Michael Kofman, Aaron Stein ve Yun Sun warontherocks.com’a Çin, Rusya ve Türkiye’nin Afganistan politikasını değerlendiren bir makale kaleme aldı.

Makalenin Türkiye bölümünü yayınlıyoruz:

"Türk hükümeti Afganistan'daki değişen olaylara hızlı uyum sağladı. Ankara, çıkarlarını koruyup geliştirmek için Taliban'ı fiilen tanımaya ve Kabil'deki yeni liderlikle ilişki kurmaya hazır olduğunu gösterdi. 

Türkiye daha Afgan ordusu ve Gani hükümetinin hızla çöküşünden önce Afganistan'daki varlığını resmileştirmeye çalışmaya başladı. Bunu yapmak için de Cumhurbaşkanı Erdoğan bir yandan ABD ve NATO ile ince bir angajman çizgisinde yürümeye çalışırken, diğer yandan Taliban'ın uzun vadeli bir Türk rolünü kabullenmesini istedi.

Türkiye'nin Washington ile angajmanı, Türk ordusunun on yıldan fazla bir süredir asker bulundurduğu Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nda mevcudiyetini sürdürme talebi etrafında dönüyordu. Bu askerler ABD’nin ülkeden çekilmesi sonrasında ABD'ye yardım edecekti. 
Anlaşma, ülkedeki tek uluslararası havaalanındaki uçuş operasyonlarını denetleme de dahil olmak üzere havaalanını işletme misyonunu kapsıyordu.

Türk hükümeti müzakerelerin başlangıcından itibaren misyonun maliyetini karşılamak için NATO ve ABD'den mali tazminat talep etti. Ayrıca birliklerini saldırılara karşı korumak için bir Amerikan birliğinin üste kalmasını da istedi.

Ankara, NATO yetkilileriyle yapılan görüşmelere göre, ayrıca bir Avrupa mevcudiyeti talep etmiş ve hem Macaristan hem de Gürcistan'a Kabil Havaalanı’nda kuvvet konuşlandırmaları için yaklaşmıştı.

Ankara  havalimanını devralma anlaşmasını tamamlamadan önce grubun desteğini kazanmak için iki müttefiki Katar ve Pakistan ile birlikte çalışarak Taliban ile müzakere etmeye çalıştı. 

Türkiye'nin Kabil'in düşmesinden önce Taliban ile olan ilişkisi, Ankara'nın grubun ülkeyi ele geçirmesinin ardından aldığı kararların habercisiydi. Kabil'in düşmesi ve Batılıların çekilmesinin ardından havalimanını işletmek için yapılan Türkiye-NATO anlaşması çöktü. 

Taliban liderliği Ankara ile çalışmakla ilgilendiğini ifade edince Türkiye, havaalanını işletmeyi ve teknik destek sağlamayı teklif suretiyle Taliban'a benzer bir anlaşma önerdi. Fakat Taliban, Ankara'nın alandaki askerlerini tutma teklifini geri çevirdi ve Türk kuvvetleri 25 Ağustos'ta çekilmeye başladı. 

Geri çekilmeye rağmen, Türk liderliği ülkede sivil bir varlığın sürdürülmesi konusundaki tavrını korudu. Taliban halen Türkiye ile müzakerelere devam ediyor. 

Erdoğan'ın Taliban'ı fiilen tanıması, uzun süredir devam eden Türk dış politikasıyla bağlantılı daha geniş bir stratejinin parçası. Ayrıca Türkiye kamuoyunun düzensiz göçe duyduğu tepkiyle bağlantılı. 

AKP iktidara geldiğinden beri Müslüman çoğunluklu ülkelerle bağlarını güçlendirip derinleştirmeye çalıştı. Güvenlik seçkinleri, Suriye'deki Heyet Tahrir el-Şam'dan Ortadoğu'daki Müslüman Kardeşler'in farklı iştiraklerine kadar dindar oluşumlarla çalışmaktan rahat. AKP'nin Müslüman Kardeşler'e desteği, Türkiye'nin Arap işlerine müdahalesini ulusal güvenlik tehdidi olarak gören Körfez ülkelerinde hatırı sayılır bir antipati yarattı. 

