Bloomberg’in haberine göre, Türkiye, önümüzdeki hafta Rusya ve İran liderleriyle yapacağı kritik bir toplantı öncesi kuzeybatı Suriye'yedeki askeri varlığına takviye yaptı ve Suriye savaşının son cephe hatlarından birine yönelik bir saldırıyı engellemeye devam etme kararlılığının sinyalini verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, Rusya destekli Suriye güçlerinin isyancıların İdlib kalesine saldırı girişiminin, Türkiye sınırına daha fazla mülteci göndereceğinden uzun süredir endişe ediyor.

DEVA Partisi Kurucusu emekli asker Metin Gürcan da salı günü sosyal medya üzerinden İdlib ile ilgili dikkat çeken bir paylaşımda bulundu. Mesajında 'Rusya ile sıcak çatışma ihtimali artıyor' diyen Gürcan, önerilerini aktardı.

Emekli asker Gürcan, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda İdlib'te askerlerimiz ile Rusya destekli Esad güçleri arasında sıcak çatışma ihtimali giderek yükseliyor' ifadelerini kullandı.

Büyük bir topyekün saldırı belirtisi olmasa da, Rus savaş uçaklarının ve Suriye güçlerinin bölgeye yönelik saldırılarındaki artış, dünyanın en büyük mülteci nüfusunu barındırmanın maliyeti konusunda artan iç eleştirilerle karşı karşıya olan Türk yetkililerin dikkatini çekti.

Erdoğan ile Putin’in 29 Eylül'de buluşması bekleniyor. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, binlerce takviye  asker, Suriye kara güçlerinin İdlib ve Türkiye sınırına giden kontrol yolları üzerinde ilerlemelerini engellemeye yardımcı olacak.

İdlib'in etrafındaki askeri yerleşim pozisyonları, Erdoğan ve Putin’in, Türk ve Suriye güçleri arasında şiddetli bir mücadeleyi bitiren bir ateşkes anlaşması imzaladığı 2020’den bu yana durgundu.

Ancak Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, ülkenin yıkıcı 10 yıllık savaşının bittiğini ve kendisinin zafer kazandığını iddia ediyor. Geçen hafta Suriye lideri ile yaptığı nadir bir Kremlin toplantısında, Putin, Asad Hükümeti tarafından Suriye'nin "Asıl Sorunu" olarak en son topraklarındaki Türk ve Amerikan askeri varlığının görüldüğünü söylemişti. Putin, bu güçlerin çekilmesini istemişti.

Savunma Bakanı Hulusi Akar ise yaptığı açıklamada bunun mümkün olmadığını belirtti: "Yeni bir mülteci göçüne tahammül edemeyiz. Göçün önlenmesi için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Bunun temeli bölgeyi güvenli ve sağlam hale getirmede yatmaktadır. Bunun için çabalıyoruz. "

'HÜKÜMETİN SURİYE POLİTİKASI ARTIK OPERASYONEL GERÇEKLİKLE UYUŞMUYOR'

DEVA Partisi kurucularından ve emekli asker Metin Gürcan T24'teki yazısında 5 generalin istifa etmesinin ardından Suriye'nin İdlib bölgesinde bulunan TSK'ya ait üs bölgelerindeki tehlikeye işaret etti. 

Generallerin istifasının 4 soruna işaret ettiğini belirten Gürcan, "Hükûmetin Suriye politikası (veya politikasızlığı) artık operasyonel gerçeklikle uyuşmuyor olmalı ki generaller artık sahada bu politikasızlığı örtmekte çok zorlanıyor" dedi.

Gürcan ayrıca İdlib'de yapılması gerekenleri de sıralarayarak bir 'acı reçete' yazdı. 

Gürcan'ın T24'teki yazısının bir kısmı şöyle:

Türkiye önce Suriye’deki operasyonların genelinden sorumlu Barış Kalkanı Harekât Bölgesi Komutanı Tümgeneral Hakan Öztekin ile taburları sık sık rotasyonlar halinde Suriye’deki operasyonlar için Suriye’ye gönderilen 49’uncu Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Enis Koç ile 8’inci Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Orhan Akkurt’un istifa ettikleri haberini duydu. Sonra Suriye nedeni ile TSK’dan istifa eden general sayısının beşe yükseldiği haberi çıktı.

Peki neler oluyor?

Önce bir düzeltme. Bu generallerin hiç biri istifa etmedi. Daha görev süreleri varken ve önleri açıkken emekliliklerini istediler. Ancak MSB şu an tüm çabalarına rağmen onları bu kararlarından vazgeçiremiyor. Ama TSK teamüllerine göre bir general tüm ikna çabalarına rağmen emeklilik kararından dönmüyorsa bu da aslında bir tepkinin sonucu.

Suriye'deki operasyonlardan sorumlu beş general beraber istifa ediyorsa bu dört şey demek:

Hükûmetin Suriye politikası (veya politikasızlığı) artık operasyonel gerçeklikle uyuşmuyor olmalı ki generaller artık sahada bu politikasızlığı örtmekte çok zorlanıyor,
Demek ki artık hükûmetin Suriye politikası ve verdiği siyasi direktifler artık Mehmetçik'in can güvenliğini riske sokuyor,
Demek ki komutanlar ve birlikleri yoğun tempo ve rotasyonlar nedeni ile çok yorgun (sanıldığının aksine askerler de yorulur)
Demek ki Suriye'de risk artıyor.
Evet gerçekten de özellikle İdlib’de hararet giderek artıyor. Son birkaç haftada yaşanan gelişmeler ne yazık ki şu an İdlib’de 30’un üzerinde farklı üs bölgesine dağılmış halde görev yapan binlerce Mehmetçik’imizin mevcut durumda pozisyonlarını korumada zorlandıklarını gösteriyor.

...

Peki ne yapmalı?

Sahada değişen durum ışığında uygulanacak ACI REÇETE aşağıda.

 Ateş gücü zayıf, tanklarla korunmayan, arazi-hava şartları ve taktik durum nedeniyle savunması zor üs bölgelerimiz ivedilikle boşaltılmalı,
Her ne pahasına olursa olsun bir S400 bataryası Reyhanlı’ya gönderilerek İdlib hava sahasında orta irtifa hava savunma şemsiyesi mutlaka sağlanmaya çalışılmalı,
Her bir üs bölgemize yönelik bir saldırı ihtimaline karşı bütün üs bölgelerimizin Tahliye/Takviye planları güncellenmeli,
İdlib konusu Ankara’da çok iyi masaya yatırılmalı ve iyi risk analizleri yapılmalı (Mesela hangi alanlarda ve nasıl askeri gerginliği istendiğinde arttıracak istendiğinde düşürecek mekanizmalar kurabiliriz?)
 İvedilikle Moskova ile ve de artık Şam ile temas kurulmalı.
Bu yazıyı şu anda İdlib bölgesinde canlarını BİZE emanet ederek Türkiye’nin çıkarları ve küresel itibarı için ter döken binlerce Mehmetçik’imize ve tarihe olan sorumluluğum nedeniyle kaleme almak istedim. Peki Ankara bu acı reçeteyi uygular mı?

Bu soruya şu soru ile cevap vereyim: Hangi Ankara?

Tüm karar alıcı zevat 4 gündür New York’ta. Ankara boş!