ARTI GERÇEK- Artı TV'de ekrana gelen Nesrin Nas, Fikri Sağlar, Ahmet Faruk Ünsal ve Erdoğan Aydın ile "Çetele" programında, dernek ve vakıflara yönelik yasa teklifi, asgari ücret ve Roboski Katliamı konuşuldu.

Erdoğan Aydın'ın son bir haftada yaşanan gelişmeleri hatırlatarak başlatıığı programda Ahmet Faruk Ünsal, sivil toplum yasasıyla iktidarın elinde toplanan güce dikkat çekti. 

'BİR CANAVARA BU KADAR YETKİ VERİRSENİZ YARIN BU YETKİ ONLARI DA VURACAKTIR'

Ünsal, "Türkiye'de demokrasiyi sadece sandıktan ibaret sayan ve sandıktan aldığı oyla her şeyi yapabileceğini zanneden bir iktidar yapısının demokrasinin ara kurumları olan sivil toplum kuruluşlarını ve basını, ki bunlar gerçekten demokrasinin çok önemli tamamlayıcı unsurları, bunları felç ederek, zaten çalışmaz duruma getirdiği meclisi, zaten anlamsız hale getirdği seçimleri ve düşmanlaştırdığı muhalif siyasal partiler ile birlikte düşündüğünüz zaman deokrasi açısından çok yaralayıcı, çok olmusuz bir haftayı geride bıraktık. O da dernekler yasasına getirilen, derneklere kapama, kayyım atama, malına mülküne el koyma meselesinde hükümetin önünde sonsuz imkanlar sağlayan yasanın maalesef çıkmış olması," diye başladığı konuşmasında şöyle devam etti:

"Bir canavara bu kadar büyük yetki verirseniz, canavardan kastettiğim kamu gücünü denetimsiz kullanan siyasal iktidardır, bu iktidar yarın değiştiği zaman, umarım bu yasalar da değişir, ama onları da vuracaktır, hiç kuşku olmasın. Doğrusu bu yetkiyi kimseye vermemiş olmak idi ama onlar muhaliflerini susturmak adına, dikensiz gül bahçesi yaratmak adına maalesef buna razı oldular. AK Parti'yi engelleyemediler, istemediler bunu. Ve bir anlamda kendi idam fermanlarını imzaladıklarını umarım önümüzdeki bir iktidar değşikliğinde yaşamış olmazlar. Tabii bunun tamaiyle değişmesi gerekiyor çünkü toplumun nefes alabileceği kurumlar olan basının ve sivil toplum kuruluşlarının bu kadar işlevsiz hale getirilmesi zaten meclisin ve muhalif siyasi partilerin de bu kadar düşmanlaştırıldığı bir süreçte hem siyasal iktidarındoğruyu bulması, kendisine bir takım eleştiriler yapılarak ikazların yapılmasının imkanlarını ortadan kalkmış olmasını da siyasal iktidar düşünmelidir." 

'ŞU ANDA CAN VE MAL GÜVENLİĞİMİZİN OLMADIĞININ ALTINI ÇİZMEK İSTİYORUM'

Fikri Sağlar ise iktidarın bir taraftan reform yapacağını söylediğini ama bir yandan da AİHM kararını tanımadığını hatırlattı. Sağlar, "Torba yasanın içerisinde geçen 19 maddeye baktığınız zaman sivil toplum örgütlerinin, hak arama kuruluşlarının, kamu görevi yapan demokratik kitle örgütlerinin artık cumhurbaşkanı tarafından feshedilebileceği, mal varlığına el konulabileceği, içişleri bakanı tarafından da kayyım atanabileceğini içeren birçok madde var. Bunlar çok önemli maddeler. Ama bence en önemlisi siyasi ve tolumsal ahlakın çöktüğünün göstergesi, avukatlara da muhbirlik yapma görevi veriliyor. Bunların hepsine baktğıınız zaman Türkiye nereye gidiyor? 2020'de pandeminin bizi birçok şeyden mahrum bıraktığının farkındayız ama tamamen laik, demokratik, eşit haklara sahip, özgürlükten yana olan bütün haklarımızın da elimizden alındığı, değerlerin yok edildiği bir noktaya geldiğimizi de fark etmeliyiz. Sadece pandemiyle ölmüyoruz, pandemi vesilesiyle hepimizin yaşam hakları da elimizden alınıyor. Şu nada can ve mal güvenliğimizn olmadığınınm bir kez daha altını çizmek istiyorum," diye konuştu. 

