Rasim ÖZTAŞ


Bütün katliamlar birbirlerine benzerler. Bütün katliamcılar da birbirlerine benzerler. Korkaktırlar, korkak oldukları için acımasızdırlar. Bu yüzden katliam yaptıklarını halktan gizlemeye çalışırlar.

1936 - 38 yıllarındaki İspanya İç Savaşı’nda Bask bölgesinin antik kenti Guernica’da gerçekleştirilen katliam tam da böyle bir katliamdır.

Tarih 26 Nisan 1937. O gün köylülerin pazara geldiği gündü. Katliamcılar bu nedenle o günü seçmiş olmalılar. Alman faşizmine ait 26 savaş uçağından atılan bombalarla sadece pazar yeri vurulmadı, caddeler, binalar, tren istasyonu, kısaca kasabadaki her yer bu saldırının hedefi oldu. Yapılan katliamda 1654 kişi öldü, 889 kişi yaralandı.

Katliamdan sonra Franco’nun özel kuvvetlerinin propaganda şefi yaptığı açıklamada, Guernica’yı, ülke dışında öfke uyandırıp Cumhuriyetçi direnişi güçlendirmek amacıyla ve kanalizasyon şebekesine dinamitler yerleştirmek suretiyle Basklıların kendilerinin yıkıp yerle bir ettiğini söyledi.

Katliamcıların inkar politikası sadece İspanya’da gerçekleşen Guernica katliamında yaşanmadı, tüm katliamlar için durum böyledir. Katliamcılar gerçek amaçlarını açıklayamazlar. Halkın öfkesinden korkarlar. Bu nedenle suçlarının üzerini örtmeye ya da başkasının üstüne atmaya çalışırlar.

Guernica katliamının amaçlarından biri iç savaştaki Cumhuriyetçi direnişin etkisini kırmak olsa da, asıl amaç Alman faşizminin hazırlandığı yeni bir paylaşım savaşı için bu katliamı bir deney olarak kullanmak istenmesiydi.

İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Almanya’nın Nürberg kentinde oluşturulan ve savaş suçlarının sorgulandığı mahkemede yargılanan sanıklardan biri olan Mareşal Göring, Guernica katliamı için “Kenti deney alanı olarak kullandık. Bu içler acısı bir olaydı. Ama başka türlüsü de olmazdı. O dönemde   böylesi deneyler başka türlü gerçekleştirilemezdi” dedi.

Picasso İspanyol olmasına rağmen yaşamının önemli bir kısmını Paris’te geçirdi. Dolayısıyla sanat çalışmalarının en verimli ve ustalık dönemini bu kentte kurduğu atölyelerde gerçekleştirdi.

Picasso ilk kez 1900 yılında Paris’e gelerek, Montmarte tepesinde kurduğu atölyesinde çalışmalarını yürüttü.

Şimdilerde Montmartre Tepesi Beyaz Kilise’si ile ünlüdür. Tarihteki yeri ve önemi ise daha farklıdır.

Paris Komünü’nün başladığı tarih olan 18 Mart 1871 tarihinde Montmartre Tepesi’ndeki topçu birlikleri krala karşı gelerek ayaklandılar. Bu yüzden Paris’in her tarafından görülen bu tepe ayaklanmanın başladığı yer olarak kabul edilir. Aynı zamanda ayaklanmanın bittiği, son çatışmaların yaşandığı yerlerden biridir.

Komün yenildikten sonra kral kendi gücünü göstermek için buraya, Paris’in her yerinden görülecek bir kilise yaptırmaya karar verdi. Bu kiliseye halk arasında Beyaz Kilise denilse de asıl adı Sacré Coeur Bazilikası (Kutsal Kalp Bazilikası)’dır. Beyaz özel bir taştan yapılmıştır. Bu taşın yağmur yağdıktan sonra daha çok beyazlaşan bir özelliği vardır. Kilisenin yapımında kullanılan taşın bu özelliğine rağmen Beyaz Kilise’nin sanatsal olarak bir değeri yoktur. Paris’in diğer kiliselerinin her taşında, her karışında bir sanat vardır. Dinsel motifler sanatsal bir bakışla döşenmiştir. Beyaz Kilise öyle değildir. Hiçbir yerde Beyaz Kilise’de olduğu gibi asker heykellerinin olduğu bir kiliseye rastlanmaz. Kiliselerde dinsel ögeler dışında bir şey kullanılmaz. Kral, Beyaz Kilise’yi ayaklanmayı bastırdıktan sonra kendi gücünü göstermek için yaptırdığı için ön cephesine asker heykelleri yerleştirmiştir. Bu yanıyla dinsel değil, militer bir karakter taşır. Bu nedenle Parisliler tarafından benimsenen bir kilise değildir.

Beyaz Kilise Parisliler tarafından pek sevilmemesine rağmen, Montmartre Tepesi otantik özelliğini hiçbir zaman kaybetmedi. Bu nedenle sadece Paris’i yükseklerden seyretmenin zevkine kapılan insanların akınına uğramaz, Paris Komünü’nden bugüne taşınan alışkanlıkların, inançların, sanatın fakına varmak için de insanlar Montmarte Tepesi’ne gitmeye devam ederler. Taş döşeli sokaklarını hala insanların doldurması bunun en güzel kanıtıdır. Arka tarafındaki bahçe o günden bugüne kadar ressamlara, şairlere, sokak sanatçılarına ev sahipliği yapmaya devam eder. Kilisenin etrafındaki kafelerde garsonlar bugün de komünarların kıyafetlerini giymiş, şapkalarını, fularlarını takmış bir vaziyette servis yaparlar.

