Ruşen TAKVA


ARTI GERÇEK- Türkiye - İran sınırının sıfır noktasında bulunan ve bir Kürt kenti olan Van'ın sınır köylerinde yaşayan köylüler, iki devletin askerleri tarafından açılan ateş sonucuyla öldürülüyorlar. Sadece 2020 yılı içerisinde Van'ın Çaldıran ilçesine bağlı, sınırın sıfır noktasında bulunan Yukarı Çili köyünde 2 sivil öldürüldü, bir çocuk da yaralandı.

İran sınırına 5 kilometre uzaklıkta bulunan Çili köyü sakinleri, ekonomik olarak ayakta durmak için genellikle hayvancılık ile uğraşıyor. Ancak köyün bir başka çarpıcı geçim kaynağı ise kaçakçılık. Köylüler, özellikle kış aylarında atlar ile sınırı geçerek İran'a gidiyor ve orada Türkiye'de de aynı isimde olan Çaldıran ilçesinden çay, sigara ve benzin getirerek geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Bu geçişler sırasında hem İran askerlerinin hem de Türk askerlerinin açtığı ateş sonucu hayatlarını kaybeden köylülerin, birçok geçişte at, köpek ve koyun gibi hayvanları da öldürülmüş.

AZAT BAĞA: ZIRHLI ARAÇTAN BANA ATEŞ AÇTILAR

16 Temmuz 2020 tarihinde koyunlarını otlatmak için köyün merasına giden 15 yaşındaki Azat Bağa, Türk askerlerinin içinde olduğu zırhlı araçtan açılan ateş sonucu ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede 15 gün yoğun bakım tedavisi gördükten sonra taburcu edildi. Bağa, olayı şöyle anlattı:

"Koyunları yavaş yavaş götürüyordum. Benim bulunduğum yerden çok uzaktan atlarla kaçakçılar geçiyordu. Askerler de benim bulunduğum yere çok yakınlardı ve beni görüyorlardı. Birden zırhlı araçlardan ateş edilmeye başlandı. Bana değen kurşunla yere düştüm. Askerler beni vurduklarını ve düştüğümü çok iyi görüyorlardı. Buna rağmen arkalarına bakmadan çekip gittiler."

BABA ŞEFİK BAĞA 2 AY SONRA ÖLDÜRÜLDÜ

Azat Bağa'nın askerler tarafından vurulmasının üzerinden 2 ay geçmiş ve Azat henüz iyileşmeye başlamışken, 6 Ekim sabahı Azat'ın babası Şefik Bağa yine aynı köyde ve aynı sınır bölgesinde bu kez İran askerlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti. Bağa ailesinin "Biz iki devlet arasında sıkışıp kalmış durumdayız, ikisi de bize düşman gibi davranıyor, dostumuz yok" ifadesi aslında köylülerin yaşadıklarına çarpıcı bir örnek sunuyor.

Yukarı Çili köyüne ulaşmak için Van şehir merkezinden 2 saatlik bir araç seyahati gerekiyor. Ayrıca köy merkezine varmak için de yaklaşık 30 dakika stabilize dağ yolundan araçla tırmanış gerçekleştirdim. Dar ve büklümlü dağ yolunu bitirdikten sonra Yukarı Çili köyünün sıvasız ve sadece briketlerle yapılmış evleri ilk olarak göze çarpan detay oldu. Kış aylarında olduğumuz için yoğun kar yağışı ve onunla birlikte dondurucu soğuklar kendisini hissettiriyor.

BAĞA AİLESİNDE YAS

2 ay arayla vurularak öldürülen baba Şefik Bağa ve yaralanan oğul Azat Bağa'nın evinde adı konulmamış bir yas var. Babanın ölümünden sonra evin en büyüğü Cebrail Bağa olmuş. Cebrail Bağa, 23 yaşında, evli ve 2 çocuk sahibi. 13 kardeşi ve annesiyle birlikte aynı evde yaşıyor. Cebrail, kaçakçılık yapmaya 9 yaşında başlamış. 14 yıldır çay, sigara ve benzin gibi ürünleri İran tarafından atlarla geçirerek Türkiye tarafına getirip satıyor. Neden bu işi yaptığını sorduğum Cebrail, "Mecburduk abi" demekle yetindi.

