Esra ÇİFTÇİ


ARTI GERÇEK - 2021 yılı geçmiş yıllara oranla akıllardan hiç çıkmayacak 20 Mart 2021 gecesi Resmî Gazete'de Cumhurbaşkanı imzası ile Avrupa Konseyi Kadınlara Karşı Her Türlü Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi’nin yani İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararının alınmış olduğu gün kadınlar açısından tarihe "kara gün" olarak geçti. Alınan bu karar, kadınların yaşam haklarının ihlaline yönelik unutulmayacak bir adım ve kadın katliamlarının arttığı bir dönemde bu durumu görmezden gelen bir bakış açısının yansımasıdır.

Resmî Gazete'de yayın tarihinden bu yana 250’den fazla kadın katledildi. Kadın cinayeti failleri takım elbise giydi, “pişmanım” dedi diye takdiri indirimlerden faydalanıyor. Sıklıkla çıkan aflar sayesinde de cezalarını tamamlamadan cezaevlerinden çıkıyorlar ve yeniden cinayet ya da şiddet uyguluyorlar. Devlet üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmekle mükellefken, kadın cinayetlerini, tacizleri, tecavüzleri, şiddeti durduracak olan İstanbul Sözleşmesi’ni fes etmesiyle kadına yönelik bakış açısını ortaya koydu.  

Kadın cinayetlerinin ardında yatan en önemli sebep toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Kadınlara tehditler savuran siyasetçilerden tutalım, kamu çalışanlarının tavrına kadar, psikolojik şiddetten tutalım, ekonomik, cinsel, fiziksel her türlü şiddet her gün kadınların yüzlerine çarpıyor. Bu eşitsizlik cinayetlere dönüştürüldüğünde ancak görülebiliyor.  TBMM’de 103 kadın milletvekili var ve kadın temsiliyet oranı yüzde 17. Her geçen gün artan kadın cinayetleri ve çocuk istismarlarının önüne geçebilmek için toplum dinamiklerinin değişmesine ihtiyaç var. İstanbul Sözleşme’nin feshedilmesi adına alınan Cumhurbaşkanı kararının bu anlamda hukukun toplum dinamiklerindeki güvenirliğini sarstı.  2021 yılının kadınlar açısından yine hafızalara kazınanı, 4. Yargı Paketi. Cinsel istismar, taciz, kasten öldürme ve işkence gibi katalog suçlarda tutuklama için somut delil şartı aranması hükmünün getirilmesi.  

Artı Gerçek olarak bugünkü dosyamızda 2021 yılının dünyada ve Türkiye’de kadınlar açısından nasıl geçtiğini, neler yaşandığını ve nasıl mücadele edildiğini, kadın hakları mücadelesinden tanıdığımız Gülsüm Kav ve Figen Aras ile konuştuk.  

Dünyada kadınlar açısından 2021 

İlk sözü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav’a veriyoruz. Kav, dünyanın dört bir yanında kadınları olumlu ve olumsuz etkileyen çok sayıda gelişmeler olduğunu söylüyor. Kav, 2020 Tokyo Olimpiyatları Oyunları’nda kadın sporcuların pek çok galibiyet ile gündeme oturmasından, Meksika’da kürtaj hakkı kazanımına, Pakistan’da “bekaret testinin” yasaklanmasından Almanya’da şirket yönetim kurullarına kadın katılımını zorunlu tutan yasaya, Arjantin’de kimlik kartlarında ikili cinsiyet sınıflandırmasına son verilmesinden, tecavüz suçlusu iki Avustralyalı bakanın kabineden çıkarılmasına uzanan farklı ölçeklerde iyi haberler olduğunu ifade ediyor. Kav,  kadınların bazı yerlerde oldukça ilginç kazandıklarını, örneğin Porto Riko’da bu sefer kadınlar için kadına yönelik şiddet çok arttığı için OHAL ilan edildiğini belirtiyor. Kav sözlerini şöyle sürdürüyor,  

“Ancak çok ilginç yenilgilerimiz de oldu; Türkiye’de milyonlarca kadının hayatını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir erkeğin kararıyla bir gece yarısı imza geri çekildi. Polonya'da daha önce Yüksek Mahkeme kararı ile ertelenen kürtaj yasağının resmi olarak yürürlüğe girdiği duyuruldu. Afganistan’da kadın düşmanı Taliban yönetimi ele geçirdi. İlginç diyorum çünkü bu üç önemli durumda da başımıza gelenleri yeni mücadele alanlarına çevirdik. Afgan kadınlar bütün zorluğuna rağmen haklarının peşindeler ve seslerini tüm dünya duydu. Polonya’daki kürtaj mücadelesi ile de bizim İstanbul Sözleşmesi sürecimiz birbirine çok benziyor; her iki durumda da önce geri adım atmış olan sağcı iktidarların, sonra kaybettikleri gücü toplamak için, seçim hesaplarıyla kadınların hayatına kastettiğini gördük. Ama bu da nafileydi; yine sınırları aşan mücadelemizi yenemediler” 

