Rojhat TUNÇ


İzmir depreminin üzerinden 3 hafta geçti. 116 kişinin hayatını kaybettiği, binlerce ailenin evinden olduğu deprem sonrasında yoksul depremzedeler için konteyner kent kurulması çalışmaları sürüyor. Fakat toz bulutu dağıldı, ilgi ve dikkatler başka yönlere çoktan çevrildi… Bir daha aynı sorumsuzlukla, sorumluluk alıyormuş gibi yapmalarla karşılaşmamak adına; depremin ilk gününden bu yana deprem toplanma alanlarında yaşananları ve sonrasını, naçizane tanıklığımla aktarmaya çalışacağım…

AFAD’ın İzmir Valiliği’ne gönderdiği ve 16 Kasım’da basına düşen yazıda belediye başkanı da dahil olmak üzere kamu görevlileri tarafından “afet yönetimini güçleştirdiği” gerekçesiyle yaşanan afetlerden sonra basın yayın organlarına açıklama yapılmaması yazıyordu. AFAD, aynı gün yaptığı açıklamada bu yazının depremden 1 hafta önce İzmir Valiliği’ne gönderildiğini açıkladı. Burada mühim olan depremden sonraki durumun gizlenmeye çalışılmasıdır. Neden gizlenmeye çalışıldığını da önceki depremlerden, Gazete Duvar’da Alper Budka tarafından 10 Kasım’da yapılan “Elazığ’a depremden sonra verilen sözler tutuldu mu?” başlıklı özel haberden biliyoruz. Tam bu nedenlerden ötürü Gençlik Komiteleri’nin çağrıcılığıyla kurulan ve alanda fiili çalışan 750 kişiyi aşan, bir gönüllü ağı olan Ege Deprem Koordinasyonu ile depremin ilk gününden itibaren 7/24 çalıştığımız deprem toplanma alanlarındaki duruma dair gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Bulunduğumuz toplanma alanları boşaldığı için 16 Kasım akşamı alanlardan çıksak da başta konteyner kent meselesi olmak üzere sürecin takipçisi olmaya ve ev yerleştirmeleri başta olmak üzere dayanışma çalışmalarına devam ediyoruz.

Bu kısmı özellikle belirtiyorum çünkü anlatacaklarım üçüncü ağızlardan gelen gözlemlere dayanmıyor. Peki İzmir Valiliği’ne gönderilen yazıyla AFAD’ın amaçladığı, saklamaya çalıştığı şeyler nedir?

* AFAD tarafından ilk günlerde kurulan başta Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı olmak üzere büyük deprem toplanma alanları özellikle depremin üçüncü gününden itibaren resmi görevliler hariç kimsenin içeri giremediği birer kapalı hapishaneye dönüştürülmüştür. Öyle ki İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı çalışan İzmir Gönüllü Takımı bile bir noktadan sonra emniyetin baskıları sonucu deprem toplanma alanlarına girememiş, İzmir BB tarafından bu gönüllü çalışma sona erdirilmiştir. Ayrıca bu deprem toplanma alanları iktidar açısından birer propaganda merkezi olarak planlanmış, devletin sorumluluklarını yerine getirdiğine dair fotoğraf ve videolar genellikle bu alanlardan çekilmiş ve ona bağlı güvenlik önlemleri alınmıştır.

* Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı gibi 400’den fazla çadırın kurulduğu alan dışındaki örneğin yaklaşık 70 çadırın olduğu Şehit Hakan Ünal Parkı, 100 civarında çadırın olduğu Barış Manço Parkı gibi birçok deprem toplanma alanına ise ilk 5-6 gün çay, çorba dağıtmaya gelen İzmir ilçe belediyeleri ve diğer illerden gelen belediyeler, kurumlar, dernekler, gönüllüler dışında çalışmaya gelen herhangi bir sorumlu, yetkili kurum olmamıştır. Dolayısıyla birçok deprem toplanma alanında depremzedelerin çadırlara yerleştirilmesi -AFAD ve İzmir BB çadırları da dahil olmak üzere- o alanlardaki gönüllülerin aileleri tespiti, dayanışmayla çadır bulunması ya da İzmir BB ve AFAD’dan iletişim kanalıyla getirilmesi, kurulması konusunda sorumluluk almasıyla çözülmüştür. AFAD’ın duyurularını yaptığı kurulan çadırların ciddi bir kısmı gönüllüler tarafından kurulmuştur. Bu bazı alanlarda Ege Deprem Koordinasyonu gibi bağımsız bir gönüllü ağı gibi, yine bazı alanlarda mahallenin gençlerinin sorumluluk almasıyla birçok gönüllü ekibinin oluşmasına, büyümesine neden olmuştur.

* Deprem toplanma alanlarına günler sonra gelenler emniyet aracılığıyla, çadır kurulumu, çadırlardaki ihtiyaçların sağlanması, ezcümle dayanışma çalışması yapan tüm gönüllüleri AFAD veya Kızılay’ın bayrağı altına almaya çalışmış, aksi durumda ise gönüllüleri alanlardan çıkarmakla tehdit etmiştir. Gönüllü ekiplerin büyük çoğunluğu bazen gözaltına alınarak, bazen bağımsız çalışmak istediği için alandan çıkartılarak deprem toplanma alanlarından uzaklaştırılmıştır. İzmir Gönüllü Takımı da yine alanlardan bu nedenle ayrılan ekiplerden biridir. Alanlarda kalmaya devam eden gönüllülerin bir kısmı İzmir’in ilçe belediyelerinin gönüllüsü olurken Ege Deprem Koordinasyonu ise bulunduğu üç deprem toplanma alanını ihtiyaç olduğu takdirde terk etmeyeceğini ve bu isimle çalışmaya devam edeceğini defalarca çıkarmakla tehdit eden İzmir Emniyeti’ne bildirmiştir. Geniş bir öğretmen ve psikolog ağı ile çocuklarla düzenli atölye ve etkinlikler de düzenleyen Ege Deprem Koordinasyonu’na dönük baskılar ise halkın da dayanışmasıyla son bulmuş ve çalışmalara devam edilmiştir.

* Deprem toplanma alanlarında ilk günden son güne kadar pandemi nedeniyle net, somut bir önlem alınmamıştır. Birçok deprem toplanma alanına tuvalet ve banyo ilk 1 hafta getirilmemiştir. Deprem toplanma alanlarına ateş ölçer, yangın söndürme tüpü, ilkyardım malzemeleri gibi ihtiyaçlar gönüllüler tarafından getirilmiştir. Öyle ki Şehit Hakan Ünal Parkı’ndaki çalışmamızda İzmir İtfaiyesi bizden yangın söndürme tüpü temin etmiştir. Yine kendisinden battaniye, çadır talep edilen Kızılay Gönüllüleri de bu talepleri gönüllülerden temin etmiş, birçoğu da Kızılay’ın gerekli desteği sunmaması nedeniyle önlüklerini çıkararak Kızılay’dan ayrılmışlardır. Deprem toplanma alanlarının genel eksikleri dahi gönüllüler tarafından giderilmeye çalışılmıştır. Örneğin yine aynı parkta giyecek konusunda çalışma yapan başka bir gönüllü ekip alandan çıkarılmak konusundaki baskıya, çalışma alanını toplanma alanının dışına, hemen yanına alarak karşılık vermiştir; gönüllü ekiplere bu tavrı gösterenler gönüllü ekiplerin yaptıkları çalışmalara ise alternatif olamamıştır. Ege Deprem Koordinasyonu’nun çocuk alanlarının ötesine 3 balon asıp “Çocuk Etkinlik Alanı” tabelası asan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Psikososyal Destek ekibi, sonra balonlarını da indirip o çalışmayı yapamayacağına kanaat getirmiştir. Saçları uzun olan 3-4 yaşlarındaki bir çocuğun ailesine “Cinsiyetini karıştırır” diyerek saçlarının kesilmesi telkininde bulunmuş ve ailenin çocuğun saçlarını kesmesine neden olmuşlardır.

