Yusuf BARAN BEYİ*


Ortaya saçılan bunca ifrazata rağmen, iktidarın hiçbir şey olmamış gibi orada durup, İslam ahlakını referans gösterip, bu ahlakı lekelerken, Ümmeti Muhammed, üzüntü ve şaşkınlık içinde izlemektedir. İşin üzücü yanı; muhalefetin de benzer şekilde, olayları izlemekle yetinerek, çaresizlik ve beceriksizlik içinde siyasi yolculuğuna devam etmesidir.

Ülkeyi yönetmek adına hareket eden bir muhalefet, muhalefet olamayacağı gibi, iktidar olma şansını da yitirmiş demektir. Oysa kazanmak için, bu ülkede deneyimlenmiş bir siyasi geçmiş/tarih vardır. 7 Haziran 2015 genel seçiminden (Bu tarihten sonra yapılmış olan tüm seçimler şaibeli ve hileli olarak yapılmıştır.) Mart 2019 yerel seçimlerine kadar, partilerin aldıkları oy oranları ortadadır. İstanbul seçimin zaferle sonuçlanması, HDP desteğiyle olduğu görmezden gelinmemelidir. Seçmenin bu tercihlerini görmezden gelip, halen HDP’yi dışlamak gibi bir politik tutum içine giriliyorsa; bunun anlamı; “Bu ülkeye demokrasi gelmesin. Mevcut anti demokratik, tek adam yönetim şeklinin devam etmesini istiyoruz.” Arzusu ve tercihi ortaya çıkıyor. İkincisi; “Biz Millet ittifakı olarak seçimi kazanırız, HDP’ye ihtiyaç yok.” Değerlendirmesi, muhalefeti sonucu belli büyük bir yenilgiye götürür.

Bu süreçte muhalefetin HDP’yi dışlaması demek, Erdoğan’ın suçlayıcı siyasi söylemlerine bakıp, HDP’nin bilinçli 6 milyon seçmenine “terör” elbisesini giydirmek demektir. Bu ayrımcı ve suçlayıcı değerlendirme şekli, bilinçli 6 milyon seçmenin ruh halinde, cezalandırıcı duygu fırtınasına dönüşeceğini, hiç kimse göz ardı etmemelidir. “Mademki benim acım seni mutlu ediyorsa, o zaman sen de yan!” diyecek, intikamcı bir seçmen profiliyle karşı karşıya kalınır.Bunun sonucu olarak; “Kürtler yine AKP’ye oy verdi” serzenişinde bulunmak, kendi hatalı siyasi zihniyet kalıplarını örtmek demektir.

Muhalif cephenin en direngen, en politize olmuş partisini hedef almış olan Cumhur İttifakı, ağır saldırılarla, HDP’ye hücum etmektedir. “Terör örgütünün arka bahçesi” deyip, HDP’yi bölücüymüş gibi gösterip, önündeki en önemli engeli(dinamiği) muhalefetten kopartarak, kendine yol açmaya çalışıyor. Sayın Akşener ve Sayın Kılıçdaroğlu, artık bunu görüp, cesaretle HDP ile bir arada durmanın yararını seçmenine ve kamuoyuna anlatma yoluna gitmelidirler. Ama tam tersine uzak durarak, HDP’yi seçmenin gözünde düşmanlaştırmaya çalışmaları halinde, Cumhur İttifakı'nın arayıp bulmadığı siyasi bir tutumdur.

Erdoğan’ın işitmek istediği, yüksek bir sesle, Kılıçdaroğlu’nun fezlekelerle ilgili, eskinin tekrarı şeklinde, bir mesaj vermesi,çoğu siyasetçiler tarafında ikinci bir “gaf”ın tekerrürü olarak nitelendirildi. Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun yapmış olduğu kahramanca(!) çıkışının siyasi sonucu görülmüştü. Bedelini kendisi değil, Sosyalist ve Kürt vekiller ödedi.

Tüm bu gelişmeler olurken, Erdoğan her demecinde niyetini açık bir dille ifade etmektedir. “Memleketin yönetimini kimseye veremeyiz.” Diyerek, ileride yapılacak olan seçim sonuçlarının nasıl tecelli edeceğini bugünden ifade etmektedir. Bu fikriyatını/niyetini, OHAL’I uzatarak, ipleri kendi elinde bir seçime gideceği besbelli. “Benden sonra tufandır.” Sözü de muhalefet edenlere çok şey anlatmalıdır. Dolayısıyla muhalefetin bununla-şununla yan yana gelmem diye bir lüksü kalmamıştır. Mademki; dert-dava, “memleketin bekası ve demokrasinin tahkimi” ise, İstanbul yerel seçiminde deneyimlenmiş birlik/ittifak formülasyonunu tartışmasız bir şekilde hayata geçirmek elzem olmuştur. Yoksa bu memlekete ve bu millete yazık olur!

Evet, gerek Akşener’in milliyetçi siyasi tutumu olsun, gerekse CHP’nin Kürt siyasetçilere yönelik ulusalcı siyasi bagajı olsun, her defasında Erdoğan’a, nan-nimet oluyor. Millet İttifakı, zaferle çıkan yerel seçimlerin siyasi sonuçlarını görmezden gelip, HDP’yi dışlamaya devam ederse, bu ülke sittin sene demokrasiyi beklemeye devam edecektir. Körler diyarındaki fareler, Çin-Maçin'deki sağırlar, görüp işittiler ki; HDP’siz bir seçimde, ne iktidar, ne de zafer olur? Zafer olur diyen var ise; Bunlar demokrasiyi istemeyen, Cumhur İttifakı'nın saklı siyasi aktörleridirler. Muhalefet, bu siyasi argümanlarla, Kürt düşmanlığı üzerinde bir siyasi dil kullanmaya devam ederse, Erdoğan yeniden bu ülkenin Cumhurudur. Sağdan soldan bağırıp, haftada bir mikrofonların arkasına geçip demeç vermek, beyhude ve yetersiz bir çalışmadır. Oysa mevcut siyasi tablo ve atmosfer; “Böyle muhalefet olmaz.” Diye, boyuna sır sufle veriyor, görmüyor musunuz?

Seyit Rıza’nın dediği gibi; “Yazıktır, günahtır, cinayettir!”

 

* Eğitimci Yazar