Yağmur KAYA


ARTI GERÇEK- Yoksulluk ya da fakirlik tanımlamalarının yetersiz kaldığı bir yer olsa gerek İstanbul’un Şişli ilçesine bağlı Kuştepe Mahallesi. Fakirsindir ama başını sokacağın nemsiz-rutubetsiz bir evin vardır. Fakirsindir ama banyonu yapacağın bir alanın vardır. Fakirsindir ama tek göz bir “oda”da, 10 metrekare bir alanda, 10 kişinin yaşadığı bir evin yoktur mesela. En azından İstanbul’un göbeğinde Mecidiyeköy ve Çağlayan’a yürüyerek 10 dakikada; Beyoğlu’na bir taşıtla 20 dakikalık uzaklıkta sitelerin, rezidansların ortasında bir merkezde. Kuştepe’de durum çok daha başka; bilerek ve istenerek başka bir yoksulluğa itilen, ötekileştirilen bir kesim. 

Çöpten kağıt, karton ve bakır hurda toplayarak, midye satarak yaşamlarını idame ettiren Kuştepelilerde özellikle Yıldız Sokak’ta yaşayanların birçoğu kaldıkları evde kiracı. Yoksulluklarının pandemiyle bir alakasının olmadığını vurguluyor 21 yaşındaki bir genç: “Biz Roman olduğumuz için ikinci plandayız”. Hemen arkadan bir ses “Ne ikinci planı, en sondayız” diyerek yaşam ilerledikçe birçok şeyin daha da zorlaştığını, burada (Kuştepe) 40 yaşından sonra herkesin hastalandığını vurguluyor. Şartlardan dolayı okulu bırakmak zorunda kalan onlarca genç. 

‘YAŞADIĞIMIZI BİLMEK İSTİYORUZ’

Bir kağıt toplayıcısı, “Burada kiracı olsan ne olur ev sahibi olsan ne olur. Yaşadığımız yerlere bir baksanıza. Şuradan 5 metre, 10 metre ilerisine bak, bir de bizlerin oturduğu yere bak. Doğma, büyüme buralıyız. Önce bir evlerimizi düzene soksunlar, biz de yaşadığımızı bilelim. Vekillerimiz geldi, Şişli Belediye Başkanı geldi. Bir koli erzak veriyorlar, çocuk ağlar gibi ağza emziği tıkmak gibi. ‘Yapacağız, geleceğiz’ diyorlar gidişi o gidiş. İlgilenmiyorlar bizimle” diyor. Mahallenin alt yapısı nedeniyle eve internet bağlayamadığını söyleyen 4 çocuk babası kağıt toplayıcısı işçi, çocuklarının eğitim hayatından mahrum kaldığını ifade ediyor ve “Evlerimizin düzene girmesini bekliyoruz. Evlerimize sahip çıksınlar. Tek odada 6 kişi, 10 kişi yatıyor. Yaşadığımızı bilmek istiyoruz” diye ekliyor. 

Görüştüğümüz 18-19-20 yaşındaki kişiler iş başvurusunda bulunduklarını ancak Roman oldukları için herhangi bir sigortalı işe giremediklerini ifade ediyor. Yine birçoğu koşullardan dolayı okulu bırakmak zorunda kaldığını belirtiyor. 

Serbest meslekle uğraştığını belirten 3 çocuk babası Yavuz Küp, şunları dile getiriyor: “Burada alt tabakadayız. İş yok güç yok. Hayat şartları çalışmak zorunda kalıyoruz. İnsan okumak istemez mi? Bu çocuklar okumak istemez mi? Herkes rahat yaşamak ister. İnsan güzel yaşamak ister. Ama bu çocukların umudu ne olacak bilmiyoruz. Bir geleceği yok. Yarınları biraz eksik, yarınları çok eksik. Türkiye’de yaşam standartları çok düşük. Farelerin içinde yaşıyoruz. Standartlarımız çok düşük. Ne bileyim harpten çıkmış gibi bir hali var buranın. Şuraya bakın 10 metre ileriye bakın. Burada bile eşitsizlik var bence. Yapamıyoruz, gücümüz yok. Devletimiz bir el atabilir ama. 20 senedir bir el atan yok. Yaşıyor muyuz yaşamıyor muyuz hiç gören yok.” 

