Şebnem Korur FİNCANCI


ARTI GERÇEK- Salgın hızla yükseliyor. Bu yükseliş sürerken filyasyon oranları yüzde 99.9 olarak belirtiliyor. Böyle bir tarama gerçekleşiyorsa, ilk vakaya ulaşılarak vaka izole ediliyorsa nasıl vaka sayısı günlük 50 binlere ulaşıyor? Bunu anlamak çok olanaklı değil. Aslında biz bunu bilimsel olarak değerlendirdiğimizde ya filyasyon oralnarı yüzde 99'un üzerinde olmamalı ya da vakalar bu hızla yükselmemeli diyoruz. İlk vakayı izole edebiliyorsanız toplumda nasıl bir bulaşıcılık ortaya çıkıyor bunu ifade edebilmek olanaklı değil, bilimsel bilgiye de uygun değil.

O zaman; verilen rakamlardaki çarpıtmaların filyasyon oranlarında da var olduğunu söylemek gerekiyor. Vakaların gerçek sayısının 50 binlere ulaşıp ulaşmadığı, aşıp aşamadığını da ayrıca değerlendirmk gerekiyor.

Bilim isanları var olan rakamları değerlendiriyor bilim insanları ve tabi ki fazladan ölümler Türk Tabipler Birliği'nin (TTB) başından beri ifade ettiği bir gerçeklik. Bu fazladan ölümlerin bir kısmı doğrudan Covid-19 ile ilişkiliyse de bir kısmı da dolaylı yoldan Covid-19 ile ilişkili. Biliyoruz ki kronik hastalar, kanser hastaları, diğer sağlık sorunları olanlar, acil sağlık hizmeti almak zorunda olanlar bu süreçte hastaneye başvurmaktan kaçınıyorlar.

Hastane başvuruları gecikince ölümlerle karşılaşıyoruz. Erken başvuru, erken tanı olmadığı için kanser hastalarıyla da benzer sorunlar yaşamaya devam edeceğiz. Fazladan ölümlerle birlikte 100 binlere ulaşan rakamlardan söz ediyoruz toplam ölüm sayısında. Bu yitirdiğimiz insanlar toplumsal cinayete kurban gidiyorlar, yaşam hakları ihlal ediliyor. Çünkü pandemiyle mücadele doğru, bilimsel temelde yapılsaydı, önlemler zamanında alınabilseydi bu boyutta bir ölüm ve hastalıkla karşılaşmayacaktık. 

Birinci basamağı zayıflattık, neredeyse ortadan kaldırdık. Bölgesel tabanlı ve koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik çalışmalar zayıflayarak ne yazık ki salgını hastane kapılarına yönlendirdi. Yoğun bakımlar yeniden doluyor. İngiliz varyantı olarak bilinen varyant Türkiye'nin temel virüsü ve neredeyse tüm Türkiye'de en yaygın tip olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki; daha hızlı, daha fazla bulaşıyor ve daha ağır sağlık sorunlarına neden oluyor.

Aşılar ise ayrı bir muamma. Alanda çalışan meslektaşlarımıza, randevuların haftaya kaldığına ilişkin bilgiler geliyor. Aşılama hızımız düşük seyrediyor. Biz başından itibaren üç ay içinde toplumun yüzde 70'inin aşılanması gerekir demiştik. Sağlık Bakanlığı, sağlık kuruluşlarının günde bir-iki milyon aşılama yapabileceğini ifade etmişti fakat bunların hiçbirini görmedik.

Mayıs-Ekim derken 2022'ye kadar uzayan bir süreçte kaldığımızda; yeni varyantlarla ve dolayısıyla da ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalacağız. Bunun tabi bir de yalnızca bedenlerimizde değil ruhsal sağlığımızda da önemli etkileri var. Sosyal iyilik halimizi bozan yanları var. Bizler doğru temelde, bütüncül bir sınırlama ile bu virüsü önleyemediğimiz için, sosyal destekle insanları özellikle yalnızlaşmaktan, ekonomik destekle yoksullaşmaktan kurtaramadığımız için ağır ruhsal etkileri beraberinde görüyoruz. Oysa başından beri söylemiştik; toplulukla bulunulan kapalı alanların kapatılması gerekiyordu. Ramazan ayına kadar açık tutulması yeğlendi. Neden acaba? Ramazanda restoran ve kafeleri kapatmanın bir yaşam biçimini dayatmakla bir ilgisi olabilir mi?

Umuyoruz ki; bu bilimsel olmayan önlem alamama haline ortak olanlar da sorumluluklarını fark ederek istifa haklarını kullanırlar.