Taner Aday 


Rusya’da 2020 yılında yapılmış olması gereken nüfus sayımı, pandemi nedeni ile ertelenmişti. Sayım 20 Aralık 2021 sonuçlanmış olacak.

Yetkililerin açıklamalarına göre, “Elde edilecek veriler, alt yapı, ulusal plan-program, iktisadi-ekonomik-politik yeni kararlar almak için kullanılacak.” (Hatko Schamis. İnfocherkessia.com) İşte tam da bu madde nedeniyle, bu sayım Çerkesler için önemli. Önemli, çünkü Rusya Federasyonu kurulurken Çerkes toplumu “birkere daha” bölünerek, Adigey, Karaçay-Çerkes, Kabartay-Balkar federal Cumhuriyetleri oluşturuldu. Bu sayımda bir adım daha ileri giderek, Çerkeslerden sadece boy adlarını bildirmeleri istendi. Yani kağıttaki “ulus” bölümüne “Çerkes” değil de, Şapsuğ, Abzeh, Kabartay, Hatukoy... yazacaklar!

Bunun ne önemi var?

Çerkesler, tüm dünya çapında, anavatandan sürgünün yan ısıra, soykırımın 150 yılını andılar. 2014 yılından bu güne tüm Çerkesya’da, özellikle Soci Olimpiyatları sırasında, olimpiyat sonrasında da giderek artan bir ulusal bilinçlenme dalgası gelişti. Dünyanın her yanında Çerkes aktivistler, örgütler seslerini duyurmaya başladılar. İşte bu konu, totaliter Putin yönetimini, Rusya’yı düşündürüyor.

2014 Soçi Olimpiyatları, dünya kamoyunu spor açısından olduğu kadar, o güne kadar görülmemiş bir şekilde “Çerkes sorunu” konusunda da bilgilendirdi. 1864 yılına kadar olimpiyat bölgesinde yaşamış olan, yaşamakta olan Çerkesler, Rusya tarafından resmen “dışarda” tutuldu. Putin konuşmasında “Kafkasya halkları” demeye özen göstererek, Çerkeslerden söz etmedi. Şimdi de onları yok sayıyor!

Ama Soçi’de yakılan bilinçlenme ateşi, tüm Çerkesya’ya yayıldı. Gürcistan ile Abhazya’da yaşadıkları, Putin’e şimdide Çerkes soykırımı konusunu hatırlatıp yeni bir politik travma yaşatıyor olabilir. Ama hangi travma bir soykırım travmasını unutturabilir ki?

Putin, bu nedenle 2005 yılında Adigeya’yı Krasnodar ile birleştirip, cumhuriyet statüsüne son vermek istedi. Böylece, Jelsin döneminde “gözden kaçan” Adige sözcüğünün etkisini silecekti!

Adıge, Çerkeslerin kendilerine verdikleri addır. “Si Adige” yani “Ben Çerkesim”.

İşte bu nüfus sayımında bir deneme daha yapılıyor. Boylarının adları söylenecek ama ulusal varlıklarına değinilmeyecek! Süreç içinde ulusal bilinci zayıflayan Çerkesler, ya Ruslaşacak; ya da kendi boyunu ayrı bir ulus sanacak!

Peki bu konuda diyaspora Çerkesleri ne yapıyor?

En başta DÇB (Dünya Çerkesler Birliği) yönetimi tutarsız bir tavır sergiledi. Bazı sözcüleri, aynı Türkiye’de olduğu gibi, “Bölünmeyelim” sözcüğüne sığındılar ama etkili olamadılar. Türkiye’deki KAFFED, eskiden olduğu gibi TR resmi politikasına uygun olarak, ya sessiz kaldı ya da DÇB çizgisine sıcak tutum takındı. Bu tutum ise yeni kuşak Çerkesler arasında ulusal bilinçlenmeyi tam anlamıyla kamçıladı.