SINIRDA ÖLÜM, ŞEHİRDE SALGIN

Baba Şefik Bağa'nın öldürülmesinin ardından ekonomik kıskaç daha da daralmış. "Kaçakçılık yapamıyoruz öldürüyorlar, büyük şehirlere gidip çalışamıyoruz Covid-19 salgını var." diyen Cebrail, "Ne yapacağımızı bilmiyoruz" diye ekliyor.

VALİLİK İRAN ASKERLERİNİ SORUMLU TUTTU

Van Valiliği, 4 Ağustos 2020’de aynı köyde bulunan ve bu kez Türk askerleri tarafından açılan ateş sonucu öldürüldüğü düşünülen 6 çocuk babası İbrahim Baykara'nın İran askerleri tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Valilik yaptığı açıklamada, "İlimiz Çaldıran İlçesi İran sınırındaki Yücelen Mahallesi Çilli mezrası kırsalında 04.08.2020 günü saat 01.30 sıralarında İbrahim Baykara isimli şahıs silahla başından ve karnından vurularak yaralanmıştır. Çaldıran Devlet Hastanesi’ne kaldırılan İbrahim Baykara yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. İlk belirlemelere göre İbrahim Baykara’nın İran tarafından açılan ateşle 5.45 mm kalaşnikof marka tüfekle hudut hattında vurulduğu değerlendirilmektedir. Hudut birliklerimizde kalaşnikof marka tüfek kullanılmamaktadır. Olay bütün yönleriyle araştırılmakta olup, adli tahkikat Çaldıran Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmektedir." ifadelerine yer verdi.

AVUKAT ŞEBER: İRAN ASKERLERİ DEĞİL, TÜRK ASKERLERİ VURDU

Ailenin savunmasını üstlenen Avukat Burcu Şeber, olay yeri incelemesi yapmak üzere gittiği Yukarı Çili köyünde görgü tanıkları ile yaptığı görüşmeler sonrası, Van Valiliği'nin yaptığı açıklamanın aksine, İbrahim Baykara'nın İran askerleri tarafından değil, kardeşi ve kuzeni ile birlikte kaçak mazot getirmek için atlar üzerinde İran sınırına 3.5 kilometre kala Türkiye topraklarında ve Türk askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldüğü kanaatine varmış.

‘ASKER KÖYLÜLERİ ENGELLEDİ’

Şeber, duruma şöyle açıklama getiriyor: "Köylüler, olay yerine gittiği zaman yolun panzerler tarafından kesildiğini görmüşler. Askerler, İbrahim Baykara'nın hastaneye götürüldüğünü söyleyerek aileyi olay yerinden uzaklaştırmışlar. Aile bu duruma inanmamış ve panzerlerin yolu kapattığı yerin aksine toprak alandan olay yerine girmeyi başarmışlar. Olay yerinde İbrahim Baykara'nın yaralı olduğunu, hatta yaşadığına dair bir 'of' sesi duyduklarını dahi duymuşlar. Bunun üzerine Baykara'yı araca alarak hastaneye götürmüşler ama ne yazık ki kurtaramamışlar."

Şeber aynı zamanda, "Kürt kentlerinde yaşanan yargı tecrübesinden de anlaşıldığı gibi, cezalandırılması gereken kişiler cezalandırılmıyor" diyerek önemli bir noktayı hatırlatıyor.

