+GERÇEK - Yeniçağ gazetesi yazarı Evren Devrim Zelyut, bugünkü yazısında, "Bütçe ve dış ticarette oluşan açıkları zamla, vergi ile kapamak gerekecek. Türk halkı, Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar fakirleşecek. İşte buna kıyamet denilmez de ne denir?" diye sordu.

Zelyut, yazısında şu değerlendirmelerde bulundu:

"Çöküş kaçınılmaz, çünkü rezervlere baktığınızda eksi 50 milyar dolar gibi bir rakam var. Ödemeniz gereken rakam 171 milyar dolar. Ancak ülkeye döviz kazandırıcı gelişmeler azalırken, döviz kaybettirici gelişmeler ise artıyor.

AKP'nin dış girdiye bağlı sistemi yıkılmasın diye 70 milyar dolar özelleştirme geliri, 128 milyar dolar rezerv, 170 milyar dolar borç para alındı ve yakıldı. Sırf AKP bozuk iktisadi sistem nedeni ile seçim kaybetmesin diye, ölmesi gereken firmalar hayat öpücükleri ile yaşamda tutuldu.

Ucu ucuna dönecek bir sistem kurdu AKP, bütün bu kaynaklar heba olunca kuru tutmak için Kur Korumalı Mevduat çıktı. Ama 14,5 kur seviyesinde Hazine yaklaşık 30 milyar TL ödeyecek. Neden? AKP sistemi biraz daha çevirsin diye.

AKP ne yaparsa yapsın artık kaçamaz. Dışa bağlı sistemi zamanında millî hale getirmek yerine kaynakları betona ve ranta gömüp, Türk oligarklarına milyarlarca dolar servet transferi yaptılar.

Oligarklar bu parayı dışarıya yığdı. Ve şimdi sistem sıkıştığında bir dolar dahi getirmiyorlar. CHP lideri ise bu oligarkların yaptığı soygunu bildiği için geçtiğimiz günlerde açık açık uyardı.

Gelelim 'Kıyamet' konusuna, neden yaratıcı bir yıkım karşımızda? Hani dedik ya zamanında ekonomiyi millî hale getirin diye. Getirmedikleri için ekonomi dıştan gelen şoklara karşı kırılmaya başladı. Salgınla çatlayan ekonominin temelleri şimdi Rusya-Ukrayna savaşı ile kırılıyor. AKP rezervleri ölü firmaları ayakta tutmak için yakacağına, yani onlara ithalat yapmak için vereceğine elde tutsaydı, şu an artan petrol ve buğday fiyatlarını içeriye daha az yansıtırdı. En azından o 128 milyar dolar sertçe düşen Türk ekonomisine yastık olurdu. Vatandaşa bu kadar zam üstüne zam yapılmazdı.

Ama artık rezerv yok. Yukarıda da dediğimiz gibi 171 milyar dolar kısa vadeli borç var. Bunların üstüne buğday fiyatı uçmuş. Bu ne demek, daha fazla dolar bulman gerek ki ekmek yapasın.

Petrol fiyatları 130 doları gördü. Bu ne demek?

1- Aldıkların ve sattıkların arasındaki fark artacak. Cari açık büyüyecek. Yani dolar kıtlığı başlayacak. Dolar değerlenecek.

2- Fiyatlar artacak, sefalet her yeri saracak. Enflasyonla Lira değer kaybedip yine dolara hücum başlatacak.

Size bir hesap yapayım: 2019 yılında enerji faturası 41 milyar dolardı. 35 milyar dolar cari açık vermiştik. 40 milyar dolar turizm geliri vardı.

2019 yılında petrol 70 dolardı şimdi 130 dolara vurdu.

2019 yılında doğal gaz 2,56 dolardı şimdi 5,03 dolar. Yani Türkiye'nin ödeyeceği maliyet iki katına çıkmış. Salgın nedeniyle karantina uygulanmayacaksa ekonomide çarklar dönecek demektir. O zaman enerji faturası en az 60-70 milyar dolar olmayacak mı?

Hop cari açığa yaz bakalım -30 milyar dolar. Peki turizm geliri 2019 gibi 40 milyar dolar olur mu? En az 10 milyar dolar kaybımız olacak Rusya işinden…

Rusya ve Ukrayna'ya ihracat ve o ülkelerdeki ekonomik faaliyetlerimiz nedeni ile eskisi gibi dolar gelecek mi? Hayır…

2022 yılında ayrıca sırf 30 milyar TL de KKM işinden Hazine nakit dengesine açık olarak binecek. En az 180 milyar TL açık oluşacak. Bunun da 170 milyar TL'lik faiz yükü bütçeye binecek.

Cari açık ise 60-70 milyar dolar civarında gerçekleşerek dolar/TL kurunu 18 üzerine atacak.

Bütçe ve dış ticarette oluşan açıkları zamla, vergi ile kapamak gerekecek. Türk halkı cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar fakirleşecek. İşte buna kıyamet denilmez de ne denir?

Ancak güzel tarafı şu: Oligarklara kaynaklarımızı yediren, Çin ve Alman üreticilerini sanayi yarı mamulleri ithali, Rus köylüsünü de buğday ithali ile zengin eden bu sistemin ne kadar yanlış olduğunu AKP'nin kemik seçmeni dahil herkes anlayacak.

AKP'nin normal şartlarda dışa bağlı sistemi ile artan enflasyona bağlı olarak İstanbul ve Ankara'yı kaybettiğini biliyoruz. Ancak iş Türkiye'ye geldiğinde AKP öyle kolay kolay iktidarı devretmezdi. Ancak bütün bu işler sonunda destekçi sayısı baraj sınırına kadar çekileceği için iktidarın devri konusunda çoğumuzun yüreğinde saklı olan 'acaba demokrasiye herkes uyacak mı' sorusu artık gereksiz bir kuruntuya dönüşüyor.

Evet çok büyük sefalet, iflaslar, işsizlikler göreceğiz; ama unutmayalım: Türk ekonomisi genç nüfusu, çalışkan emekçileri, cesur girişimcileri ile bu çöküşü yeniden doğmak için fırsata çevirecektir. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile yeni bir hikâye yazılacaktır. Bu topraklarda eline kutsal kitabımızı alıp sallayarak, arkadan yandaşlara servet transferi yapmak sonsuza kadar imkânsız hale gelecektir."