Şimdi hem Rusya hem de Rusya yanlısı politik çizgi izleyenler, gelişmekte olan Çerkes kimliğini savunma tavrına, ezberlerindeki “milliyetçilik” kavramı ile karşı çıkacaklar. Ancak, ellerinde bunu kanıtlayacak tek bir belge, bilgi yok! Çünkü yeni Çerkesya Hareketi, eylemlerini, politikalarını, nerede olurlarsa olsunlar, o ülkenin demokratikleşmesine katkı olarak görüyor, ona uygun davranıyor. Ne Rus halkına ne de başka halklara karşı değil, varlıklarını tanıtma, kimliklerini koruma savaşımında, eşitlikçi, özgürlükçü, demokrasi yanlısı bir çizgi izliyor.

Rusya, Ukrayna ile yaşadığı kıriz nedeniyle, ülkeye dönüş politikalarını değiştirme eğiliminde. Edirne Anlaşması ile soykırımı unutturup, Rusya’ya kattığı Çerkesya’ya dönmek isteyenlere sağladığı “kolaylıkları” bıraktı. Rusça bilmeyenlerin Rus vatandaşı olmaları olanaksız. Yani diasporada yaşayan Çerkesler böylece engellenmiş oluyorlar. Kriz bahane edilerek, Doğu Ukrayna’da yaşayan Ruslar Çerkes bölgelerine yerleştirildi. Ama Anavatan’larına dönmek isteyen Çerkeslere güçlük çıkartılıyor. Kısaca: Avarca, Osetçe, Çeçence, konuşabilirsiniz ama Çerkesçe yasak!

Sayı ne olursa olsun, bizler: Kaberdey, Şapsuğ, Besleney, Abzeh, Bjeduğ, Çemguy, Ubıh, Hatıkoy’uz Biz Çerkesiz/Adigeyiz.

Rusya’da sistem nasıl işliyor?

Rusya’daki politik gelişmeleri yakından izleyen herkes, muhaliflere ilişkin izlenen politikalar konusunda az da olsa bilgilidir. Kısaca kim Putin’e yönelik bir “iktidar değişikliği” önerirse, ertesi gün savcılıktan bir davet mektubu alır. Kendisinden “Politik extremizm”, “bölücülük”, seçim kampanyasını “dış güçlerce finanse etmiş olmak” konularında açıklama istenir! Bu konular “netleşene” kadar da adaylığı onaylanmaz.

Politikaya soyunan ya da politik bir partiye yakınlığı duyulan bir iş insanı iseniz, vergi dairesinin kapınızı çalması anlık bir konudur. Şirketinizin maddi kaynakları araştırılır, dış bağlantılarınız bulunur, savcılığın raporu beklenmeden tutuk evine girersiniz.

Örnekleri anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok. Selahaddin Demirtaş ile Osman Kavala davalarına bakmanız yeterlidir! Pardon Rusya’dan söz ediyorduk.

Putin son dönemde yeni destekleyiciler buldu. İşin ilginç yanı, bunlardan bazılarının eski Putin karşıtları oluşu. Bunlardan en ünlüsü de tarih profesörü Wyatşeslaw Nikonov. Wladimir Putin için çalışan, onun deyişi ile “Rusya’nın güçlenmesi” için çalışan, kim olduklarını bilmediğimiz yüzbinlerce bürokrat, polis, istihbarat “uzmanı”, yerel politikacı da var.

Konumuza dönersek, eski Putin karşıtı W. Nikonov, muhaliflerin “yurt dışındaki emlakları ile hesapları” konusunu Putin’e fısıldayan kişi. Bu suçlama, TV ana haber bülteninde yayınlanır ama muhaliflerin konuşmaları sabah 07 ile gece 24:30 dan sonra! Seçim sonuçları açıklandıktan sonra yabancı basından yöneltilen soruya “Bütün muhalif partiler, geçen seçimlerde de aynı oy oranında idiler” diye cevap verdi. “Peki ama böyle ise neden seçim yapılıyor?” sorusuna ise “İktidarı meşrulaştırmak için” gibi son derece açık sözlülükle. Evet, gerçekten de otoriter rejimler bile bir meşruiyetlerini onaylatma gerksinimi duyarlar.

Kimdir bu W.Nikonov? Bir tarih profesörü olduğunu söylemiştik. Boris Yelsin döneminde, liberal tezler savunan Nikonov, Mikail Gorbaçov döneminde de reformları savunuyordu. Şu sıra tüm TV kanallarında, Arupa Birliği’nin “Sovyetlere karşı kaybetmiş olan ülkelerden oluştuğu” tezini anlatıyor. Yani AB bir Anti-Rus koalisyonmuş! Kendisinin moderatörü olduğu bir program da var. Yani, derslerini tüm Rusya’ya vermeye başladı!

