Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenledi.Oluç, Muğla’nın ilçesi Marmaris’te parti binalarına yönelik saldırıyla söze başladı. Marmaris’teki saldırıda pompalı tüfekle gözaltına alınan bir kişi ilçe binalarına ateş ettiğini kaydeden Oluç, “Cam çerçeve indi. Neyse ki ilçe binasında o saatte kimse olmadığı için herhangi bir cana zarar gelmedi. Yaklaşık bir ay önceydi, İzmir’de Deniz Poyraz arkadaşımız alçakça bir saldırı sonucu katledildi. Daha bir ay olmadı Marmaris'te bir saldırı ile karşı karşıya kaldık. Kullanılan silaha baktığımızda öldürme amaçlı bir saldırı ile karşı karşıyayız” dedi.

ÖRGÜTLÜ BİR SALDIRI

Partililerine yönelik saldırılarda saldırganların, "psikolojik sorunları olan" ve "tedavi gören" bir kişi olarak lanse edildiğinin altını çizen Oluç, “Deniz Poyraz katledildiğinde de söyledik. Nedense saldırgan psikolojik sorunları olan ve tedavi gören bir kişi olarak lanse edildi. Ve hep böyle oluyor. Türkiye’de sadece yakın tarihi kast etmiyorum, onlarca yıldır hangi provokasyon hazırlanırsa, hangi saldırı yapılırsa yapılsın; ister siyasete dönük, ister başka türlü saldırılar olsun, bu saldırıyı yapan kişiler ya saldırıyı yaptıktan sonra 'Ben tek başımayım' açıklaması yaparlar, dolayısıyla arkasında örgütlü ve planlı bir iş yokmuş gibi yapmaya çalışırlar. Ama bu cümle ile arkasında bir örgütlü yapı var olduğu anlaşılır. İkincisi de psikolojik tedavi görme meselesi. İlaç alıyor olma meselesi. Her iki konuda bize net olarak bu saldırının da İzmir’de Deniz Poyraz arkadaşımızın katledildiği saldırıda olduğu gibi planlı, hazırlanmış ve arkasında belli güçlerin olduğunu açıkça gösteren ifadelerdir” diye belirtti. 

SORUMLUSU İKTİDAR

Saldırılar arkasında planlı ve karanlık odaklar olduğuna işaret eden Oluç, “Bir kez daha vurgulayalım ki, iktidarın oluşturduğu nefret söylemi, iktidarın HDP’ye yönelik dil ve attığı adımlar bu saldırıların iklimini uygun hale getirmektedir. Bundan dolayı nefret dili ve söylemini terk etmediği sürece yaşanacak saldırıların siyasi sorumlusu Cumhur İttifakı yani iktidardır. Çok açık ve net olarak söylüyoruz, iktidardır. Bu nefret dili ve üslubu devam ettiği müddetçe, ‘HDP kapatılmalıdır’ diye grup toplantılarında yaptıkları konuşmalarda bas bas bağıranlardır bu saldırıların azmettiricileri. ‘HDP bir an önce gecikmeden feshedilmeli, fezlekeler gecikmeden meclise gelmeli, Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır, HDP’yi kapatmak Anayasa Mahkemesi’nin namus borcudur’ diyenler bu saldırıların azmettiricisidir” ifadelerinde bulundu. 

YARIN HANGİ SİLAHLA SALDIRI OLACAK?