İstanbul Sözleşmesi’nin mücadelesi asla bitmedi

Kav, Polonyalı kadınlar için kendi ülkelerinde ve pek çok ülkede ücretsiz güvenli kürtaj destek hatlarının var olduğunu, mücadelenin devam ettiğini ve büyüdüğünü söylüyor. Kav, Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi mücadelesinin de asla bitmediğini ve bu sene dünyanın bizi de daha farklı duyduğunu,  Finlandiya Uluslararası Cinsiyet Eşitliği Ödülü’nü Türkiye’ye verdiğini,  İngiltere’nin kadınların şiddet karşısında mücadelesini anlatan Türkiye’de çekilmiş bir belgeseli yılın Oscar adayı olarak önerdiğini ifade ediyor. Kav,  sadece Polonya ile değil, Afganistan ile değil, bu sene İngiltere’de polis tarafından öldürülen Sarah Everard’ı anmak için yüzlerce kadının Parlamento Meydanı’nda toplanırken de birbirimize benzediğimizi, İspanya’da babaları tarafından kaçırılan ve sonrasında ölü bulunan iki kız kardeş için ülkenin pek çok şehrinde sokaklara çıkarken de, Finlandiya’da dijital şiddet yasası için ve erken yaşta evlilikleri önlemek için mücadele ederken de anlatılanın kadınların hikayesi olduğunu belirtiyor. Kav,   

“Mücadele aynı zamanda da paradoksal; şaşırtmacalı gelişmeler de oluyor. Misal; ABD’nin Teksas eyaletinde kürtaj yasakları devreye girerken, Meksika’da aylarca sokaklarda eylem yapan kadınların kürtaj mücadelesi kazanıyordu. Sözleşmede geri adım atan Türkiye’de A Milli Kadın Voleybol Takımının başarılara imza atarken, Taliban'ın, Afganistan kadın milli voleybol takımının bir oyuncusunu öldürdüğü ortaya çıkıyordu. Ama BBC’nin her yıl seçtiği 100 Kadının da yarıdan fazlası mücadele eden Afgan kadınlar oluyordu. Bazen kazanıyor bazen kaybediyorduk ve bazen de bunları çelişkili şekilde yaşıyorduk bu sene.  Dünya yüzünde en büyük çelişkiler devam ettiği sürece bu şaşırtıcı da değildi... 

Türkiye’de kadınlar açısından 2021

Kav, ,Türkiye’de yılın kadınlara ne getirdiğine bakıldığında ise 2021’in ülke tarihine utanç yılı olarak geçtiğini söylüyor. Kav,  daha senenin başında ocak ayında, Saadet Partisi’nden Oğuzhan Asiltürk’ün: “AK Parti'nin yetkilileri bana geldi ve İstanbul Sözleşmesinin kesinlikle kalkacağını söyledi. Cumhurbaşkanının da ifade ettiğini biliyorum, İstanbul Sözleşmesi kesinlikle kalkacak” şeklinde açıklama yaptığını,  kendisinin merhum olduğunu ama dediklerinin de olduğunu ifade ediyor. Kav, izleyen dönemde Dünya Kadınlar Günü’nün hemen ertesinde, kadınların eylemli cevap vermesinin zor olacağını düşünüp fırsat bilerek ama yine de korkarak sinsi biçimde bir gece yarısı sözleşmeden imza çekildiğinin açıklandığını, aynı gece eylemlerin de başladığını, hemen ertesi gün ve devamında defalarca “kararı geri çek” dediklerini, “vazgeçmiyoruz” dediklerini belirtiyor. Kav sözlerini şöyle sürdürüyor, 

“Sözleşmenin kadınlar için hayati önemini dev dilekçelere “ölmek istemiyoruz” yazarak gösterdik. Türkiye’nin dört bir yanındaki ve yurtdışında birçok ülkede, kadın ve LGBTİQ+ örgütleri bir araya geldik, eylemlere devam ettik. 19 Haziran’da İstanbul Maltepe’de Eşitlik için Kadın Platformu’nun çağrısıyla bu defa çok büyük bir cüsseyle vazgeçmiyoruz dedik. Araştırmalar toplumda İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanların ancak yüzde 7 civarında olduğunu gösteriyor ama 1 Temmuz 2021’de sözleşmenin sona ereceğine ilişkin karar Resmî Gazete ’de yayımlanıyordu”