Ancak Ankara, Taliban ile samimi bağları olan Pakistan gibi Arap olmayan Müslüman devletlerle ve Türk komutası altında Kabil'de asker konuşlandıran Azerbaycan ile daha yakın olan bağlarını korudu.

Türkiye'nin bu politikası, hem Batılı müttefiklerinin hem de Taliban'ın yararına olacak bir konumda olmasına izin verdi. Erdoğan için karşılaştığı daha büyük zorluk, kendi kötü yönetimine bağlı ciddi bir ekonomik gerileme nedeniyle, iktidarına karşı artan iç memnuniyetsizlikten kaynaklanıyor. 

Türk siyasi elitleri ve toplum ekonomiye yönelik öfkelerini mültecilere yöneltti. AKP, 2015 öncesi iç savaştan kaçan Suriyeliler için açık kapı politikası göz önüne alındığında, mültecileri hoş karşıladığı için sık sık övülüyor. Bu politika son yarım yılda değişti ve iktidar partisi  MHP  ile ittifak yaptığı için daha yabancı düşmanı bir politika izler hale geldi.

Gani hükümetinin çöküşü ve Taliban’ın iktidarı ele geçirmesi mültecilerin İran üzerinden Türkiye'ye kaçacağı endişelerini de alevlendirdi. Afganların İran-Türkiye sınırını geçtiğini gösteren görüntüler Türk medyasında yaygın bir şekilde dönmeye başladı.

Muhalefet, Erdoğan'ı meseleyi ele alış biçimi nedeniyle sert bir dille eleştirdi ve onu Amerikalıların uşağı olmakla ve Başkan Joe Biden ile Afgan mültecilere ev sahipliği yapmak için yaptığı gizli bir anlaşmayla ülkesini satmakla suçladı. Suçlama yanlış, ancak bu anlatı yaygın. 

Suçlama, Türkiye'nin Suriye iç savaşını ele alış biçimiyle bağlantılı. 2018'de Erdoğan, Avrupa Birliği’nden 6 milyar avro yardım alma karşılığında Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapma konusunda bir anlaşmaya vardı. Bu küçük bedel, muhalif politikacıların anlaşmayı Erdoğan’ın ülkeyi satacağının ve göçmenlerin Türk işçilerinin ekonomik koşullarını baltalamaya devam etmesine izin vereceğinin kanıtı olarak göstermesiyle bir silaha dönüştü.

Bu tepkiler üzerine AKP, İran sınırına Suriye sınırına ördüğü duvarla uyumlu bir duvar örmeye başladı ve Avrupalı ​​ve Rus liderlere Afgan göçmenler için bir ara istasyon olmayacağı sinyalini verdi. Medya, şu anda Türkiye'nin doğu sınırında devriye gezen Türk ordusunun fotoğraflarıyla dolu ve haber bütün Türk televizyonlarında sürekli yayınlanıyor.

Şu anda Türk halkının çoğunluğu Türk ordusunun güçlerini Afganistan'dan çekmesini istiyor. Ancak Erdoğan, Taliban ile bağları derinleştirmeye ve ekonomik teşvikleri kullanmaya kararlı görünüyor. Bu yaklaşım, grupla olan rahatlığından kaynaklanıyor, ancak aynı zamanda ülkedeki inşaat sözleşmelerinden pay almaya istekli Türk firmalarını mutlu etme çabasının bir parçası. 

Türk hükümeti, Kabil'deki yeni gerçekliğe uyum sağlıyor. Ankara'nın ABD ile birebir aynı politikayı izlemesi olası değil ve bunun yerine Taliban ile kendi ilişkisini kurmaya çalışacak."

Kaynak: https://warontherocks.com/2021/08/after-withdrawal-how-china-turkey-and-russia-will-respond-to-the-taliban/