Remzi BUDANCİR


ARTI GERÇEK- Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2020 yılı Haziran ayı gazetecilere yönelik hak ihlalleri raporunu açıkladı. 2020 yılı Haziran ayında gazetecilere yönelik hak ihalelerinin yer aldığı raporda, gözaltına alınan, haklarında dava açılan ve tutuklu olan gazetecilere ilişkin veriler aktarıldı.

97 GAZETECİ TUTUKLU

Raporda göre, Haziran ayında 6 gazeteci gözaltına alındı, 2 gazeteci tutuklandı. Bir gazeteci saldırıya uğrarken, 3 gazeteci de tehditlere maruz kaldı. 7 gazeteci hakkında soruşturma açılırken, 2 gazeteci hakkında dava açıldı, 3 gazeteciye 4 yıl 22 gün hapis cezası verildi. Yargılaması devam eden gazeteci sayısı 38. Haziran ayında 1 gazeteye 45 gün İlan ve Reklam cezası verilirken, bir kanal RTÜK cezası aldı. Haziran ayında 48 haber ve 89 sosyal paylaşımına erişim engeli getirildi. Temmuz ayı itibariyle tutuklu gazeteci sayısı 97 olduğu açıklandı.

'GAZETECİLERİN TUTUKLANMADIĞI AY YOK'

Haziran ayında basına yönelik baskılar, soruşturmalar, davalar, gözaltılar ve tutuklamaların artarak devam ettiğinin belirtildiği raporda, 'Geride bıraktığımız Haziran ayında basın özgürlüğü açısından kötü günler yaşandı. Gazetecilerin tutuklanmadığı veya gözaltına alınmadığı herhangi bir ay neredeyse yok. Buradan yola çıkarsak Türkiye’nin gazeteciler için bir cezaevine çevrildiğini rahatlıkla görebiliriz' denildi.

'HALKA ULAŞMASINDAN KORKTUKLARI GERÇEKLER VAR'

En kötü savaş dönemlerinde bile basın emekçilerinin özgürce mesleklerini yapabilmesi gerektiğini ifadelerinin yer aldığı raporda, Türkiye’de tam tersi bir durumunun yaşandığına dikkat çekildi. İktidar yanlısı medya dışında tüm basın çalışanlarının baskıya maruz bırakılıp terörize edilerek mesleğinin dışına itilmeye çalışıldığının vurgulandığı raporda şu ifadeler kullanıldı:

"Şu unutulmamalıdır ki; bir yerde basına yönelik baskı varsa orada yönetenlerin görülmesini istemediği, halka ulaşmasından korktuğu gerçekler vardır. Basına yönelik tüm baskıların kaynağı da işte budur. İktidar kanadı, halkın olan biteni tüm gerçekliğiyle görmesini engellemek için doğru habercilik yapan gazetecileri engelleme yolunu seçmiş ve kendi medyasını oluşturmuştur. Özetle; halkın AKP ve MHP dışındaki hiçbir çevreyi görmesi ve duyması istenmiyor.

'İKTİDAR SOSYAL MEDYAYA GÖZ DİKTİ'

Televizyonları, ajansları, gazeteleri, radyoları ve dergileri büyük ölçüde etkisi altına alan iktidar şimdi de sosyal medyaya göz dikmiş durumda. Yapılacak düzenlemelerle muhalif seslerin duyulduğu çok az sayıdaki mecralardan biri olan sosyal medya da denetim altına alınmak isteniyor. İktidar, sosyal medya kullanıcılarına erişim engeli getirmek veya sosyal medyayı bir bütün olarak denetimi altına almak istiyor. Bu istek bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dile getirilmiş ve sosyal medya ‘terör alanı’ ilan edilmiştir. İktidar, bu isteğini gerçekleştirirse basın özgürlüğünün aldığı yaralara bir yenisi daha eklenmiş olacak.

'İKTİDAR YANLISI BASIN GERÇEKLERİN KASABINA DÖNÜŞTÜ'

Her geçen gün halktan biraz daha uzaklaşan bir kesim medya ise iktidara yaranmak için meslek etiğini daha fazla zedelemeye ve gazeteciliğe zarar vermeye devam ediyor. Bunun en somut örneklerinden birini geçtiğimiz ay yaşadık. Meclis’in üçüncü büyük partisi olan HDP’ye uygulanan ambargo, bazı televizyon kanallarının kendilerini ifşa etmesiyle ayyuka çıktı. “Biz özel bir televizyonuz, HDP'lileri kendi yayın çizgimiz gereği davet etmiyoruz” türünden yapılan açıklamalar, aslında sansür ve otosansürün ne denli içselleştirildiğinin açık bir kanıtı niteliğinde. Tam da bu nokta da hatırlatmak gerekiyor; bu yayın kuruluşlarının çizgisi gazetecilik çizgisinden üstün değildir. Gazetecilik çizgisi de konuyu muhataplarıyla konuşmayı, ya da konunun muhataplarına söz hakkı tanımayı gerektirir. Bu örnek de bize gösteriyor ki; iktidar yanlısı basın gerçeklerin kasabına dönüşmüştür. Mevcut hükümetin yaratmak istediği basın profili de maalesef budur.

'TÜM MESLEKTAŞLARIMIZI SERBEST BIRAKIN2

Bir kez daha tekrarlamak istiyoruz, tutuklu meslektaşlarımızın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor. Onlar gerçeği duyurmak, doğruları aktarmak dışında hiçbir şey yapmadılar. Bunun karşılığı dünyanın hiçbir yerinde cezaevi değil. Artık Türkiye’de de öyle olmalı ve tutuklu tüm meslektaşlarımız serbest bırakılmalıdır."