'Bırakalım ölsünler'



Artı Gerçek

Ortaya çıkıp -daha şaşırtıcı olan, büyük bir rahatlıkla- 'Yaşlılar kendilerini feda edebilir, ekonomiyi kapatamayız' diyenler oldu.


İbrahim EKİNCİ


İktisatçı Erkin Şahinöz paylaştı sosyal medyada… “Her hadisenin arkasında ‘büyük oyun’ arayan bir yorumcu grubu var. Adem’den girip İsa’dan çıkıyorlar, bir tutam Rothschild, bir kaşık Rockefeller ekliyorlar. İlluminati sosuna batırıyorlar. Tuhaf bir bulamaçla çıkıyorlar ortalığa. ‘Ne anlattın’ desen, sırasını tutturamaz şaşkın.”

Halk tabiriyle bu “karnından konuşmaların” başka terkipleri de var tabi. Yahudi parmağı, Mason Locası, petrol kaynakları, Kutsal Kase, Tapınak Şövalyeleri… Torino Kefeni’ne kadar yolu var. İslamcılardan, “kız çocukları ile evlenmeye izin verilmemesine” kızan Tanrı’nın, cezalandırmak için covid19’u gönderdiğini ileri süren ahlaksızlar bile çıktı. 

Bu saçmalıkları karşılamak, tartmak, tartışmak gerekli bile değil. Bununla birlikte, yüzbinlerce sivili bir iki bombayla katletmekten çekinmeyen, binlerce insanı kimyasal silahla öldürebilen, milyonlarca insanın ölümüne mal olan işgalleri, soykırımları gerçekleştirebilen kapitalist sicil karşısında; virüsün, biyolojik savaş silahı olarak rakiplerini hırpalamayı planlayan bir haydut devlet tarafından üretilmiş olması ihtimalini tartışma dışı tutmak, büyük saflık olur. Bu ihtimal vardır. Bu mümkündür. Bizzat bu virüsle mücadele sırasında, daha dün, kapitalist sözcülerin zihin dünyasının bir köşesinde bu canavarlığın sessizce uyuduğunu gördük. Ortaya çıkıp, -daha şaşırtıcı olan, büyük bir rahatlıkla- “Yaşlılar kendilerini feda edebilir, ekonomiyi kapatamayız” diyenler oldu. Sokağa çıkmaların engellenmesi, birkaç haftalık veya aylık olarak işyerlerinin kapatılması gereği hakkındaki tartışmalara ABD Başkanı şu sözlerle katıldı: “Ülkemiz ekonomiye kepenk vurulması için inşa edilmedi. Bir ülkeyi ekonomisine kepenk vurarak yok edebilirsiniz.” Teksas Vali Vekili Dan Patrick daha açık konuştu: “Ekonomiyi kapatamayız. Yaşlılar kendilerini ülkeleri için, torunları için feda edebilirler.”

Bu sözlerin hastalıklı, gözü kara bir hırsa, covid19 değil belki ama biyolojik silahlara rahatlıkla başvurabilecek kapitalist katilliğe işaret ettiği görüşündeyim. Bu profiller ürkütücü ve insanlık dışıdır.

Covid19 biyolojik silah mı? Hayır. Bugünkü tabloya göre hayır. Güvenle konuşmak için güvenli verilere ve zamana ihtiyaç var. Salgın önlendiğinde kaybedenler ve kazananlar üzerine tartışmak, eğer böyleyse vekalet savaşları gibi başka tezahürlerle ortaya çıkan uluslararası çatışmalarla uyumlu sonuçlar görmek gerekir. Eğer Çin, “virüsün kaynağı”yken, ABD, “aşıyı bulan kahraman kurtarıcı ülke” olarak çıkarsa bu savaştan… Covid19’un küresel patronluk rekabetine uzanan bir boyutu olduğu konusunda kuşkular haliyle artacaktır. 

Şimdilik şunları söylemek mümkün: Salgında bir yayılma yönetimi görünmüyor. Vaka sayısı bakımından ABD birinci sıraya çıkmış durumdadır. Her tarafı, bütün ülkeleri etkiliyor. Olağan şüphelilerin suçluluklarını örtmek için kontrollü bir “etkilenme” manzarasına izin verebilecekleri düşünülebilir ama henüz böyle bir tablo da yok. Çin, virüsün çıktığı ülke olmasının yıpratıcılığını, önlemekteki başarısı ile hafifletmenin yanı sıra, diğer ülkelerin yardımına koşarak imajındaki negatif yapışmaları azaltıyor. Küba’ya karşı sempati artıyor. Fakat en önemlisi… En önemlisi, bir kapitalist komplo olması ihtimalini en çok tartışmalı hale getiren tarafı, salgının, kapitalizmin, neoliberal kıyıcılığın ipliğini pazara çıkarmış görünmesidir. 