Kayıp silahlarla ilgili araştırma önergesi verdiklerini ve AKP-MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlatan Oluç, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Dün mecliste kayıp silahlarla ilgili bir araştırma önergesi verdik. Aslında bunların kayıp olan değil, dağıtılan silahlar olduğunu biliyoruz. Tartışmalar sonucunda bu konuya dair önergemiz AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Biz dedik ki, böyle iddialar var. Uzunca bir süredir çeşitli dönemlerde yapılan, yeni olmayan resmi açıklamalar da var. Bu iddialar araştırılmalıdır, dedik. Hem İçişleri Bakanlığı’nın verileri hem de mahkemelerce tespit edilenler bu verilerle ilgili araştırma yapılmalı dedik ama AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bugün pompalı tüfekle ilçe binamıza saldırı yapıldı. Yarın hangi silahla saldırı yapılacak acaba? Bizim ‘kayıp silahlar araştırılsın’ dediğimiz önergeye ret oyu verenlere soruyoruz. Yarın hangi silahlarla yapılan saldırıyla karşı karşıya kalacağız acaba? Bunun da cevabını verecek misiniz? Tekrar söylüyoruz: Nefret dilini biri an evvel sonu erdirmezseniz, bu saldırıların politik iklimini olgunlaştıracağınızı bir kez daha vurguluyoruz. 

TORBA DEĞİL ÇORBA TEKLİF

Komisyonda çıkmış olan bir torba yasa var. Şu anda turizm teklifi tartışıldıktan, bittikten sonra Genel Kurul'a gelecek. Birkaç şey söylemek istiyoruz bu konuda. Birincisi, biz buna torba yasa diyoruz ama aslında bir çorba yasa ile karşı karşıyayız. Artık torba yasa kavramı bile yapılmakta olanı, yasa teklifi ve tekniği açısından baktığımızda açıklamıyor. 23 madde içeriyor bu teklif. 18 farklı yasada ve 2 KHK’de değişiklik öngörüyor. Böyle bir durum ile karşı karşıyayız.Teklif plan bütçe komisyonuna geliyor. Bu komisyon bir ihtisas komisyonu, esas itibariyle ekonomik ve sosyal alandaki teklifleri görüşür. Diş protez teknisyenleri ve teknikerleri, hava ayrıştırma tesislerinin ormanlara kurulabilmesi, kooperatiflerin yönetim kurulları, gözaltı sürelerinin uzatılmasının 3 yıl daha devam ettirilmesi, OHAL’de hüküm olmadan kamu çalışanlarının işlerinden çıkarılabilmesi gibi konular plan ve bütçe komisyonu önüne gelen çorba teklifin içinde yer alıyor.

ERTELENMESİNİ SÖYLEDİK

Tütün ticareti ile ilgili olarak da bu cezaların ertelenmesi gerektiğini söyledik, ama şimdi yine karşımıza geldi. Çünkü iktidar, muhalefetin söylediği hiçbir şeyi kale almıyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Tütün konusunda yaşanan sıkıntılara Adıyaman’da isyan eden, sokağa çıkan yerli tütün üreticilerinin haklarının yok edildiği tekliflere karşı protestolarına dair iktidar ne yaptı? Bu gösterilere katılan 10 kişiyi tutukladı. Neden? Çünkü insanlar eleştirdiler, itiraz ettiler. Anayasal hakları olan bir gösteri yapma haklarını kullandılar, görüşlerini açıkladılar. Sonuç? Tutuklandılar. 

DİNLESELERDİ KARŞI KARŞIYA KALMAZLARDI

Şimdi o konudaki cezaların ertelenmesine dair madde geliyor önümüze bu maddelerin içinde. Bizi dinlemiş olsalardı, bu durum ile karşı karşıya kalınmayacaktı. Kınıyoruz. İnsanların, tütün üreticilerinin, çiftçilerin hakları için, gösteri yapmaları karşısında, düşüncelerini ifade etmeleri karşısında gözaltı ve tutuklama yapan iktidarın tutumunu kınıyoruz. Ve onların derhal serbest bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. İnsanlar kendi hakları için, yaşamları için eleştirilerini, görüşlerini dile getiremeyecekler mi? Bu iktidarı eleştiremeyecekler mi? Bu nasıl bir zorbalık? Nasıl bir zulüm etme anlayışı? Kabul edilebilir gibi değil. Kınıyoruz. Adıyaman’da tutuklanan tütün üreticileri derhal serbest bırakılmalıdır. 