Picasso Montmartre Tepesi’ndeki atölyesinde dört yıl çalıştıktan sonra İspanya’ya giderek bir süre orada kalır. Tekrar Paris’e döndüğünde sanatsal çalışmalarını daha çok bu kentte yürütmeye başlar.

Guernica Katliamı olduğunda Seine Nehri kıyısındaki Rue de Grands Augustins’deki atölyesinde çalışıyordu. Katliamdan sonra İspanya Cumhuriyetçi Hükümeti o yıl yapılacak Paris Uluslararası Sanat Fuarı’nda, İspanya’ya ayrılan bölümde sergilenmesi için bir resim sipariş etti. Picasso bu tekliften sonra kafasındaki tabloyu oluşturmaya başladı.

Fotoğraf sanatçısı Coşkun Aral bir televizyon programında Picasso’nun İspanyol olmasına rağmen Guernica kasabasını görmediğini, bu nedenle Nazım Hikmet’in birkaç yıl önce bir toplantı için bu kasabaya gittiğini öğrendiğinde ondan yardım istemeye karar verdiğini söyledi.

Picasso çizdiği eskizleri Abidin Dino aracılığı ile o yıllarda Moskova’da yaşayan Nazım Hikmet’e göndererek düşüncesini alır. Coşkun Aral, Picasso’nun gönderdiği eskizleri Nazım Hikmet’in Moskova’daki evinde gördüğünü belirti.

1913 doğumlu Abidin Dino henüz genç bir yazarken 1931 yılında Nazım Hikmet’in “Sesini Kaybeden Şehir” ve 1932 yılında “Bir Ölü Evi” kitaplarının kapak resimlerini yaptı. Nazım Hikmet’in Abidin Dino ile olan dostluğu bu çalışmalardan sonra başladı.

1933 yılında Cumhuriyet’in 10. Yılı nedeniyle “Türkiye’nin Kalbi Ankara” belgeselini çekmek için Türkiye’ye gelen Sovyet yönetmeni Sergey Yutkeviç bir sergide bir resmi görüp, serginin en iyi resmi olduğunu söyleyerek resmi yapan Abidin Dino ile tanıştı. Yutkeviç Sovyetler Birliği’ne döndükten sonra “Leninfilm Film Stüdyoları” adına Abidin Dino’ya bir davetiye göndererek sinema eğitimi almasını istedi. Bu davet üzerine Abidin Dino’nun sinema eğitimi almak için 1934 yılında üç yıl sürecek Sovyetler Birliği serüveni başladı.

1937 yılında Sovyetler Birliği Avrupa’da ortaya çıkmaya başlayan savaş tehlikesi nedeniyle başka ülkelerden gelen öğrencilerin tümünü ülkelerine gönderme kararı aldı. Memleketlerine gönderilecek öğrencilerden biri de Abidin Dino’ydu.

Abidin Dino Sovyetler Birliği’nden ayrıldıktan sonra hemen Türkiye’ye dönmedi. Önce Paris’e giderek burada altı ay kaldı. Bu altı ayda başta Picasso olmak üzere zamanın önemli sanatçıları ile tanıştı, film çekimlerinde ressam ve dekoratör olarak çalıştı. Aynı tarihlerde Picasso’da Gurenica tablosu üzerinde çalışmaya başlamıştı.

Picasso’nun çizdiği eskizleri Abidin Dino’ya verip, bu eskizleri Nazım Hikmet’e göndererek düşüncesini almasını istemesi bu zamana rastlar.

Picasso düşündüğü resmi çizerek aynı yılın temmuz ayında yapılan Paris Uluslararası Sanat Fuarı’na yetiştirdi. Guernica tablosu ilk kez bu fuarda İspanya’ya ayrılan bölümde sergilendi. 

Resim 3.5 metre yüksekliğinde, 7.8 metre genişliğinde boyutları olan bir resimdir. Resimde savaşın neden olduğu cansızlığı anlatmak için siyah, beyaz ve gri dışında renkler kullanılmamıştır. Tabloda acı çeken insanlar ve hayvanlarla, bombalardan yıkılan binalar resmedilmiştir. Bu tablo savaş karşıtı en önemli tablo olarak kabul edilir.

Picasso Guernica tablosunu yaparken sanat anlayışını şöyle açıklar.

“İspanya’nın mücadelesi, insanlara, özgürlüğe yapılan saldırıya karşıdır. Ressam olarak hayatım boyunca sanatın ölümüne karşı durmaya çalıştım. Benim gericilikle ve ölümle anlaşma içinde olduğumu kim bir an için bile olsa düşünebilir? Üzerine çalıştığım ve Guernica ismini vereceğim resimde ve son zamanlardaki tüm eserlerimde, İspanya’yı acı ve ölüm okyanusuna batıran askeri sınıfa duyduğum nefreti açıkça göstermekteyim.”

Picasso bu tabloyu satmak için yapmaz. Bu nedenle tablonun üzerine hiçbir zaman fiyat etiketi konulmaz.

1968 yılında Franco Guernica tablosunun İspanya’ya getirilmesini ister. Picasso ve İspanya halkı bu isteğe karşı çıkarak, diktatörlük devrilip, cumhuriyet yeniden kuruluncaya kadar buna izin vermeyeceklerini açıklarlar.

Picasso 1973 yılında, Franco 1975 yılında ölür. 1978 yılında İspanya’da yeni bir anayasa yapılır. 1981 yılında ise Picasso’nun vasiyetine uyularak Guernica tablosu İspanya’ya, katliamın yapıldığı topraklara getirilir.

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi orduları Paris’i de işgal ederler. İşgal yıllarında Picasso’da sorguya çekilir. Bu sorgu sırasında evine gelen bir Alman generali Guernica tablosunu göstererek “Bunu siz mi yaptınız” diye sorar. Picasso’nun cevabı “Hayır siz yaptınız” olur.