İstanbul’daki Ataşehir Kurban Pazarı’nda hayvanlarını satamayan, elinde kalan malları nasıl geri götüreceğinin hesabını yapan besici, bir yandan da yardım adı altında kurbanlıkları ucuza satın almaya çalışan, fırsatçılık yapan vakıflardan şikayetçi olduklarını söyledi ve "İnsanları kandırıyorlar, duygularını sömürüyorlar" dedi.

İstanbul’daki Ataşehir Kurban Pazarı’nda hayvanlarını satamayan üreticiler, yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

Yem fiyatları, ulaşım giderleri ve kiralardan yakınan besici; çeşitli vakıflar adına kuran kursu öğrencileri veya yurtlarda kalan çocuklar için kurban almak istediklerini söyleyen kişilerden şikayet etti. Besici, bu kişilerin malları değerinin çok altında almaya çalıştıklarını söyledi. Besici, ayrıca, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ve Ziraat Odaları'ndan da şikayetçi oldu.

'İNSANLARI BÖYLE KANDIRIYORLAR'

Genç bir üretici bu konudaki şikayetini şöyle dile getirdi:

“Vakıf 25,5 milyona (25 bin 500 lira) mal alıyor. Bizden aldığı 300 kiloluk malı 7 kişiye hisseye veriyor. 'Özel müşteri' diyor, özel müşteri bize de gelsin biz de mal verelim. 165 liraya yem alıyoruz ya. Vakıf buraya geliyor, buradan geçen gün 10 TIR, 15 TIR mal çıktı vakfa. Ne demek ya? O da para da gelecek mi belli değil.”

Çocuklar için kesildiğini söyledikleri kurbanların aslında özel müşteriler için alındığını iddia eden bir başka üretici de şöyle konuştu:

“Vakıfçılar buradan malları çektiler aldılar, 25,5'tan. Adam bana 'Benim müşterim' diyor, 'Özel müşterim' diyor, '320 kilo istiyor' diyor, 321 kilo değil. Dün adam mal alıyor 630 kilo geliyor, vakıfçı '30 kilosunu sil' diyor, '600 düz say.' 340 kilo geliyor, bunu diyor 20 sayacaksın diyor. 20 oradan, 30 oradan derken... Zaten buradan alıyorlar 25-30 mal. Oradaki 30 malda onlar zaten bir malı kendilerine alıyor. Devletin buna da bir dur demesi lazım. Vakıfçı hisse yapıyor. Hisse satıyor. İnsanları böyle kandırıyorlar, duygularını sömürüyorlar. 'Çocuklara, kız öğrencilere, erkek öğrencilere kesiyoruz' bunu diyor. Adam dün ağzıyla itiraf ediyor, benim özel müşterime diyor 320 kiloluk istiyorum. Yapacak bir şey yok.”   

'TÜCCARI ZENGİNLEŞTİRME POLİTİKASIDIR BU'

Besici Cüneyt Binekli ise TMO'nun çiftçiye arpa verdiğini söylediğini belirterek, "Oysa gerçek farklı. TMO arpayı tüccara veriyor, tüccar büyük işletmelere veriyor, o da getirip el altından satıyor. 2 bin liraya veriyor, 3 bin 500 liraya satıyor. Adamın işletmesinde o kadar hayvan yok. Tüccarı zenginleştirme politikasıdır bu. Yandaşına dışardan buğday getirmek, arpa getirmek” dedi.

Çiftçinin iyi olabilmesi için Ziraat Odaları'nın kaldırılması gerektiğini savunan Binekli, “Bugün binlerce tarım mühendisi iş bulamazken Ziraat Odaları'nda pinekleyen insanlar var. O kurumların bir kere kaldırılması lazım. Ziraat mühendislerinin işe alınması lazım. Şemsi Bayraktar sallıyor. Diyor ki, 'Ben sana Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı veriyim'. 'Yok' diyor, 'Benim yerim iyidir.' Adam niye olsun. Sen cumhurbaşkanlığı versen de olmaz. Ziraat Odası neye yarıyor? Bu insanlar bir tane sevk almak için dünya para veriyor” diye konuştu.

'SEN TÜCCARA VERİYORSUN, TÜCCAR EL ALTINDAN SATIYOR'

Besici Cüneyt Binekli sözlerine şöyle devam etti:

"Şu anda Ziraat Odaları büyük bir ihtimal yüzde 80 tefecilik yapıyor. Özel şirketin römorkunu satıyor, taş toplama makinesini satıyor, kepçesini satıyor, yem satıyor. Bırak yemci yemini satsın. Kooperatifler yemini satsın. Adam diyor 'Arpa veriyorum.' Niye veriyorsun ki, arpayı bin 200 liraya alıyorsun, tüccara veriyorsun, tüccar geliyor el altından, karaborsada satıyor. Senin Ankara’daki danışmanın bunu sana söylemiyor. Yandaşına bir taraftan bir şekilde pay çıkartmak için gelip sana bir tane proje sunuyor. O projeye de zaten 10 tane hayvanı olan adamın gücü yetmez ki. Üniversite okuduğum halde ben bu hayvanı yetiştirdim buraya getirdim, buyur arifeye benzeyen bir hal var mı? Varsa bana söyleyin deyin ki arifeye benziyor.  Kim derdini anlatırsa muhalif olarak adlandırılıyor bu ülkede. Sen bilmiyorsun ki sahada değilsin ki. Bin tane korumayla gezen adam, sahada olmayan adam ne olacak? Korkma bu halk öcü değil.”  (ANKA)