Dünya basın özgürlüğü sıralamasında gerilerde bulunan Türkiye’de gazetecilere dönük, baskı, sansür, tutuklama her geçen gün artıyor. Sansürün yanı sıra Türkiye’de gazeteciler, tutuklama, gözaltı, işsiz bırakılma ile karşı karşıya bırakılıyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) Haziran ayı raporuna göre, Diyarbakır’da 16 gazetecinin tutuklanmasıyla cezaevlerinde tutuklu gazeteci sayısı 76’ya yükseldi.

Gazeteci Ragıp Duran, iktidarın sansür yasasıyla çöküşünü engelleyemeyeceğini, en fazla geciktirebileceğini dile getirdi. İktidarını kaybetmekte olan bütün siyasi güçlerin saldırganlaştığını belirten Duran, “Türkiye’de mevcut iktidar, iktidarı kaybettiği zaman çok ağır suçlamalar altında yargılanması gereken bir rejim ve rejim sorunları var. İktidardakiler göze almak istemiyor” dedi.

 Gazeteci Ragıp Duran, geçmişten bugüne Türkiye’deki basın özgürlüğünün geldiği noktayı Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.

 Duran, bir ülkede cezaevinde bulunan gazeteci sayısının çok olması, o ülkede basın özgürlüğünün olmadığını gösterdiğini belirtti. Duran, 1831 yılından bu yana Türkiye’de cezaevinde en çok gazetecinin olduğu dönemin bu dönem olduğunu dile getirdi. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 200’e yakın gazete, radyo, televizyon, dergi ve internet sitesinin kapatıldığını hatırlatan Duran, Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığının altını çizdi.

‘BU ÜLKEDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YOK’

Duran, “Basın özgürlüğünün niteliğini, ölçüsünü saptayan bir diğer başka kriter de mevcut yayınlanan bütün medya organlarında iktidarın görüşlerinin ne kadar yer kapladığı. Eğer bir ülkede mevcut medya organlarının yayınlarının içeriğinde yüzde 50’den fazla iktidarın propagandası yapılıyorsa bu ülkede basın özgürlüğünün olmadığını gösteren bir kanıt” diyerek Türkiye’de medya faaliyeti yapıldığından bu yana basın özgürlüğünün en kötü durumda yaşadığını ifade etti.

‘TAMAMEN FAŞİZAN BİR YAKLAŞIM VAR’

 Gazeteciler tarafından 1908’de sansürün kaldırıldığını, fakat bu durumun kısa sürdüğünü aktaran Duran, Türkiye’de sansürün her zaman var olduğunu dile getirdi. Sansürün 114 yıl önce kaldırıldığını anımsatan Duran, iktidarın Meclis’e sunduğu ve görüşmeleri ertelenen sansür yasasına değindi. Duran, “Bir yerde diyor ki, ‘Atılan bir takım sosyal medya mesajlarının niyeti eğer milli birlik beraberliği bozmaksa, 12 aydan başlayan hapis cezası.’ Bu sözcük burada kilit sözcük. Devlet mesajlarda niyet arayacak. Örneğin vatandaşın, ‘Benzin düne oranla bugün yüzde 5 arttı’ diye bir twett atarsa oturup, ‘Bunun niyeti ne? Milleti, devleti bölmek için mi bu mesajı attı?’ diye düşünecek. Kişiyi alıp hapse atacaklar. Metinde benim dikkatimi çeken niyet okuma gibi tamamen faşizan bir yaklaşım var” diye belirtti.

‘ALEYHİMİZE BİR ŞEY ÇIKARSA YARGILAYALIM, CEZALANDIRALIM, HAPSE ATALIM’ MANTIĞI

 Duran, iktidarın sansür yasasını neden yeniden gündeme getirdiğine dair ise şunları söyledi: “Şimdiye kadar denetledikleri, aslında milyarlarca TL yatırıp ele geçirdikleri klasik egemen medyanın yeteri kadar etkili olmadığını gördüler. Sosyal medyanın çok daha etkili olduğunu anladılar. Sosyal medyayı denetimi altına almaya çalışıyor. Bu yasa ‘Aleyhimize bir şey çıkarsa yargılayalım, cezalandıralım, hapse atalım’ mantığıyla hazırlanmış bir metin.”

‘MUHALEFETİ SUSTURMAK İSTİYOR’

Duran, iktidarın sansür yasasıyla çöküşünü engelleyemeyeceğini, en fazla geciktirebileceğini dile getirdi. İktidarını kaybetmekte olan bütün siyasi güçlerin saldırganlaştığını belirten Duran, “Türkiye’de mevcut iktidar, iktidarı kaybettiği zaman çok ağır suçlamalar altında yargılanması gereken bir rejim ve rejim sorunları var. İktidardakiler göze almak istemiyor. İktidarlarını sürdürmek için kendilerine yönelik muhalefeti susturmak, kendi olumsuzluklarını, yasa dışı ve gayrimeşru işlerinin kamu tarafından bilinmesini engellemek için bu tür girişimlerde bulunuyorlar” dedi.