Çok uzağa gitmeyin, Süleyman Soylu ile Devlet Bahçeli’ye bakın yeter! Pardon, konu Rusya idi.

Ona kendisinin bir çizgisinin olmadığından söz ederseniz, Gorbaçov, Yelsin, Putin filan derseniz, cevap hazır: “Evet, ülkeme hizmet en önemlisi.” Cevabını alırsınız. Kim gelirse gelsin onun hizmetindeyim demenin Türkçesi: “Söz konusu vatan ise, gerisi teferruat!”

Özel yaşamından da bir kesit verelim tam olsun. Nikonov, ailesi ile birlikte sürgün yaşamış bir insan. Nedeni ise dedesi! Onun dedesi herhangi biri değil. Stalin’in dış işleri bakanı Wyatşeslaw MOLOTOW. Önce Nikita Sergeyewiç Krutçow, sonra da Brejnev dönemindeki anti Stalin politikalardan dolayı bu ünlü diplomat, Moğolistan’a elçi yapıldı! Biraz unutulunca partiden ihraç edildi. Artık tüm aile "halk düşmanı“ idi! Bunun izleri kolay silinmez.

Burada yeri gelmişken Putin’in geçmişine de kısa bir göz atalım. Babası-annesi kim herkes biliyor. Ya dedesi? Evet dedesi Stalin’in özel aşçısı idi. Stalinizm "temizliği" sırasında ona kimse dokunmadı. Ne de olsa aşçı idi, politik bir rolü yoktu. Putin kariyerini istihbarat birimlerinde (KGB) yaptı. Kısaca her ikisi de Stalinizm mutfağında yetişmiş, alanlarında "uzman" iki politikacı.

Konuya dönecek olursak, "Ben her dönem Rus muhafazakarı idim" diyen Nikolov, önemli bir anayasa değişikliğini öneren kişi. Önerdiği tümce ise çok daha önemli: "Tarihi gerçekliği korumak için, anavatanın halk tarafından korunmasını yasaklamak". Gerekçesi ise: Rus düşmanı, yalan haberler ile Soros tarafından finanse edilen, tüm batılı sanayicilerin, Rusya’ya olmadık suçlamalarla saldırmalarına karşı koymak.

Bunun doğal sonuçları nelerdir? İlkin, Putin’in izlediği ulusalcı /milliyetçi tarih ile kendi otoritesini meşrulaştırma politikasına destek. Kısaca bugün Rusya’da hiç kimse, Molotov’un imzaladığı Hitler-Stalin Anlaşması’ndan söz edemez! Yapılan anayasal değişiklik salt tarihçileri değil, hemen herkesi kapsar!

Bu "tarihi gerçeklik" üzerine yasa değişikliği, Putin’in görev süresini 2036 kadar uzatmayı da içeriyor. Parlamento ise Nikonov’un deyişi ile "Batıdaki gibi zıtlaşma meclisi değil, Rusya’nın güçlenmesi için uzlaşma kültürünün ürünü".

Ya Çerkesya?

Putin ile Nikonov’a göre Çerkesya da Çerkes de yok! Kafkasya var! Bu durum yeni nüfus sayımında daha da belirgin oldu. Bakın yeni seçilen DÇB Başkanı bile öyle önerdi: "Çerkes demeyin. Bölücülük yapmayın!“ Kabardey, Abseh, Ubuh filan deyin ama asla Çerkes demeyin!

Yeni Stalin Rusya’sına hoş geldiniz.

Ama biz Nikonov olmak istemiyoruz ki. Biz Çerkes’iz, Çerkesya’da yaşıyoruz, bu sizin gibi Nikonov’ların deyişi ile tarihi gerçekliği tüm dünyaya haykırmak istiyoruz.

Evet, biz Çerkesiz. Ülkemiz Çerkesya’dır.

Vardık, varız, var olacağız!

*Taner Aday. Çerkesya Hareketi-infocherkessia.com