Finike’de yapılması planlanan mermer ocağına karşı çıktıkları için öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftine ilişkin açıklama yapan BM İnsan Hakları Özel Raportörü Mary Lawlor, "Türkiye'nin bu çok rahatsız edici davada gerçekte ne olduğunu ciddi şekilde araştırmasının zamanı geldi" dedi.

Antalya'nın Finike ilçesinde taş ocaklarına karşı verdikleri mücadele ile bilinen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu davasında bir gelişme yaşanmazken konuyla ilgili bugün BM insan Hakları Özel Raportörü Mary Lawlor’dan bir açıklama yaptı. “Dünyanın dört bir yanındaki çevre insan hakları savunucularının genellikle öldürülme riski altında olduğu düşünülürse, Türkiye'nin bu çok rahatsız edici davada gerçekte ne olduğunu ciddi şekilde araştırmasının zamanı geldi” diyen Lawlor, cinayette maden sahiplerinin oynadığı iddia edilen rolden, katil olduğu iddia edilen kişinin hapishanede ölümüne kadar davada şüpheli olan çok şeyin olduğunu ve soruşturmanın daha da derinleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Büyüknohutçu çiftinin iki maden şirketine açtıkları davayı kazandıktan sonra 9 Mayıs 2017 tarihinde Antalya'nın Finike ilçesindeki evlerinde öldürüldüklerini hatırlatan Lawlor, “Onları öldürdüğünü itiraf eden kişi, yerel bir taş ocağı sahibi tarafından kendisine ödeme yapıldığını iddia etmesine rağmen, bu soruşturma hattı neden hiç araştırılmadı? Bölgeye henüz birkaç gün önce taşınan 31 yaşındaki Ali Yumaç, önce ters giden bir soygun olduğunu söyleyerek cinayetleri itiraf etti. Ancak birkaç gün sonra, yerel bir maden sahibi tarafından işe alındığını ve çifti öldürmesi için kendisine büyük miktarda para ödediğini söyledi. Ardından cezaevinden teslim etmesi için eşine verdiği bir mektuba yetkililer el koydu. Mermer madeninin sahibine hitaben yazılan mektupta, cinayeti başarıyla gerçekleştirmek için ikinci ödemeyi talep ediliyor. Yumaç, birkaç ay sonra henüz yargılanmayı beklerken, yüksek güvenlikli bir hapishanede intihara dayanıklı olarak tasarlanmış bir hücrede ölü bulundu. Ölümü intihar olarak kabul edildi” diye konuştu. Söz konusu kişinin intihar etmiş olması mümkün olsa da yetkililerin bu konuyla ilgili daha fazla araştırma yapmayı reddettiğine dikkat çeken Lawlor, “Söz konusu böyle olunca intihar konusunda kim nasıl emin olabilir?" diye sordu.

Bu yılın başlarında İnsan Hakları Konseyi'ne sunduğu raporu hatırlatan Lawlor, çevre hakları savunucularının özellikle de işletme sahiplerini araştırırken, öldürülme riski ile karşı karşıya olan kişiler arasında olduğunu söyledi. Söz konusu cinayetler ile ilgili soruşturmanın olmaması veya yetersiz olmasından dolayı sorumlular cezasız kaldığını dikkat çeken Lawlor, bu durumun insan hakları savunucularına karşı cinayetleri teşvik ettiğini söyledi.

Yetkililere karşı güvenin yeniden tesis edilmesi ve Büyüknohutçu ailesi için adaletin sağlanması için Türk hükümetinden soruşturmanın tüm hatlarıyla takip edilmesi talebinde bulunan Lawlor, devletlerin, insan hakları ve çevre haklarına ilişkin uluslararası ilkelerde vurgulandığı gibi, çevre ve insan hakları savunucularının tehdit, taciz, yıldırma ve şiddetten uzak çalışabilecekleri güvenli ve kolaylaştırıcı bir ortam sağlamaları gerektiğini dile getirdi.

Lawlor’un yaptığı açıklamaya, BM yargısız veya keyfi infazlar ile ilgili Özel Raportörü Morris Tidball-Binz ve İnsan ve Çevre Hakları Özel Raportörü David R. Boyd da imzalarıyla destek verdi. (MA)