“Ancak 1 yıl yaşayabilir” demişler Yılmaz Güney’in doktorları, eşi Fatoş Güney’e, ölümünden bir yıl önce…

Sıkıntılar, başarılar, baskılar, ödüller, saldırılar, cezalar, zindanlar, sürgünlerle geçen fırtınalı yılların sonuncusu…

Önünde yaşayacak sadece bir yılı kalan, üstelik bunu da midesinden vücuduna yayılan kanserle yaşamak zorunda olan bir büyük sanatçının direnişini okudum dün gece…

Fatoş Güney, iki günde bitirdiğim son kitabı “Camları Kırın, Kuşlar Kurtulsun”da anlatıyor o günlerin dramını…

İçini kavuran bu gerçeği öğrendiğinde, eşine söylememeyi tercih etmiş. Bütün gücünü, “geliyor” denilen felaketi geciktirmeye, Yılmaz Güney’i iyileştirmeye vermiş, son güne kadar onu üretmeye teşvik etmiş.

Kitap, olağanüstü bir tanıklık: Sadece Fatoş Güney’in müthiş değişimine değil, Yılmaz Güney’in en zorlu koşullar altında yaratma tutkusuna da tanıklık ediyoruz. Sadece bunlar değil tabii:

Yılmayan bir adamın, sadece muhalif olduğu için önüne çıkarılan engelleri, en verimli dönemlerinde nasıl hapishanelerde çürütüldüğünü, buna rağmen hapishaneyi nasıl verimli bir atölyeye dönüştürdüğünü, o süreçte kendini nasıl yenilediğini, bir biyografik roman gibi okuyoruz.

Sonra ülkeyi terk edişini, sürgüne gidişini, dünyada el üstünde tutulurken ülkesinde hain ilan edilişini, yalnızlığa terk edilişini, en yakınlarının ondan uzak duruşunu, vatandaşlıktan çıkarılışını, arşivinin yağmalanışını, Cannes’da ödül aldıktan sonra eve dönerken taksiye verecek paralarının olmayışını…

Kavgalarını, öfkelerini, sevdalarını…

Türkiye bir yangın yeriyken, sürgünde her rahat nefes alışlarında hissettikleri suçluluk duygusunu…

Ve umudu tabii… ”Yılmaz”ın 5 sene içinde devrim olacağına duyduğu sonsuz inancını, memlekete dönüp Boğaz’da balık yiyip rakı içme hasretini…

Bunu göremeden sürgünde ölmesinin hüznünü…

“Onunla olmak, cennet ve cehennemi bir arada yaşamak demekti” diye yazmış Fatoş Güney… Bu söz, sadece Yılmaz Güney’le değil, Türkiye’yle yaşamayı da anlatıyor sanki…

Kitap, Türkiye’nin sonradan baştacı ettiği yaratıcı evlatlarına, hayattayken nasıl zulmettiğinin yeni bir belgesi adeta…

 Ancak yılın bu son gününde, benim için asıl öğretici olan, o en başta söz ettiğim dirençti:

Hasta yatağında, hatta ölüm döşeğindeyken bile hayata tutunma, en umutsuz anda bile güzel bir yarına inanma ve her koşulda o yarın için savaşma tutkusu…

Berbat bir yılı, karamsarlık içinde noktalayanlara, yeni yılın başında Fatoş Güney’in kaleminden Yılmaz Güney’i okumalarını ve oradan cesaret ve umut damıtmalarını tavsiye ederim.

Ne olursa olsun, uzun sürmüş bu gecenin biteceğini bilelim; umudun bayrağını hiç yere düşürmeyelim.

Hepinize sağlıklı, huzurlu, en önemlisi özgür bir yıl dilerim.