Direnişçi bir Kürt kadını anlatan “Yadê” (Ana) belgesel filmi, 8 Mayıs Dünya Anneler Günü’nde gösterime girdi. Kürt sanatçı ve yönetmen Deniz Daman tarafından yazılan ve yönetilen Yadê’nin, kamera, montaj ve ses olmak üzere tüm aşamalarında kadınlar yer aldı. Filme konu olan Yadê’nin (Samiya Doğan) ailesi, 1917’de Osmanlı Devleti’ne karşı “Haco başkaldırısı” olarak bilinen olayların ardından Kuzey ve Doğu Suriye’ye sürüldü. Kendisi de aynı aileden olan Yadê, Qamişlo kentinde doğdu. 11 yaşına gelen Yadê, ailesi hakkında çıkan “af” ile Mardin’in ilçesi olan Midyat’ın Hermês köyüne döndü.

Yadê’yi tanıdıktan sonra hayatını öğrenmeye çalıştığını ve öğrendikçe daha da çok dikkatini çektiğini dile getiren Deman, “Verdiği varoluşsal mücadelenin bilinmesini istedim. Çünkü toplumsal belleğin önemli bir parçasıydı. Hayatı boyunca devletin, sistemin, erkeğin ve toplumun zulmünü yaşamış ama asla boyun eğmemiş ve adeta meydan okumuştu” dedi.

YADÊ KUZEY VE DOĞU SURİYE’YE GEÇTİ

Mezopotamya Ajansı'nda yer alan habere göre Hermês köyüne yerleşen Yadê ve ailesi, 4 yıl sonra Süryanilere dönük saldırılardan biri olan Seyyid saldırısında köy halkıyla birlikte direndi. Bunun üzerine silahlı çatışmaya dönüşen olayın ihbar edilmesi ardından Yadê, babası ile amcasının da aralarında bulunduğu 15 erkek ile Mawa (Batman’ın Hasankeyf ilçe sınırları) dağlarına sığındı. Haklarında yakalama emri çıkarılan Yadê ile beraberindekiler tekrardan Kuzey ve Doğu Suriye’ye geçti.

YOĞUN BASKILAR SONUCU YADÊ, ZORLA EVLENDİRİLDİ

Yadê, genç bir kadın iken cesareti, direngenliği ve güzelliğiyle dillere destan oldu. Evliliğe karşı olan Yadê, toplumsal baskı sonucu kadınların hazırladığı çeyizi hazırlamayı reddetti. Ancak yoğun baskılar sonucu Yadê, zorla evlendirildi. Bu evlilikte 6 çocuk dünyaya getiren ve büyüten Yadê, uzun süre boyunca evli olduğu erkekten gördüğü şiddet nedeniyle toplumsal yargı haline dönüşen evliliği ellinin tersi ile iterek, boşandı. Bu durum Yadê’nin yaşadığı dönemde ve coğrafyada bir “ilk” olarak görüldü.

 Yadê’ın hikayesini anlatan yönetmen Deman, “Yaşamsal ihtiyaçların erkeğe bağlandığı bir yapıda büyük zorluklarla ayakta duran Yadê, tekrar evlendirilmek istendi. Ancak evliliği, “cehennem” olarak değerlendiren Yadê, bir daha evlenmeyerek hayatının geri kalanını Kürt özgürlük mücadelesine adadı. Defalarca gözaltına alınan ve evleri basılan Yadê’ın iki kızı PKK’ye katılmak istedi. Yadê, her iki kızını hazırlayarak kendi elleri ile katılmalarını sağladı. Yadê’nin kızları ona “Milyonların annesi olacaksın” dedi ve Yadê buna zılgıt atarak yanıt verdi.”

‘YÜZDEKİ DEQLER (DÖVME) VE ELİNDEN EKSİK ETMEDİĞİ SİGARASI…’

Yadê ile Almanya’da bir eylemde tanıştığını söyleyen Kürt sanatçı ve yönetmen Deniz Deman, Yadê’nin ilerlemiş yaşına rağmen her zaman ön saflarda yer aldığını söyledi. Deman, “Böyle bir günde tanıdım. Yüzdeki deqler (dövme) ve elinden eksik etmediği sigarası, mavi gözleri dikkatimi çekti. Herkesin aşina olduğu bir kadın, ‘Yadê’ diye hitap ederler. Çünkü şehit düşen kızının vasiyet ettiği gibi o herkesin Yadê’si olmuştu” dedi.

