T24 yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un İslam hakkında sarf ettiği sözlerine "Macron denilen zatın, İslam ile derdi nedir, Müslümanlarla derdi nedir? Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var" diye tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın öfke kontrolünü öğrenmesi gerektiğini belirtti.

"Saray'daki danışmanlarının çapı, onu bu hatalarından döndürecek düzeyde değil, bunu artık biliyoruz." diyen Yılmaz, "Erdoğan'ın bir an önce öfke kontrolü becerilerine kavuşması lazım. Saray'a bu konuda üç – beş danışman daha alınması yerinde olur. Belki onlar aldıkları maaşı hak etmek için çaba gösterirler. Biz burada alıştık, çoğu zaman gülüp geçiyoruz ama milletlerarası ilişkiler bu tür hafiflikleri kaldırmaz, bunu unutmayalım." diye yazdı.

Yılmaz'ın T24'te "Öfke kontrolünü öğrenmek zorunda" başlığıyla yayımlanan bugünkü yazısının ilgili kısmı şöyle:

Şu sıralarda Türkiye'nin ihtiyacı herhalde Fransa'nın Cumhurbaşkanı'nın kişisel düşmanlığını da üzerimize çekmek olmamalı

Emmanuel Macron'un, İslam ile ilgili son çıkışları Recep Tayyip Erdoğan'ı çok sinirlendirdi:

"Macron denilen zatın, İslam ile derdi nedir, Müslümanlarla derdi nedir? Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var" dedi.

"Macron denilen zatın" İslam'da reform ile ilgili fikirleri, adı üzerinde "fikir"!

Bana da doğru gelmiyor ancak ne yapabilirim?

Bu durumda yapılması gereken bu fikrin neden doğru olmadığını anlatmaya çalışmak, doğrusunun ne olabileceğini göstermek olabilir.

Ama herhalde bu yüzden "söz konusu zata" hakaret etmemeliyim.

"Aptal, gerzek, salak" gibi sıfatlar kullanmamalıyım.

Çünkü böyle yaparsam beni dinlemesini de en başından engellemiş olurum. Oysa amacım yanlış olduğunu düşündüğüm bir fikri düzeltmek olmalıydı.

Fark ettiğiniz gibi söz konusu iki kişinin kimliklerini yazmadım.

İsimlerin önüne kimlikleri de ekleyip okuduğunuzda durum daha da acayipleşiyor.

Birisi Fransa'nın Cumhurbaşkanı, diğeri Türkiye'nin!

Bu durumda birbirlerine hitap ederken seçecekleri kelimeler daha özenli olmalı.

Şu sıralarda Türkiye'nin ihtiyacı herhalde Fransa'nın Cumhurbaşkanı'nın kişisel düşmanlığını da üzerimize çekmek olmamalı.

Ve İslamofobi'den şikayetçi olanlar, bu korkuya malzeme taşıyacak eylem ve sözlerden de uzak durmalı.

Mesela bir öğretmenin sersemce bir eylemi nedeniyle, boğazının kesilerek cezalandırılmasını kınadığımızı hatırlamıyorum.

Şimdi "Macron denilen zat" çıkıp, "görüyorsunuz İslam dünyasındaki liderlerin terbiye ve fikir seviyesini" dese, ne yanıt vereceğiz?

Erdoğan diyor ki "zaten 1 yıl sonra seçim var. Seçimde de akıbetini göreceğiz. Yolunun pek uzak olduğunu zannetmiyorum."

1 yıl sonra Macron gidebilir de gitmeyebilir de.

Ama Fransa her halükârda orada durmaya devam edecek, tıpkı Erdoğan'dan sonra Türkiye'nin de durmaya devam edeceği gibi.

Erdoğan için önemli olan bir parti toplantısında partilileri gaza getirmek için sarf ettiği üç beş değersiz söz mu, Türkiye'nin uzun vadeli ulusal çıkarları ve devletler topluluğunun saygın bir üyesi olarak kalabilmek mi?

Üstelik o kişileri gaza getirmesi için yabancı devlet adamlarına saydırması da gerekmiyor. Öksürse alkışlıyorlar nasıl olsa.

Türkiye Cumhurbaşkanı, kendi ideolojik saplantılarının esiri olmuş durumda.

Ve onun bu durumu Türkiye'yi yalnızlaştırıyor, ulusal çıkarlarını savunurken ihtiyaç duyacağı destekleri de kaybetmesine yol açıyor.

Saray'daki danışmanlarının çapı, onu bu hatalarından döndürecek düzeyde değil, bunu artık biliyoruz.

Öyle görünüyor ki partisinde de "özgül ağırlığı olan" kimse yok, oradan da diplomatik akıl yoluna çekecek bir çıkış hiç gelmedi, gelemiyor.

Erdoğan'ın bir an önce öfke kontrolü becerilerine kavuşması lazım. Saray'a bu konuda üç – beş danışman daha alınması yerinde olur. Belki onlar aldıkları maaşı hak etmek için çaba gösterirler.

Biz burada alıştık, çoğu zaman gülüp geçiyoruz ama milletlerarası ilişkiler bu tür hafiflikleri kaldırmaz, bunu unutmayalım.