Kadınların hayatı hiçe sayıldı

Kav, her gün kadınların nefesi ölümle kesilirken, şiddeti durduracak en önemli araç olan İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlara hak görmediklerini bu sene, kadınların hayatlarının hiçe sayıldığına tanık olduklarını söylüyor. Kav,  “Üstelik herhangi bir belge değil, yıllar önce ev sahipliği yaptığımız, ilk imzacısı olduğumuz, Mecliste tek bir şerh dışında tüm partilerin oybirliği ile kabul ettiği, adı hala İstanbul olan bir sözleşmedir bu” diyor. Kav, uygulandığı ülkelerde hayatlar kurtarmaya devam ettiğini,  hiçbir kuvvetin Türkiyeli kadınları da ondan mahrum edemeyeceğini, her bir maddesini uygulatana kadar mücadeleden vazgeçiremeyeceğini belirtiyor. Kav son olarak, “bütün bu nedenlerle bu sene tarihe, yönetenler için utanç yılı, bizler için ise kıvanç yılı olarak geçecek” diyerek sözlerini bitiriyor. 

Kürt kadınları neler yaşadı?

Yeni Yaşam Gazetesi Kadın Eki yazarlarından Figen Aras, 2021 yılının Kürt kadınları için beklendiği gibi hem mücadeleyi yükseltme kararlığının hem de bunun karşısında bedeller ödemenin yılı olduğunu söylüyor. Aras, toplumsal yaşamı nefessiz bırakmak için her türlü baskı ve şiddet politikaları Türkiye'deki muhaliflere uygulanırken Kürt kadınlarına karşı bu politikaların katmerlenerek devam ettiğini, kadın olma kimliğiyle Kürt olma kimliğinin buluştuğu noktada iktidar odaklarının saldırılarını ırkçı düşünceyle kuşatarak sürdürdüğünü ifade ediyor. Aras,  İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesinin Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Kürt coğrafyasında da kadın katliamlarının daha fazla meşrulaşmasını ve süreklileşmesini sağlamaya davetiye çıkardığını, bir yanıyla yaşamın her alanında  erkekler tarafından şiddete maruz kalan, bir yanıyla Deniz Poyraz gibi planlı bir şekilde katledilen, Gülistan Doku gibi kaybedilen,  İpek Er gibi intihara mecbur bırakılan, tecavüze uğrayan, fuhuş ve uyuşturucu batağına itilen kadın gerçekliğinin tüm vahşetiyle devam ettiğini belirtiyor. Aras sözlerine şöyle devam ediyor, 

“Özellikle sanal medya üzerinden geliştirilmek istenen toplumsal yozlaşma ve kendi kültüründen koparılma politikaları genç kadınlar üzerinden sürmekte, fuhuş ve uyuşturucu ile gençler batağa sürüklenmektedir. Bugün Diyarbakır’da günlük evler adı altında kiralık daireler bulunmakta, genç kadınlar zorla fuhşa sokularak bu evlerde parayla satılmaktadır.  Kürdün kimliğine, kültürüne ve hafızasına dair unutturma politikaları kadın bedeni üzerinden yozlaştırma politikalarıyla bütünleştirilerek sürdürüldü.”

Muhalif kadınlara davalar açılıyor

Aras, Kürt kadınlarına karşı saldırıların temelinde yatan ulusalcı zihniyetin sadece fiziksel şiddet ile değil ekonomik ve ideolojik şiddetle de kadın kırımı politikalarını tamamlamayı hedeflediğini, kadın olmanın ancak erkek egemen iktidar sahiplerince belirlenecek bir tanımlama olduğuna karşı itirazlarını yükselten kadınların KHK ile ihraç edilmek suretiyle saldırılara uğradığını söylüyor. Aras,  Ekonomik kriz ve Covid- pandemi sürecinin de Kürt kadınları için hem aile içi şiddetin artması hem de yoksulluğun diz boyu olmasında gerekçe gösterildiğini, tarım işçisi Kürt kadınların kendi topraklarında değil kendilerine düşman kişilerin tarlalarında çalışmak ve bu esnada her türlü şiddete maruz kalmak durumunu yaşamaya devam ettiğini belirtiyor. Aras şöyle devam ediyor, 