SİVİL ÖLÜMLER MECLİS GÜNDEMİNE TAŞINDI

Sınır köylerinde artan sivil ölümlerine rağmen hiçbir kamu görevlisi hakkında henüz bir soruşturma açılmaması üzerine, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Murat Sarısaç, Van sınırı boyunca askeri personellerin karıştığı olayları meclise taşıdı. Verdiği önergede “cezasızlık” politikasından vazgeçilmesini isteyen Sarısaç, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya 4 soru yöneltti:

- Van’ın Çaldıran ilçesine bağlı Yukarı Çilli Mahallesi’nde 15 yaşındaki Azat Bağa’nın 16 Temmuz 2020 tarihinde askerler tarafından açılan ateşle ağır yaralandığına dair haber hakkında Bakanlığınızda hangi bilgiler bulunmaktadır?

- Söz konusu olay hakkında herhangi inceleme ve soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmadıysa, başlatılması düşünülmekte midir? Başlatılmışsa, önerge tarihi itibariyle güncel akıbeti nedir?

- Van’ın Başkale ilçesine bağlı Kaşkol Mahallesi’nde 14 Haziran 2020 tarihinde askerler tarafından açılan ateş sonucu Emrah Görür’ün (20) yaşamını yitirdiği ve Saim Yıldız’ın yaralandığı olay hakkında hangi adımlar atılmıştır?

- Askerlerin açtığı ateş sonucu sivil yurttaşların yaşamını yitirdiği veya yaralandığı olaylar hakkında nasıl bir hukuki süreç işletilmektedir?

Meclise sunulan bu önergeye İçişleri Bakanlığı tarafından henüz bir cevap verilmedi.

ŞEBER: KÜRT SINIRLARINDA ULUSLARARASI HUKUK İŞLETİLMİYOR

Avukat Şeber, yaşananların devletlerarası bir sorun olduğunu düşünüyor: "Aynı hadiseler Türkiye'nin Kürt sınırlarının dışında yaşansa, tepkinin çok daha farklı olacağını biliyoruz. Örneğin Mavi Marmara olayında İsrail, uluslararası sular içerisinde 10 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını öldürdü diye Türkiye, tüm dünyaya acil bir çağrıda bulundu. Fakat Türkiye sınırlarında uluslararası hukukun işletilmesi dile dahi gelmiyor. Bunun akla gelen ilk sebebi İran ve Türkiye devletlerinin, Kürtlere bakış açısıyla ilgili olduğudur."

‘SINIR KORUMA HAKKI YAŞAM HAKKININ İHLALİ NİTELİĞİNDE OLAMAZ’

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, sınırlarından çok daha uzakta İsrail'de, vatandaşlarının öldürülmesine karşı verdiği hızlı tepkinin aynısını Kürt kentlerinde yaşanan ihlaller karşısında henüz vermemiş olması ve hatta sessizliği tercih etmesi Şeber'in, "Buradaki orantısızlığın nedeni siyasidir." belirlemesini destekliyor.

Sınırda yaşananlara dair hukuki görüşlerini belirten Şeber, “Savunmasız bir vatandaşa öldürme niyeti ile ateş etmek, orantısız güç kullanmaktır. Sınır ihlalinde devletin sınırını koruma hakkı var ama bu hak, yaşam hakkının ihlali niteliğinde olamaz. Devletler sınır güvenliği sağlamakla insan hayatı arasında bir denge kurmak zorundadır. Uluslararası kaçakçılık bir alternatif olarak görülüyorsa ve yapılıyorsa bu vatandaşı çalışma alanının olmadığının kanıtıdır. İş imkânları sağlanmadan ve herhangi bir istihdam yaratılmadan devlet tarafından vatandaştan vergi talep ediliyor. Talep edilen vergileri ödeyemeyen yurttaşlar ise ömür boyu vergi kaçakçısı olarak sabıkalanıyor" ifadelerini kullandıktan sonra şu soruları soruyor:

"Gümrük vergisinin karşısına insan hayatı konulabilir mi? Kaçak mazot veya kaçak sigara getiriyor diye insanlar öldürülebilir mi?"