İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 22 yıldır tutuklu bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve artan hak ihlallerinin sonlandırılması talebiyle cezaevlerinde 27 Kasım 2020’de başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi, 179’uncu gününde devam ediyor. Marmara bölgesi Açlık Grevini İzleme Koordinasyonu bileşenlerinden Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Destina Yıldız, tecrit ve hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İŞKENCE YASAĞI İHLALİ

Mezopotamya Ajansı'ndan İdris Sayılğan'ın haberine göre tecridin hiçbir temelinin olmadığını, siyasi saiklerle uygulandığını ifade eden Yıldız, Öcalan’a tutuklu haklarını kullanamamasının hukuki dayanağı olmadığını söyledi. AİHM’in Öcalan ile ilgili verdiği kararları hatırlatan Yıldız, “AİHM ve CPT raporlarında da yapılan tespitlerde görüleceği üzere, bu işkence ve kötü muamele yasağının ihlalidir. Bu kadar uzun süre haklarından mahrum bırakılması işkence yöntemidir” diye konuştu.
 
CEZA İÇİNDE CEZA
 
Tecrit ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin bağlantılı uygulamalar olduğunu dile getiren Yıldız, “Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve pandemiyle cezaevlerinde hak ihlallerinde artış benzer maiyetteki uygulamalar. Mahpusların ceza içinde cezaya mahkum edilmesi durumu söz konusu. Pandemi sadece bir bahane oldu. Bu süreçte birçok hak engellenmiş durumda. Tüm bunlar aynı amaca hizmet eden uygulamalar” ifadelerini kullandı.

'HUKUKİ GEREKÇE YOK'

Yıldız, yetkililerin cezaevlerinde pandemiye karşı ciddi önlemler alındığını söylemelerine karşın tutukluların hem birbirleriyle hem dışarıyla iletişimlerinin ciddi anlamda sınırlandırıldığına dikkat çekerek, “Aslında çok sıkı tedbirler alınmış gibi görünüyor ama buna rağmen mahpuslara içeride ortak sohbet, spor faaliyetleri yaptırılmıyor. Bunun yaptırılmaması için hiçbir hukuki gerekçe yok şuan. Yine atölye çalışmaları yapılmıyor. Kapalı görüş hakları arttırılabilirdi ama bunlar da yapılmıyor. Görüyoruz ki bu tedbirler mahpusların hastalık kapmasını engellemek amacıyla değil, haklarını kısıtlamak amacıyla yapılıyor. Çünkü her geçen vaka sayılarının arttığını da görüyoruz” dedi.
 
'SAĞLIKLARINDA HASA VAR' 

Yıldız, Marmara bölgesinde ziyaret ettikleri 12 cezaevinde yaklaşık 613 kişinin açlık grevine katıldığı, eylemcilerin sağlık kontrollerinin düzenli bir şekilde yapılmadığı, vitaminlerin eylemciler talep etmediği sürece verilmediği, grevden çıkanlara diyet yemek verilmediği bilgilerini paylaştı. Yıldız, grevin ardından yağlı ve baharatlı yemeklerin sağlık açısından risk teşkil ettiğini belirterek, “Grev her ne kadar dönüşümlü olsa da hapishanelerdeki sayıları düşününce aynı kişi kısa sürede yeniden greve giriyor. Bu da mahpuslar açısından daha fazla risk teşkil ediyor. Çünkü açlık grevi yapıyor, bırakıyor,  bir süre sonra tekrar başlıyor. Böyle bir döngü var. Dolayısıyla vücut daha fazla yıpranıyor. Dönüşümsüz açlık grevlerinde vücut açlığa alışıyor ve metabolizma kendini ona göre ayarlıyor. Ama şu an sürekli bir dönüşüm var. Bu da vücudu daha fazla yıpratıyor. Uzun vadede sağlıkları açısından daha fazla yıpratıcı oluyor. Bir de zaten mahpusların çoğu daha önce açlık grevlerine girmişler. Sağlıklarında zaten hasar var. Bir de bu gelince daha kötü sonuçlara yol açıyor” şeklinde konuştu.
 
DUYARLILIK ÇAĞRISI
 
Açlık Grevini İzleme Koordinasyonu olarak siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütleri ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini aktaran Yıldız, görüşmelerde tecridin hukuka aykırı ve bir işkence yöntemi olduğunu anlatarak, tutukluların seslerini duyurmaya çalıştıklarını kaydetti. Yıldız, grevlere daha fazla ses olunması ve taleplerin kabul edilmesi için kamuoyunun, sivil toplum kuruluşlarının ve demokratik kitle örgütlerinin harekete geçmesi gerektiğini söyleyerek, “Talepler çok basit. Devletin kanunlarının ve uluslararası sözleşmelerde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi isteniyor” diyerek, duyarlılık çağrısında bulundu.