 Türkiye’deki birçok medya kuruluşunun doğrudan veya dolaylı olarak “Sarayın” denetiminde olduğunu ifade eden Duran, bu yayın organlarının sürekli iktidarın propagandasını yaptığını dile getirdi.

‘KÜRTLER YAPISAL MUHALEFET EDİYOR’

 Duran, Türkiye’de Kürt siyasi varlığının ve eylemlerinin diğer bütün muhaliflerden çok farklı olduğunu ve Kürtlerin iktidarla ilişkilerinin yapısal bir çelişkiye dayandığını söyledi. Kürt varlığıyla Türk devletinin özellikle 1925’ten bu yana çatışma ve uzlaşmaz bir çelişki halinde olduğunu belirten Duran, “Çünkü Kürt siyasi varlığı Türk iktidarının özüne karşı. Nedir bu öz? Kürtleri, Kürt varlığını inkar eden, tanımayan bir öz” dedi. Kürt meselesi konusunda CHP, İYİ Parti, DEVA gibi ülkede diğer partilerin de iktidardan farklı düşünmediğinin altını çizen Duran, “Dolayısıyla konjonktürel olarak birtakım muhalefetleri var ama temel konularda AKP ile resmi muhalefet arasında başta Kürt meselesi olmak üzere bir fark yok. Kürtlerin muhalefeti ise konjonktürel değil. Bugünkü siyasi ortam gereği Kürtler saray rejimine muhalefet etmiyor. Kürtlerin muhalefeti 1925’ten beri yapısal bir muhalefet” dedi.

 ‘KÜRT MEDYASI HAKİKİ MUHALEFET’

 Gerçek muhalefetin konjonktürel olarak değil yapısal sebeplerden kaynaklanan muhalefetle yapılabileceğini belirten Duran, iktidarla bir takım konularda aynı şeyi savunmanın muhalefet yapmak olmadığını söyledi. Duran, “Kürt medyası bana hakiki muhalefet gibi geliyor. Irak’ta Kürtçe Türkiye’de olduğu gibi yasaklanmadığı için orada Kürt basını çok daha önceden gelişmiş, büyümüştü. Türkiye’deki Kürt medyası maalesef henüz genç, yeteri kadar kıdemli ve tecrübeli değil ama olağanüstü bir şekilde, son derece güç koşullar altında neredeyse canını ve hürriyetini öne koyarak çok başarılı işler yapan Kürt meslektaşlarımız var. Helikopterden atılan köylüler haberini sonuna kadar takip eden ve bu gerçeğin bütün topluma yaygınlaştırılmasında son derece önemli rol oynayan meslektaşlardan gerek yurtiçinde gerek yurt dışında Kürt haklarını temel alan, Kürt meselesini temel alan yayınlar yapan Kürt medyası, Türkiye açısından, hepimiz açısından son derece önemli bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.

‘KÜRT MEDYASI İKTİDARI RAHATSIZ EDİYOR’

 Resmi muhalefetle bağlantısı olmayan ve onlardan bağımsız olan bir medyanın kaçınılmaz olarak iktidarı rahatsız ettiğini belirten Duran, “İktidar, saray medyası kalkıp Kürt medyasını, ‘Siz CHP’lisiniz’ diye eleştiremez. Değil çünkü. Kürt medyasının CHP’yi de yeri geldi mi çok sert, çok doğru bir şekilde eleştirdiğine tanık olduk. Üstelik Kürt medyası bölgedeki ağır baskı, zulümleri filme çekerek, fotoğraflarıyla, ayrıntılarıyla, belgeleriyle sergilediği için iktidarı rahatsız etmesi son derece normal” şeklinde konuştu.

‘“BUNLAR DÜN MÜ ‘ÖRGÜT ÜYESİ’ OLDULAR?’

Duran, Diyarbakır’da tutuklanan 16 Kürt gazetecinin “Örgüt üyesi” denilerek suçlanmasına, “Çok aciz bir durum” diyerek tepki gösterdi. Tutuklanan gazetecilerin bir kısmıyla daha önce birlikte çalıştığını ve yıllardır bölgede gazetecilik faaliyeti yürüttüklerini aktaran Duran, “Bunlar dün mü ‘örgüt üyesi’ oldular? Oturup gözaltına aldılar” diyerek suçlamaların inandırıcılığı olmadığının altını çizdi. Duran, “Askeriyenin, polisin, jandarmanın baskılarını teşhir etmek, buna karşı çıkmak örgüt üyeliği sayılıyorsa o başka bir mesele. Öyle örgüt üyeliği olmaz. Şimdiye kadar bin bir engellemeye rağmen başarılı bir şekilde işlerini yapmış meslektaşlarımızın mesleklerinden edinmek, hapsetmek, onların yeniden insanların ufkunu açacak haberler yapmasını engellemek Kürt medyasının iktidar açısından ne kadar tehlikeli olduğunu gösteren bir şey” dedi.

‘MÜCADELE GENİŞLETİLMELİ’

Herkesi ilgilendiren basın özgürlüğünün savunulması açısından yeteri kadar kitlesel ve güçlü bir mücadele yürütülemediğini ifade eden Duran, basın özgürlüğü için verilen mücadelenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.