“Siyasal olarak da AKP - MHP hükümetinin HDP-DTK-TJA ‘ya dair operasyonlarıyla binlerce kadın gözaltına alındı, tutuklandı, dosyalarındaki cezalar nedeniyle birçoğu Avrupa'ya iltica etmek zorunda kaldı. Şu anda sivil toplum örgütleri boyutuyla olsun, siyasi parti boyutuyla olsun kadın mücadelesinin içinde yer alan hemen hemen tüm kadınların mahkemelerde davaları bulunmaktadır. Halen tutuklu bulunan ve TJA’nın illegal bir örgüt olmadığını, kadın kurumlarından oluşan meşru bir bileşen olduğunu belirten Ayşe Gökkan'a verilen 30 yıllık ceza kadınlara gönderilen bir tehdit niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte 2021 yılı siyasi tutsak kadınların cezaevlerinde yoğun baskı ve hak ihlallerine uğradığı bir yıl daha oldu. Tahliye süresi dolan kadınların infazı yakıldı, birçok kadın farklı cezaevlerine sürgün edildi, hasta tutsakların yaşamı Aysel Tuğluk gibi ATK'nin yanlı kararlarıyla risk altına atılmaya devam etti. Yakın zamanda Garibe Gezer'in şüpheli ölümü ile birlikte bu politikaların katmerlenerek devam edileceği mesajı da verildi”

Mücadele etme kararlılığı devam etti

Aras, demokratik ve özgür bir yaşam için mücadele eden kadınlara karşı yürütülen politikaların sebebinin kadınların mücadele etme sözlerinde durma kararlılığı olduğunu, yaşamın her alanında erkek egemen iktidara karşı mücadele eden kadınların gözlerinin korkutulamayacağını,  saldırıların devamlılığından ve şiddetinden de anlaşılmakta olduğunu söylüyor. Aras,  bitirilen ya da geri çektirilen bir alana müdahale etmeye gerek olmadığını, bitmeyen ve sürekli büyümeyi hedefleyen kadın mücadelesi sisteminin gözünü her geçen daha da korkutmakta olduğunu, çünkü özgürleşmeye karar veren kadın toplumunun aydınlanmasında büyük bir kazanım olduğunu ifade ediyor. Aras,  bu kazanımın ise iktidarın kendini sürdürebilmesi ve meşru göstermesi önündeki en büyük engel olduğunu, kadın mücadelesinin örgütlenerek ve eylemlerini genişleterek amacına ulaşacağı gerçeğinin bu yıl bir kez daha kendini gösterdiğini, mücadeleden vazgeçmemek de bedel ödemek de Kürt kadınları için bu yıla özgü bir durum olmadığını ancak bu yıl erkek egemen zihniyetin özgürlüğün peşinden koşan kadınlardan nefretini ve korkusunu daha fazla açığa çıkardığı yıl olduğunu belirtiyor. Aras sözlerini şöyle sürdürüyor,  

 “Yaşanan tüm baskı ve saldırılara karşın 2021 yılı Kürt kadınlar şahsında özgür kimlik ve özgür yaşam mücadelesinin  kararlılık yılı da oldu. Kayyumlarla kapanan kadın kurumlarının yokluğuna karşılık kadınlar aile içi şiddet ve taciz- tecavüzlere karşı mücadelelerini sürdürdü.  Kadınlar başta 8 Mart ve 25 Kasım olmak üzere kendilerine miras kalan eylem alanlarına cesaretle sahip çıktı, sokak sokak gezerek tüm kadınları eylem alanına çağırdı. Barış Anneleri başta olmak üzere birçok kadın kurumu İmralı’daki tecride karşı alanlara çıktı. Kadınlar siyasette, sendikalarda, derneklerde söylemlerini dile getirirken kadın bakış açısını esas aldı. Kadından çalınmak istenen anlam dünyasına karşılık kadın hakikatinin peşine düşen konferanslar, atölyeler, online buluşmalar gerçekleşti. Kadın ve yaşamın bilimine karşılık gelen jineolojîye dair ilgi artmaya başladı, jineolojî dergisi etrafında gelişen tartışmalar çoğaldı. Kürt kadın mücadelesi düşünsel, eylemsel ve kurumsal ayaklarını güçlendirirken saldırılara karşı öz savunma olarak da kadın bilgi dünyasının açığa çıkmasını örgütlenmesini savunmaya devam etti”

Aras, 2022 yılının ardılı olacağı geçmiş yılların birikimiyle kadın mücadelesi açısından toplumsal özgürlüklere dair gelişmelere sahne olacağını söylüyor. Aras,  2021 yılında artık kendini dayatan kadınların ortak noktalarda bir araya gelerek mücadele etme sorumluluğunu yaşamın tüm alanlarına akıtabileceğini, 2021 yılının kadına yönelik her türlü saldırıların çoğaldığı yıl olsa da farklı kimliklerin bir araya geldiğinde mücadelenin büyüyeceği inancının da yılı olduğunu, erkek egemenliğine karşı biriken öfke ve kararlılık ile “21.yüzyıl kadın yüzyılı olacaktır” iddiasının 2022 yılında  büyük bir forma dönüşebilecek ve feminizm başta olmak üzere tüm kadın hareketlerinin deneyimlerinin de bu mücadele ağını  güçlendirebileceğini söyleyerek sözlerini bitiriyor.