KHK’SİZ YÖNETEMİYOR

Şimdi bir vahim konu daha var. Hatırlarsanız 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra 20 Temmuz 2018’da OHAL ilan edilmiş, 18 Temmuz 2018’e kadar OHAL devam etti. Sonra o dönemde kullanılan yetkilerin bazılarının uygulama süresini 2018’de bu meclis 3 yıl daha uzattı. O zaman de eleştirmiştik, yapmayın demiştik. Şimdi iktidar yeniden geldi ve üç konuda uzatma istiyor. Birincisi, gözaltı süresini 4 günden 12 güne kadar uzatma imkanı 3 yıl devam etsin istiyor. Neden gözaltı sürelerini uzatmak istiyor iktidar? Bunun hukuki bir açıklaması var mı? Yok. İkincisi, iktidar diyor ki şirketlere TMSF’nin kayyım atama hakkını da 3 sene daha uzatalım. Neden? Siz bir tarafta uluslararası alanda şirketlere büyük güvenceler vereceksiniz, ‘Türkiye’ye gelin, yatırım yapın’ diyeceksiniz ama öbür tarafta TMSF elinde bu yetkiyi bulundurmaya devam edecek. Çeşitli şirketlere baskı yapılmasının ve çökülmesinin zemini oluşturulacak. Üçüncüsü, iktidara kamudan hükümsüz ihraçlar devam etsin istiyor. O torba yasanın içinde bu da var. 3 yıl daha kamudan hükümsüz insanları ihraç edebilelim diyorlar. Şimdi bunların hiçbirisi kabul edilebilir şeyler değil. Hukuki hiçbir yanı yok bunların. Ama bu iktidar aslında demiş oluyor ki, OHAL dönemindeki KHK’ler olmaksızın ben bu ülkeyi yönetemiyorum, o KHK’lere ihtiyacım var demiş oluyor. Yani hukuk ve adalet mekanizması gerekli değil bana diyor. Yeter ki ben bu kararnamelere sahip olayım, bunlar aracılığı ile yönetebileyim ülkeyi diyor. Kabul edilebilir mi? Edilemez. 15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın lütfu olarak gören iktidar, bu lütfun yarattığı fırsatları devam ettirmek için bu torba yasayı getiriyor ve genel kurulda görüşülecek.

OHAL'DE SEÇİM YAPMAK İSTİYOR

Bu da yetmiyor, 31 Temmuz 2024’e kadar diyor. Seçimler normal zamanlarda yapılırsa 2023 yılının Haziran ayında yapılacak. Yani bu iktidar, OHAL kararnamelerinin kullanıldığı bir dönemde genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini yapmak istiyor. OHAL gölgesinde bu seçimleri yapmak istiyor. Yani seçimlerde propaganda özgürlüğünün olmadığı, insanların özgürce siyasi faaliyetlerini sürdüremeyeceği bir ortamda cumhurbaşkanlığı seçimini ve milletvekili genel seçimlerini yapmak istiyor. 3 yılın amacı budur. Bu kadar hukuksuzluk ve adaletsizlik kabul edilebilir mi?  İşte bu iktidar hukuku ve demokrasiyi bir ayak bağı olarak görüyor kendine. Ayağındaki pranga olarak görüyor. Bu nedenle bu devletin içinden hukuk ve devleti çıkarıyor. Geriye suç örgütleri kalıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil.

