan önce ortaya koyduk. Onlar bizden sonra kadın cinayetlerinin verisini tutmaya başladı. İstanbul Sözleşmesi döneminde davalara müdahil olmak için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı zorladık. Sonraki süreçlerde Bakanlık bizim sayemizde müdahil olmaya başladı. Bizimle uğraşmak yerine kendi görevlerini yapsalardı şu an bunları konuşmuyor olacaktık. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesiydi, 6284 sayılı kanun tam etkin uygulansaydı, karakola giden kadınlar geri gönderilmeseydi bu kadar çok kadın cinayeti işlenmezdi."

 ‘GÖREVLERİNİ YAPSALARDI BUGÜN YÜZLERCE KADIN HAYATTA OLABİLİRDİ’

İktidarın, kadına yönelik şiddet ve cinayetlere kalıcı çözümler bulmak yerine kadın örgütlerine saldırdığına işaret eden Önder, “Bize böyle mesnetsiz iddialarla fesih davasını açanlar, ülkede bu kadar kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet yaşanırken ne yapıyorlardı? Bunu sormak istiyoruz. Eğer onlar görevlerini tam ve etkin olarak yapsalardı zaten bu kadar mücadele etmek zorunda kalmazdık. Bugün adalet mekanizmasında yer alanlar ve ülkeyi yöneten siyasi iktidar kadına yönelik şiddet konusunda net tutumunu belirlemek zorunda. Bunun içinde İstanbul Sözleşmesi’nden o imzayı geri çektikleri gibi bu adımı geri atsınlar. O zaman gerçekten onlara inanabiliriz. Bizimle uğraşmak yerine daha fazla kadını yaşatabilirlerdi. Görevlerini yapsalardı bugün yüzlerce kadın hayatta olabilirdi" ifadelerini kullandı.

 ‘AİLE’ VE ‘AHLAK’ KILIFI 

 Suçlamanın “aile ve ahlak" üzerinden yapılmasını “kadın iradesinden duyulan rahatsızlık" olarak değerlendiren Önder, ekledi: “İktidar, kadınların eşit ve özgür olmalarını istemiyor. Özellikle LGBTİ+Q bireylerin ayrımcılığa karşı verdiği eşit yaşam mücadelesi iktidarı rahatsız ediyor. İktidar kendisinden olmayan, kendisi gibi yaşamayan, düşünmeyen herkesi ‘ahlaksız’ ve ‘terörist’ ilan ediyor. İtirazlarımızı yaptık davamızın takipçisi olacağız. Daha önceki süreçlerde nasıl ki ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ dediysek, şimdi toplumda bize ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ dediğini görüyoruz. Bu mücadelemize daha fazla güç veriyor."