'İSLAMCILIĞI VE TÜRKÇÜLÜĞÜ KENDİSİNE SİYASAL BAYRAK EDENLERİN HALKIN ONURLU BİR YAŞAM SÜRME KONUSUNDA EN UFAK DERTLERİ YOK'

Erdoğan Aydın ise dün belirlenen asgari ücret hakkında konuştu. Aydın, "Evvelsi gün İTO, dış sermaye çekebilmek için yayınladığı bir broşürde, imalatta saatlik işçi ücretinin Türkiye'de 5,6 dolar iken Almanya'da bu maliyetin 47,2 dolar olduğunu yani 7 katından fazla olduğunu dolayısıyla Türkiye'de emeğin gerçek anlamda kölelik koşullarında olduğunu üstelik bu emeğin de eğitimli bir emek olduğunu gururla paylaşabildiği bir atmosfer var. Bu açıklamayla birlikte düşündüğümüzde saptanan asgari ücretin Türkiye'de İslamcılığı ve Türkçülüğü kendisine siyasal bayrak yapanlar açısından Türkiye halkının, insanca, onurlu bir yaşam konusunda en küçük bir dertlerinin olmadığını bize çok net gösteriyor. O kadar vahşi, o kadar emek karşısında duyarsız bir kapitalist sistem uygulanıyor ki rahatlıkla işverenler, sermayedarlar dünyaya en ucuz ve nitelikli iş gücünün bizde olduğunu söyleyebiliyorlar. Ve maalesef buna payanda olan Türk-İş de asgari ücretin belirlenmesi sonrasında gerçek anlamıyla bir hayal kırıklığı ifadesi olarak şunları söyledi: 'Asgari ücrette aile harcamaları görmezden gelindi. Aralık ayındaki enflasyon hesap edilmedi. İnan onuruna yakışır bir ücret değildir bu. Üstelik temel ihtiyaçların dikkate alınmadığı bir yana hükümet de tercihini sermayeden, işverenden yana kullandı.' Aslında tüm konuştuğumuz meselelerin birbirleriyle nasıl da ilişkili olduğunu görmek açısından da işin bu yanı çok önemli bir tamamlayıcı öğe."

'GERÇEKTEN BİZİMLE DALGA GEÇİYORLAR'

Nesrin Nas da gündemle ilgili değerlendirmesinde iktidarın yargı konusundaki tutumunu ve son dernekler yasasını eleştirdi: 

"Corona nedeniyle aslında bir dolu şeyi çok net, çok açık, çok anlaşılır şekilde görme imkanı bulduk. Yani bize gerçek olmayan gerçek dışı hayallerle uyutan tüm danyadaki popülist iktidarların gerçek yüzünü bütün çıplalığıyla gösterdi. Sanki hiçbir şey olmamış, her şey çok iyiymiş gibi Türkiye'de reformalardan bahsediliyor. Biraz önce New York Times'da yayınlanan bir haberde Moody's, çift basamaklı enflasyon nedeniyle Türkiye'nin ödemeler dengesi krizine yaklaşmakta olduğunu belirtmiş. Bütün bunlara baktığımda şunu söylüyorum, gerçekten bizimle dalga geçiyorlar. Türkiye'de daha ne olması gerekiyor. AİHM kararlarını takmıyorum diyorsunuz, zaman zaman anayasa beni bağlamaz diyorsunuz, AYM kararı beni bağlamaz diyorsunuz, yargı beni bağlamaz diyorsunuz. Bütün bunlarla galiba şunu demek istiyorlar. Aslında bu sol sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili yasa da öyle. Aslında Türkiye'de derneklerle ilgili herhangi bir suça bulaştıkları anda bir kanun zaten var. Borçlar kanunun var, medeni kanun var, TCK var. Yani her biriyle ilgili yasa dışına çıktıkları taktirde nelerle karşılaşacakalrına dair yasalar var. Ama burada yaptıkları şey ne, bütünüyle yargıyı devre dışı bırakmak."