ARTI GERÇEK- Adil yargılanma talebi ile girdiği ölüm orucunun 213. gününde sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen Avukat Aytaç Ünsal, "Edirne'den yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalandığı" iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanmıştı. 

Ünsal'ın annesi Nermin Ünsal, Artı TV yayına bağlanıp, bu süreçte yaşananları ayrıntılarıyla anlattı:

'EMİR BÜYÜK YERDEN BASKISI'

"Ben öncelikle savcılığın bir yıl infaz erteleme kararı verdiğini söylemekle başlamak istiyorum. Daha Aytaç'ı kaldığı hastanenin mahkum koğuşundan alıp hastaneye götürdüğümüzde yüzlerce polis memuru ve aracı biz takibe aldı. Aytaç ateşli bir şekilde yoğun bakımda yatarken hastanenin sahibi ve başhekimi çok ağır tehdit aldığın, zor durumda olduğunu ve Aytaç'ı çıkartmak durumunda olduğunu bize söyledi. Akşam üzeriydi, ben dedim ki bari ertesi gün çıkalım. Koridorlarda sayısız polis memuru var, hastalar ve refakatçilerden çok şikayet alıyorum. Bunun üzerine ertesi gün akşam üzeri Aytaç'ı Sarıyer'deki hakimevine -ben emekli hakimim- götürdük. Gece 1.30 sularında hakimevi müdür aradı. Siz ve eşiniz kalabilirsiniz ama emir büyük yerden, Aytaç burada kalamaz, çıkmak zorundasınız, dedi. Bunun üzerine ben, siz insanlığınızı mı yitirdiniz, ateşler içinde, nereye gidelim bu saatte, dedim ve telefonu kapattım.

'EVE BASKINDAN SONRA 'AYTAÇ BEY, DEVLET BURADA' DEYİP GİTMİŞLER'

"Yine hakimevinde de onlarca araç, polis memuru peşimizde. Bu defa yolculuk yapamayacak durumda olduğu için hakimevine çok yakın bir eve taşıdık kendisini. Takip burada da devam etti. Orada da aynı şekide tacizler, o evin kiracısını da tehdit ettiler, çok zor durumdayım, dedi o da. Sonra ben annemin rahatsızlığı sebebiyle memlekete gittim. Aytaç oradan da ayrılıp Sarıyer'deki başka bir eve gitti. O evin etrafında da 6 tane akrep aracı evin etrafında döndü, polisler evin önünde bekledi. İstanbul Savcılığının verdiği erteleme kararında güvenlik nedeniyle kişi izlenir. Ama 2 kişiyle izlenir. Bunlar tamamen taciz edecek şekilde izliyorlar. 20 gün kadar önce sabaha karşı, zile basmadan demir kapıyı koçbaşıyla kırarak gene 'Robocop' kıyafetler, uzun namlulu silahlar, tepelerinde ışıklar olmak suretiyle evi basmışlar. Ve de 'şüpheli bulunabileceği' gibi komedi bir arama kararıyla. Böyle bir arama kararı bile olmaz. Neyi aradığınızı, kimi aradığınızı, hangi delili aradığınızı, ne için oraya geldiğinizi yazmanız gerekir. Hiçbir şey bulamamışlar ve giderken Aytaç Bey, devlet burada deyip gitmişler. Aytaç, ölüm orucundan kalan izler için tedavi alıyor ve sürekli hastanelere gidiyor. 

'AYTAÇ'A EDİRNE'DE PUSU KURULMUŞ'

"Olaya gelirsek, o gün arkadaşı hava değişimi olsun diye 'birkaç gün Edirne'de kal' diye söylemiş. Zaten Aytaç'ın sadece yurt dışı çıkış yasağı var. Yani konutu terke etmeme, şehri terk etmeme gibi bir adli kontrolü yok. Ya da her tedaviye gittiğinde savcıya bilgi vermek gibi bir durum da söz konusu değil. Arkadaşıyla 9 Aralık'ta şehir merkezinde yemek yiyorlar. Daha sonra arkadaşı işi nedeniyle ayrılınca Aytaç da onun evine gitmek üzere duraktan taksi çağırıyor. 

"Aytaç, saniyeler içinde önüne beyaz bir araç geldiğini ve kendisini taksi olmadığı için duraktan yolladıklarını ve bu tip durumlarda yardımcı olduğunu söylediğini anlatıyor ve şüphelenmeden o araca biniyor. Daha biner binmez arkadan, önden, yandan; hep izlendiği için kendisine pusu kurulmuş. Köprü altı gibi bir yere götürüyorlar. Yüzünü, başını ki kez taşa çarpıyorlar, karnını yumrukluyorlar, iyice dövdükten sonra emniyet müdürlüğüne götürüyorlar. Orada hastaneye götürmek için 2 kat aşağıya inerken iki polis memuru kolundan tutup bilerek bacaklarını merdivenlere vura vura indiriyorlar. 

'TEM AMİRİ 'YUKARIDAN BÖYLE GÖRÜNMESİ İSTENDİĞİ İÇİN BÖYLE DAVRANDIK' DEMİŞ'

"Devlet hastanesinde doktor, içeride 10 polis olduğu için bu koşlullarda rapor veremeyeceğini söylüyor. Oradan Trakya Üniversitesi'ne götürüyorlar, aynı şekilde oradaki doktorlar da bu koşullarda rapor düzenleyemeyiz diyorlar. Sonrabeni aradılar, Aytaç'ın henüz yürüyemeyeceğini, her an pıhtı atma tehlikesi var dedim. Nerede yakaladınız diye sordum, onu söyleyemeyiz dediler. Ertesi gün, adliyeye götürüyoruz diye alıp cezaevine götürüyorlar. Götürüken de kollarını arkadan kelepçeliyorlar. Ve de o TEM amiri şöyle bir söylemde bulunmuş: Bu tavırlar bizim tavırlarımız değil, yukarıdan böyle görünmensi istendiği için biz bu şekide davrandık. 

Neticede şunu söyleyeceğim, hani yalan haberler yapıldı ya, yurt dışına kaçarken yakalandı, arka cebinde navgasyon, botla yakalandı diye, bu tamamen komplodur. Kendisini şehir merkezinden almmışlardır ve bu soruşturmadan tutuklanmamıştır. Ben hemen gidemediğim için İstanbul'dan avukatlar o soruşturma dosyasını almak istediklerinde, üzerinde gizlilik kararı olmadığı halde soruşturma evrakı bize verilmemiştir. Sonrasında İstanbul Savcılığı, sağlık durumu nedeniyle aldığı infaz erteleme kararını jet hızıyla kaldırmıştır. Adli Tıp'ın bir kararı var, Ebru ve onun hakkında, cezaevinde kalamayacaklarına ve bu ölüm orucu sonrası oluşan hasarların çok kısa zamanda iyi olamayacağına dair. 

Biz tabii ki İstanbul infaz hakimliğine itiraz ettik ve hakimlik yetkili olduğu halde ret ya da kabul vermek yerine yetkisizlik kararı verdi. Bu defa Edirne infaz hakimliğine müracaat ettik. Buradaki amaç ne biliyor musunuz? İkisi de yetkisizlik verdiğinde olay bölge adliye mahkemesine gidecek ve sürüncemede kalacak. Bu süre zarfında Aytaç'a eziyet edip işkence yapacaklar.