Bir dönem Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Genel Başkanlığı ’da yapan Nazım Karakurt yaşadığı karanlık güne dair dünyanın en barbar örgütü İŞİD’in iki militanının kendilerini patlatmaları sonucu 14 yoldaşını kaybettiğini söylüyor.

“Benim için belki de unutulmayacak en zor günlerden birisidir 10 Ekim Ankara Gar katliamı” diyen Karakurt, gerçekleştirilmek istenen mitingin gerekçesini şöyle özetliyor:

“Dünyanın herhangi bir yerinde ne sebeple olursa olsun, bir savaş varsa ve var olan siyasal iktidar bu savaştan rant ve güç devşiriyorsa emekçilere ve halklara buna ‘dur’ demekten başka bir seçenek kalmamıştır. İşte 10 Ekim katliamının olmasının nedenlerinden birisi de bu savaş politikasıdır. O günlerde siyasal iktidarın diyalog ve müzakereden vazgeçerek savaşı tercih etmesine, ülkenin çocuklarının her gün tabutlar içinde bu topraklara gömülmelerine ‘dur’ demek gerekiyordu. 7 Haziran 2015 seçimlerinde mecliste çoğunluğunu kaybeden siyasal iktidar,gücünü ve iktidarını tekrar elde etmek için erken seçim ve savaş kararı almıştı. Bu nedenle de bu ülkenin karanlıktan aydınlığa çıkması için mücadele eden, savaşa karşı barışı savunan TTB, KESK, DİSK ve TMMOB’nin öncülüğünde miting kararı alınmıştı.”


DÜNYANIN EN GÜZEL YEŞİL GÖZLERİYLE BANA BAKTI

Karakurt, o karanlık günü anlatmanın katliamdan yaralı olarak kurtulan biri olarak çok zor olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor,

“Miting öncesi dışarıdan gelen yüzlerce arkadaşımızla birlikte Ankara Gar da bulunan şube binamızın önünde kahvaltı yaptık. Sonra dışarıdan gelecek üye ve yöneticilerimizi karşılamak için çok erken saatte Gar’a geldim. İlk gözüme çarpan İbrahim yoldaş ve 9 yaşındaki oğlu Veysel oldu. Onlara doğru yürüdüm ve kucağımı açtım.

Veysel koşarak geldi, sarıldı bana. Bende ona sarıldım. ‘Hayırdır Veysel sabah sabah ne işiniz var burada’ deyince o kocaman ve dünyanın belki de en güzel yeşil gözleriyle bana bakarak ‘barış için geldik’ dedi. Sonra babasına dönerek Veysel’i niye eyleme getirdiğini sordum. Kaygım bir ihtimal polis gaz atar ve çocuk etkilenirdi. İbrahim, alandan geldiklerini ve hiç polis olmadığını söyledi.”

Karakurt, saat 09.30 gibi kortejdeki yerlerini almak için Gar önüne geldiklerini, çok büyük bir coşkuyla karşılaştıklarını söylüyor. Karakurt geçmiş tarihlerde çok sayıda eylemin Ankara Gar’ında başladığını, geçmiş eylemlerde birçok yerde güvenlik çemberi olduğunu, 20 Temmuz 2015 günü Suruç’ta IŞİD’in 33 insanı katletmesine rağmen o gün hiçbir güvenlik önleminin olmadığını ifade ediyor.

Karakurt, o günün Barış Mitingi olması sebebiyle güvenlik güçlerinin alandan uzak olmalarını makul karşıladıklarını belirtiyor. Karakurt o günü şöyle anlatıyor:

“Saat 10.04 gibi bize 150 metre uzaklıkta havaya gri bir dumanın yükseldiğini hepimiz gördük. Ama hiçbirimiz bunun bir canlı bomba olacağını bilemezdik. Yaklaşık 4 ya da 5 saniye sonra ikinci canlı bomba bizim olduğumuz kortejin içinde kendisini imha etti.

Tabii ki inanılmaz şiddetli bir patlamadan sonra işitme kaybı oluyor. Bir an dünyadan kopuyorsunuz. Hiçbir şey duymuyorsunuz. Yaklaşık 3 ya da 4 dakika sonra olayın içinde olduğunuzu ve büyük bir vahşetin içinde yaşam mücadelesi verdiğinize şahit oluyorsunuz.

Yaklaşık 10 ya da biraz daha fazla dakikalar içerisinde yaralandığınızı fark ediyorsunuz. Sağa, sola, arkaya ya da ön tarafınıza baktığınızda onlarca yoldaş ve dostlarınızın cansız bedenleriyle karşılaşmak, bir an sizi bu dünyadan koparıp götürebiliyor. İnsanların feryatları yeryüzünü yırtarcasına yükseliyor.

Yavaş yavaş bilincimin açıldığını ve yaralı olduğumun farkına vardım. Sonra alanda olan cansız yatan yoldaş ve dostlarımı görünce bir kez daha kendimi kaybettim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir barış mitinginde yıllarca sendikal mücadelede birlikte olduğunuz yol arkadaşlarınız artık yoktular. Sabah kollarıma koşan 9 yaşındaki Veysel ve babası İbrahim onlar da yoktular.”

Karakurt, ambulansların hemen gelmemesi ve güvenlik güçleri tarafından engellenmesiyle, polisin yaralılara özellikle kendilerinin bulunduğu alana yoğun gaz atmasının izahını hala bulamadığını söylüyor. Karakurt yaralı bir şekilde gaz atan polislere doğru bağırarak gittiğini, devletin silahlı güçlerininkalan yaralıları da öldürmeye çalıştıklarını ifade ediyor. 

Karakurt ,şöyle devam ediyor:

“Bir hafta sonra yaralı ve tedavim devam ederken kalp krizi geçirdim. 12 gün yoğun bakımda yattım. Bu kalp krizinden sonra kalp yetmezliği nedeniyle kalp pili takıldı. Yaklaşık bir yıl boyunca Cebeci Tıp Fakültesi’nde psikiyatri tedavisi gördüm. Sosyolojik ve psikolojik olarak iyileşemediğimi söyleyebilirim. Sonuç olarak bu katliamda sorumluluğu olan ve gerekli güvenlik önlemleri almayan siyasal iktidarı şiddetle kınıyorum. Bu katliamlardan sonra ‘oyumuz arttı’ diyen siyasetçileri de lanetliyorum. 10 Ekim Gar katliamında yaşamını yitiren tüm yoldaşlarımızı bir kez daha sevgi ve özlemle anıyorum.”