Deşifre olan cinayet, bir komplo olmasından daha hafif bir suç da değildir. Salgına verilen hükümet tepkilerinden söz ediyorum. Tanıklık ettiğimiz ürkütücü manzaralar, neoliberal kapitalizmin amentüsü “serbest piyasa” mantığının, virüsün de serbest bırakılmasına uzanabildiğini gösterdi. İngiltere Başbakanı liberal Boris Johnson, çığ gibi artan tepkiler üzerine geri çekmeden önce, “sürü bağışıklığı” denilen bir politika uygulamaya koydu: Bırakalım ölsünler! 

Bazı değerlendirmelere göre Bay Boris’in bu politikası 277 bin kişinin ölümünü göze almak anlamına geliyordu. Böylece… Kapitalizmin ana vatanı sayılabilecek bir ülkede, kapitalist ahlakta hırsın, birçoklarının ümidini bağladığı o son vicdan kırıntısını da tepelediğini gördük.

İngiltere’den aldığımız son haber şu: Rahatsızlandığını belirtmek için aradığında “evde kal” cevabı verilen İngiliz Hasta artık yaşamıyor! Çünkü, İngiltere hükümetleri, kamusal sağlık hizmetini çok önce “gereksiz maliyet” olarak tasnif etmiş, piyasaya açarak, bir kamusal yatırım alanı olmaktan çıkarmıştı. Bu nedenle, şimdi ölümün eşiğindeki yurttaşlarına yeterli sağlık hizmeti sunamaması, bir “acz” değil, İngiliz kapitalizminin yapılış maddesi, etten kemikten halidir. Tam da bu nedenle Bay Boris, “sürü bağışıklığı” politikasını ilan ettiği günlerde, hastane talebi olanların, özel sağlık kuruluşlarına rezervasyon yaptırabileceklerini de hatırlatmıştı.

 İtalya’da hastalar bir yatak ve bir doktor göremeden sokaklarda boğularak öldüler. Doktorlar, ellerindeki birkaç ventilatörü önlerine gelen hastaların içinden kurtarılabilecekleri seçerek kullanmak, kalanını ölüme terk etmek zorunda kaldılar. Yine aynı şekilde, birçoğumuz, yaşlı insanlarda kullanılan 65 solunum cihazının genç hastalara takılmak üzere söküldüğünü, solunum cihazlarına bağlı yaşlıların acı çekmemeleri için sakinleştirici verilerek uyutulduğunu gözyaşları içinde anlatan İspanyol doktoru izledik.

Böylece, kamu kaynaklarının son kuruşuna talip aç gözlü kapitalistlerin; borsa gonglarının ülke semalarında ilelebet çınlamasını konusunda titizlenirken, salgınla mücadelede sahadaki ölümcül seçimleri -tarihteki en trajik ironi olmalı- doktorlardan talep ettiğine tanıklık ettik. O doktorlar, yeminli hayat kurtarıcılar olmaklık ile onlarca yaşlı hastanın ölümüne karar vermiş olmaklık arasındaki travmatik çelişkinin parçaladığı ruhlara gömülü yaşamaya mahkum oldular.

Yine aynı İspanya’da askerler, dezenfekte etmek için girdikleri huzurevlerinde yaşlı kişilerin cesetlerini yataklarında buldu. Bay Pedro Sanchez, devlete onlarca yıl vergi ödemiş onlarca yaşlıya, bir yatak borcu olduğunu unutmuş muydu? Yoksa o da hastalandıklarında tedavi görecekleri hastaneye zamanında rezervasyon yaptırmadıkları için huzurevi sakinlerinin ihtiyatsız bunaklar olduğunu mu düşünmüştü?

***

Yunanistan’da bir duvar yazısında şöyle yazıyormuş: Bir F-16 uçağı, eşittir 4000 yoğun bakım ünitesi. Hiçbir devletin para sorunu yok. Önemli olan paranın nereye harcandığı.”

Evet, para sorunu yok. Olmadığını gördük. “Bırakınız ölsünler”ciler de dahil bütün hükumetler; halkın bu kıyamet günlerdeki sağlık talebine kayıtsızlığın, kendilerine yönelecek yıkıcı sonuçları olacağını fark ederek, apar topar trilyonluk destek paketleri açtılar. Paketlere, bu kez yoksul ve dezavantajlı kesimlerin de kısmen girmiş olmasının nedeni işte bu yıkıcı korku. Çok fena ürkmüş gözüküyorlar. 

 

BAĞLANTILI HABERLER