ÖZIŞIK AÇIKLAMALARINI HATIRLATTI

Geçen hafta da bir araştırma önergesi verdik, o da reddedildi. Süleyman Özışık isimli, iktidarın yakınında yıllarca bulunmuş olan bir iktidar gazetecisi demişti ki iki hafta önce ‘Gerek Süleyman Soylu’ya gerek OHAL işlemleri komisyonuna gerek diğer mercilere, masum olduğuna inandığım binlerce insanın dosyasını gönderdim. Bu insanlar eğer bu insanlar masum çıkarsa hesabını benden sorun! Araştırmalar yapıldı, hepsinin bir iftiraya kurban gittiği ortaya çıktı ve hepsi görevlerine iade edildi’ dedi. Yani OHAL komisyonu insanların haksız yere ihraç edilip edilmediği üzerine çalışırken, Süleyman Özışık’ın söylediği bu tür başvurular ile karar vermiş demek ki. Bu konudaki önergemiz de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bir kez daha söyleyelim: Bu anlayış, devletin içinden hukukun üstünlüğünü çıkararak yok eden, yargıyı bağımlı ve taraflı bir hale getiren OHAL komisyonunu aslında herhangi bir yargı mekanizmasına bağlı olmadan çalıştıran ve insanların işte bu tür çalışmalarla -FETÖ Borsası dedikleri meseleyi hatırlatmak istiyorum- işlemler sonucunda hukuksuzlukla atılan bu adımların sonunda ülke bu hale geldi. İşte bunu devam ettirmek istiyor iktidar. Bu da kabul edilemez. 

15 TEMMUZ’UN SİYASİ AYAĞI 

Yarın 15 Temmuz, darbe girişiminin yıldönümü. Türkiye'de bütün darbelere karşı olduğumuz gibi, 15 Temmuz darbesi karşısında da pozisyonumuzu çok net olarak aldık. 15 Temmuz’dan bir gün sonra 16 Temmuz’da yapılan ortak açıklamada o dönem Grup Başkanvekilimiz olan İdris Baluken, ortak bildiriyi HDP adına imzaladı ve darbe konusundaki pozisyonumuzu meclis içinde bütün diğer partilerle beraber çok net olarak kurguladı ve yaptığımız bütün çalışmalarda da bunu dile getirdik. Sivil siyasete, demokratik siyasete, halkın iradesiyle oluşmuş olan -ister belediye meclisi ister belediye başkanı, isterse milletvekili olsun- halkın iradesi olan yönetim kademelerine karşı her türlü müdahalenin karşısında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Bir kez daha darbeleri ve darbe girişimlerini lanetliyoruz. Bunu bir kenara koyalım.  Ama 15 Temmuz’un yıldönümü olduğu için bunu bir kez daha soruyoruz: Türkiye’de bütün darbelerin siyasi ayağı ortaya çıkarıldı 28 Mayıs’tan, 1960’lardan bugüne kadar. Siyasi ayağı açığa çıkarılmamış tek darbe girişimi, 15 Temmuz darbe girişimidir. Siyasi ayağı buharlaştı. Kimse bilmiyor siyasi ayağını ama aslında herkes biliyor. Nasıl oldu da 15 Temmuz'a gelindi, herkes biliyor. Bir kez daha bunu hatırlatalım, 15 Temmuz'un siyasi ayağının ortaya çıkarılmamış olmasının ne kadar büyük yanlış olduğunu bir kez daha vurgulayalım. 15 Temmuz’un yıldönümünde bir kez daha şunu söyleyelim: Bu iktidarın önümüzdeki günlerde konuşacağımız torba yasada söylediği maddelerle de ilgili olarak OHAL dönemi kararnamelerini uzatmak anlayışı ile de ilgili olarak söyledim, bu iktidarın mutlak iktidar yaratma hedefi, kuvvetler ayrılığını tek bir kişide birleştirme hedefi, denge denetleme mekanizmalarını işlemez hale getirmez hale getirme hedefi ve anlayışı, hukukun üstünlüğünü yok etme anlayışı, aslında bir tek adam rejiminin devamıdır. 15 Temmuz darbe girişimi aslında büyük bir fırsat yaratmıştır iktidar için, bu fırsatçılığı bu iktidar kullanmaya devam ettirmektedir.

