Orman yangınları ve Türk ırkçılığı

Orman yangınları ve Türk ırkçılığı
Türkiye’nin ve insanlığın ciğerini yakan yangınlarla bir kaos ortamını yaratılıp, bir yandan Türkiye içinde Kürtlere saldırının zeminini hazırlamak planının olduğu görülüyor.

Ali ÇATAKÇIN


Türkiye ırkçılığın, ayrımcılığın had safhaya vardığı; insan, doğa ve her tür canlının yaşam alanını tahrip edildiği dünyanın tek ülkesi durumunda. Türkiye’nin ciğerlerini kavuran yangınların geliştiği alanlara yapılan müdahale, ayrımcılık ve ırkçılığın en açık örneği.

Kürt coğrafyasında güvenlik güçlerinin çıkardığı yangınlara müdahale edilmediği gibi, müdahale edilmesine de müsade edilmiyor. Yangınlara müdahale etmek isteyen halk, "Burası yasak bölge’’ gerekçesiyle asker ve polis tarafından engelleniyor.

Sistemin kin, nefret, hırs ve ırkçı ayrımcılığı Türkiye’yi gün geçtikçe halkların boğazlaşacağı kanlı bir iç kargaşaya doğru götürüyor.

Konya Meram’daki ırkçı saldırı, "Komşular arası husumet’’ güzellemesiyle örtülmeye çalışılırken, Antalya’nın Elmalı ilçesinde mevsimlik Kürt işçilere karşı ırkçı bir saldırı gerçekleşti.

Batıda süren orman yangınları ilk günden itibaren bütün basının haklı olarak, gündeminden düşmezken, aylardan beri Kürt coğrafyasında devletin güvenlik güçlerinin kundaklaması ya da bombardımanı sonucu çıkan yangınlara Türk basını (Muhalif basını da) ya hiç ilgilenmedi ya da kerhen ilgilendi.

Hele hele muhalefet ve ana muhalefet partisi tek bir kelime etmedi. Sanki Dersim ve Kürt illeri ayrı bir dünya.

Türkiye’nin batısında zincirleme ve neredeyse eş zamanlı meydana gelen yangınları, Erdoğan-Bahçeli sistemi HDP şahsında, Kürtlere yüklemeye çalıştı.

Fakat batıda zincirleme meydana gelen yangınların meydana geldiği Bodrum, Manavgat, Didim gibi merkezler CHP belediyelerinin iktidarda olduğu beldeler. Yangınlar çıkar çıkmaz sistemin hedef gösterdiği kitle ise Türkiye sahasında yaşayan Kürtler.

Herkesin aklında yangınlardan iktidarın sorumlu olduğu ve müdahalede bilerek geç kalındığı gerçeği var. Daha önceki yıllarda meydana gelen bu tür orman yangınlarının tahrip ettiği sahalar tekrar ağaç dikimine açılmayıp, inşaat sektörü için imara açıldığı da hatırlanırsa, bu argümanın hiçte mesnetsiz olmadığı anlaşılacaktır.

Ayrıca Türkiye’nin ve insanlığın ciğerini yakan yangınlarla bir kaos ortamını yaratılıp, bir yandan Türkiye içinde Kürtlere saldırının zeminini hazırlamak planının olduğu görülüyor.

Hiçbir Kürt genci hem Kürtlerin katliamına zemin sunan, hem de insanlığın nefret ve lanetini alan, insanlığın ortak değeri olan ormanları yakma gibi bir düşünce sahibi olamaz! Böyle bir eylem tek başına dahi insanlık karşıtlığıyla eşdeğerdir.

Yangınlardan kısa bir süre önce çıkarılan yeni bir Cumhurbaşkanı kararıyla pek çok sahil ve kıyı bölgesinin, buralardaki kamu kurumlarına, Hazine’ye, Milli Emlak’a ait arsaların, arazilerin satış ve özelleştirme kapsamına alınması mide bulandırıcı.

Yangınların bu yeni yönetmenlikten sonra, seri şekilde ve genellikle kıyı şeritleri boyunca meydana gelmesi doğrusu yaman bir tesadüf.

Kürt illerinde çıkarılan ve söndürülmesine müsaade edilmeyen yangınların batıda çıkarılan yangınlardan farkı, bu yangınlar yeni yapı alanları yaratmak için değil, bu bölgeyi insanıyla, doğasıyla, doğayı ev edinmiş bütün canlılarıyla imha etmektir.

Sistemin bugüne kadar yarattığı her kaos ortamını en iyi kullanan Erdoğan olmuştur. 15 Temmuz sonrası yaratılan kaos ortamı, Türkiye’de vicdana sahibi insanların yok edilmesi için kullanıldı. Bu tezgah sonucu Türkiye ot bitmez çorak topraklara çevrildi. Irkçılık ve yobaz dincilik Türkiye’nin tek geçerli kıblesi oldu.

Bu saldırı dalgasının genişleyerek bir süre sonra bütün muhaliflere döneceğine kimsenin şüphesi olmasın. Bunu 15 Temmuz sonrasında, "FETÖ"cülere karşı yürütülen imha operasyonlarının, daha sonra nasıl toplumun ilerici ve demokrat dinamiklerini hedefleyerek devam ettirildiğinde gördük.

Çöken sistem daha akla gelmeyecek çılgınlıklara gebe. Defin edilmeyi bekleyen meftadan farkı olmayan muhalefetin yapacağı çok şey var ama yapma niyeti yok.

Türkiye ve Kürt halkları işin başa düştüğünü, halk deyimiyle, "Kendi göbek bağını kendi kesmenin’’ zamanının gelip geçtiğini bilmelidirler. Şimdi daha çok dayanışma, daha çok dostluk ve daha çok yan yana durma zamanı. Türk halkı bu girişimin öncüsü olmanın tarihi sorumluluğunu taşıyor. Bu tarihi sorumluluğu üstlenmesi, kendisine bulaşan devletin kirinden, günahlarından arınması temizlenmesi de olacaktır!

 

Öne Çıkanlar