‘ASLA BOYUN EĞMEMİŞ VE ADETA MEYDAN OKUMUŞ’

Yadê’yi tanıdıktan sonra hayatını öğrenmeye çalıştığını ve öğrendikçe daha da çok dikkatini çektiğini dile getiren Deman, “Verdiği varoluşsal mücadelenin bilinmesini istedim. Çünkü toplumsal belleğin önemli bir parçasıydı. Hayatı boyunca devletin, sistemin, erkeğin ve toplumun zulmünü yaşamış ama asla boyun eğmemiş ve adeta meydan okumuştu. Yadê’nin döneminde her kadın kendi hayatını değil, önüne koyulan ve ona reva görülen kadar hayatı yaşamak zorundaydı. Yadê, dayatılan bu hayatı kabul etmemiş, kadın düşmanı her zihniyete isyan etmiştir. Yadê, başka bir kuşaktan gelip, yeni kuşaklara, hemcinslerine kılavuzluk eden, yol gösteren yüz yıllık bir çınarın hikayesidir” diye konuştu.

‘ERKEK EGEMEN DÜNYADA KADINLARA DAHA ÇOK ÇALIŞMALI, BİRLİKTE KOLLEKTİF ÇALIŞMALAR YAPMALI’

Belgefilmin en önemli özelliklerinden bir tanesinin de projede sadece kadınların yer alması olduğunu dile getiren Deman, “Her kadın hayatı boyunca, toplumsal dayatmaları, erkeğin ve devletin zulmünü ve kadının için sıkıştırdığı bazı rolleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu yüzden bir kadının varoluş mücadelesini, direnişini, duygularını ve dünyasını en doğru kadınlar anlayabilir ve hissedebilir” ifadelerini kullandı. Kadının emeğinin ve iradesinin sömürüldüğü ve yok sayıldığını dile getiren Deman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erkek egemen dünyada kadınlara daha çok çalışmalı ve birlikte kollektif çalışmalar yapmalı. Sundukları fikirler, katkı sunan birçok arkadaş olmasına rağmen filmin çekimi, montajı ve ses düzenlenmesinde sadece kadınlar yer aldı. Filmi salgın döneminde insanların birbirinden uzaklaştığı, herkesin evlerine kapandığı bir dönemde çektik. Yadê’nin yaşı ve sağlık sorunlarından dolayı bazen uzun aralar vermek zorunda kaldık. Bu yüzden planladığımızdan daha uzun sürdü.”

‘DAĞIN, TAŞIN VE TOPRAĞIN HİKAYESİ’

 Sinema alanında kadınların daha az yer aldığını söyleyen Deman, “Son yıllarda çok başarılı Kürt yönetmeler ortaya çıktı yine bu yönetmenlerin filmleri de çok başarılı. Fakat kadın yönetmenlerin sayısını yetersiz buluyorum. Daha çok kadın kameramanlar, montajcılar vs. olmalı. Kürdistan coğrafyasında anlatılacak çok şey var Her dağın taşın, kadının ve her akarsuyun ile toprağın anlatılacak hikayesi var” diye belirtti.

‘KADINLAR HAYATIN HER ALANINA VE AKIŞINA MÜDAHALE ETMELİ’

 “Ben stranlarımı hep söyleyeceğim. Fakat sinema alanında da emek vermek istiyorum” diyen Deman, “Bu nedenle yeni projelere de yaptım. En son Kürdistan’da bir kısa film çektim. Senaryosu yine bana ait. Konusu bir Êzîdî kızının özgürlük arayışı. Şuan montaj aşamasındayız. Yine bir proje daha var. Kısa bir süre sonra Almanya’da çekimlerine başlayacağız. Bu projede kadınları konu alan kısa bir film olacak. Kadınlar hayatın her alanına ve akışına müdahale etmeli. Hayata kadınların gözleriyle, hisleriyle ve algılayış biçimleriyle yaklaşmak daha çekici” ifadesinde bulundu.

 Önümüzdeki günlerde Yadê filmi sosyal medya platformlarında paylaşılacak.