HAKSIZ KAZANÇ 

Merkez Bankası faiz kararın sabit tuttu, yani faiz oranı yüzde 19’larda kaldı. Naci Ağbal görevden alındığından beri faizde bir değişiklik yok. Görevden alma gerekçesi sözde yüksek faizdi demek ki o değilmiş.  Gece yarısı görevden alınan Merkez Bankası başkanın kararnamesinden sonra Türk lirası bir gecede yüzde 15 değer kaybetmiş, borsa dip yapmıştı, dolar rekora koşmuştu. Yine AKP genel başkanının gece yarısı kararnamesi ile MB başkanı görevden aldı. Gece yarısı kararnamesiyle bu yükselişin bir daha gerçekleştiğini ve bu haksız kazanç elde edildiğini biliyoruz. 3. yılında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini Türkiye’yi getirdiği nokta budur. 

TRT, SRT OLSUN

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Resmi gazetede yayınladı ve TRT yönetim kuruluna atamalar yapıldı. Aslında TRT, SRT ismini alsa yani Saray Radyo ve Televizyon kurum ismini alsa daha isabetli olur. Çünkü TRT yaptığı yayıncılık ile iktidarı sadece destekleyen ama halkın vergilerinden oluşan bütçe oluşan bir kamu kurumudur. Muhalefetin sesini kısmakta birinci sıradadır. Bu yeni atama ile oluşmuş bir durumdur değildir, iktidar bir kez daha bu atama ile yandaşlarına ödül vermiştir. Farklı düşünen ceza gibidir. Yandaş basın mensubu olanları atanması ile iktidarın yanında yer alan kişilerce yönetilerek kamu kurumu olma niteliğini tam anlamıyla yitirmiştir. Bir kez daha bunu eleştiriyor ve kınıyoruz. TRT katkı payı olmak üzere halkın vergilerle Pelikan hizbi desteklenmekte, iktidarın aparatı haline getirilmiştir, siyasi etik ve hukuk kurullarına aykırı bir işleyiş vardır. TRT artık SRT dersek çok doğru bir iş yapılmış iş olur.”

Açıklamalar ardından Oluç, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

HDP SEÇMENİ 

“HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın HDP’nin oylarını kimse cebinde görmesin, yerel seçimleri hatırlatarak hiç kimse bizden aynı tavrı beklemesin şeklinde bir açıklamasına” dair soruya Oluç, “Bizim yerel seçimlerle 31 Mart ve 23 Haziran’daki yaptığımız bir ittifak değildi. Taktiğimiz şuydu o zaman da açıkladık. İktidarın yerel yönetimlerde alanını daraltmak üzere uyguladığımız bir seçim taktiğiydi ve başarılı bir şekilde uyguladık. O günün koşullarında yapılmış bir şeydi. Bugün seçimlere giderken koşullar neyi gerektiriyorsa kurullarımız ile birlikte bunları tartışacağız, günü geldiğinde kararımızı veririz. Eş genel başkanımızın söyledikleri çok açık ve net. Kimse HDP seçmenlerini çantada keklik olarak düşünmemeli. Hele hele HDP’yi kapatalım da onların seçmenleri çeşitli partilere dağılır fikrinde olan siyaset mühendisleri var, onlara da selamlarımız gönderelim, HDP seçmeni o oyunlara gelmez. HDP kapatılırsa kendine bir yol bulacaktır. HDP seçmenleri, HDP’yi tasfiye etme anlayışında olanlara en net cevabı verecektir” dedi.

Yerine kayyım atanan Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen’in yeni parti kurma yönündeki açıklamalarını da Oluç, “Bu soru kendisine de soruldu. Net bir cevap vermedi, onun söylediklerine bağlı kalmak durumundayız. Ayhan Bilgen arkadaşımızdır. Yıllarca parti sözcülüğü, grup başkanvekilliği, belediye eş başkanlığı yapmıştır, partinin kurucusudur aynı zamanda. Sorumlu bir davranış içinde olduğundan bizim bir şüphemiz yoktur. Biz her zaman onunla görüşür, konuşuruz” diye cevap verdi. (MA)