* Depremin ilk gününden bu yana çeşitli bakanlıklar, bakanlıklara bağlı kuruluşlar, İzmir BB, ilçe belediyeleri, alana müzeye gelircesine gelen milletvekilleri ve daha nicesi açısından daha çok görünür olmaya dönük bir rekabetin olduğunu ve poz verenlerin ise alanları terk ettiğini söyleyebiliriz. Örneğin Ege Deprem Koordinasyonu olarak deprem toplanma alanları boşaldığı için alanlardan çıktığımız bu alanların kimisinde İzmir BB, Kızılay bizden önce çıkmıştı. Çadırlarda kalan yurttaşların yanına göstermelik olarak uğrayıp sorunlarını not edip ikinciye gelmeyen yetkililer, sürecin başındaki itibarsızlıklarını gün geçtikçe perçinlemişlerdir.

* Hala iletişimde olduğumuz, konuştuğumuz onlarca depremzede aileden kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını öğreniyoruz. Göstermelik olarak kontrol edilen ve “hasarsız raporu verilen” birçok binanın hasarlı olduğunu, aslında hasarlı olan bu binalarda yaşayanların fotoğraflarıyla sorumlulara gösterip ipatlamasına rağmen evlerine dönmek istemeyen bu depremzedeler için yalandan bir söz bile verilmediğini biliyoruz. Dolayısıyla evet, deprem toplanma alanlarındaki çadırlar boşalıyor ancak yurttaşlar ya kendi imkanlarıyla ya da halkın, gönüllülerin dayanışmasıyla başka evlere geçmeye çalışıyorlar.

* Şu an İzmir Bayraklı’da 550 konteynerlik bir konteyner kent kurulumu yapılmaya devam ediliyor. Sadece 21 metre kare olan bu konteyner kentlerde ise kaç kişinin kalacağı, ne kadar kalacağı belirsizliğini koruyor. Elazığ Depremi’nin üzerinden 11 ay geçtiğini ve orada hala 1730 ailenin konteynerda kaldığı düşünülürse bu sürecin de böyle belirsizlikler içerisinde süreceğini; verilen sözlerin tutulmayacağını öngörebiliyoruz.
 
Sonsuz kudreti varmış gibi görünen, bilimin, teknolojinin imkanlarına ve böyle süreçleri yönetme deneyimlerine sahip olanların tüm bunlara rağmen halkın özgücünden daha güçsüz olduğu bir kez daha açıkça görüldü. Bürokrasi içerisinde güç gösteren pozlar vermek, kişisel ve sermaye çıkarlarını koruyan tavırlar almak toplumun çıkarlarından her zaman olduğu gibi önde geldi düzen için. Ancak direnişten enkaza çalışmaya gelen Somalı madencilerden, toplanma alanlarında buluşup, tanışıp çalışan gençlere, öğretmenlere, emekçilere varan bir sorumluluğu üstlenen emekçi halkımız yönetebilme kudretini göstermiştir. 

İzmir Depremi’nden çıkarılması gereken ders, etkileri açısından İzmir’de çok küçük bir bölgeyi etkileyen bir deprem konusunda bile sorumluların sorumluluklarını yerine getirmediği ve “Deprem vergileri nerede?” sorusunun daha güçlü sorulması gerektiğidir. Çünkü ezilenler için dayanışma ve mücadele birbirinden ayrılmaz dolayımlar içindedir. Dolayısıyla, sorumluların yapması gereken işleri yapan değil; dayanışmayla ayakta kalan ve hesap soran bir tarzı enkazlara mahkum edilen emekçi halkımızın sorması önümüzdeki dönemin görevlerindendir. Hayatlarımız, dayanışmamız, mücadelemiz 21 metre kareyi aşacaktır...