‘NEMDEN HASTALANIYORUZ, İŞ BULAMIYORUZ’

Seçim için birçok siyasetçinin mahallelerine geldiğini ifade eden Küp, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan beklentilerinin yüksek olduğunu söylüyor. Küp, “Siyasetçilerimiz geliyor. İBB’den’den çok umutluyduk. Beklentimiz yüksekti; olmadı. İnsanlar ekmeklerini çöpten, çiçekten kazanıyor. Doğru düzgün bir işe giremiyorlar. İş bulamıyoruz. İş verseler bile şartlar çok zor oluyor. 10 saat, 12 saat askeri maaşlar seni kullanabiliyorlar. Kölelik şartları. Maalesef burada insanlarımız 45-50 yaşlarında hastalanıyor. Nemi rutubeti. 10 metrekarede 6 kişi yaşıyor. Gelip görmeleri lazım. Yetkililerden bir yardım istiyoruz. İşten güçten vazgeçtik. Evlerimizi yaptıracak gücümüz, kuvvetimiz yok. Şu evlere bir el atsınlar. Çocuklarımıza burs versinler, okula göndersinler” diye ekliyor. 

İMAMOĞLU’NA ÇAĞRI: HANGİ ŞARTLARDA YAŞADIĞIMIZI GEL DE GÖR

“Ben 50 seneden beridir buradayım. Babam da buradaydı. Biz buranın eskilerindeniz” diyen Küp, Kuştepe mahallesini savaş meydanına benzetiyor. “İnsan yaşamak için vardır” diyen Küp, “Oy almak için sadece gelmesinler. Zaten oy atıyoruz. Ekrem İmamoğlu’na bir fırsat doğmuş. Elinden bir kuvvet var. O kuvveti bize karşı da kullanmasını istiyoruz. Bizim ondan beklentilerimiz yüksek. Burası hep eksik kaldı, burayı, bizi hiç görmediler. Rica ediyoruz Ekrem başkandan. Hangi şartlarda yaşadığımızı bir gelsin, görsün. Biz ona çok inandık, güvendik. Bizi mahcup etmesin. Buraya bir yabancı gelse ne der. Afrika’dan beter burası. Savaştan çıkma gibi bir hali var. Bütün Roman mahallerinde böyle. El atılmıyor. Roman olarak ikinci planda kalıyoruz. ‘Yaparım yapacağım’ diye bir şey yok. Biz somut bir şey istiyoruz” diyor. 

‘HİÇ MEMNUN DEĞİLİZ HAYATIMIZDAN’

Kendini bildi bileli çiçek sattığını söyleyen 52 yaşındaki Nevin, şeker hastalığı nedeniyle artık çalışamadığını belirtiyor. 4 çocuğu olduğunu ve eşini uzun bir süre önce kaybettiğini söyleyen Nevin, şunları dile getiriyor: “Pisliğin, farelerin içinde yaşıyoruz. Bir odada 4-5 kişi kalıyoruz. Tavan yaptılar. Fareler dans ediyor. Dulluk maaşım var, 2 ayda bir onu alıyorum. Bir de bakıma muhtacız. Şeker vurdu ayağıma yara oldu. Çiçek satıyordum ama yapamıyorum artık. Çocuklarım da çöpe gidiyorlar. Bir yardım bekliyorum. Torunlarım pislik içinde yaşıyor. Hiç memnun değiliz hayatımızdan.” 

Yukarıda 3 kişinin dile getirdikleri aslında bir bütün olarak ‘Kuştepe sakinlerinin' derdi. İstanbul’un lüks tepelerinden aşağılara doğru yürüdüğünüzde yüzünüze çarpan kaos, yoksulluk, sorunlar dizisi oluyor. Ve bu sorunlar dizisinden mutlaka size benzeyen, tanıdık bir hikaye beliriyor. Ama Kuştepe’de nasıl bir yokluk ve yoksunluğun olduğunu görmek için kelimeleri, cümle dizelerini okumaktan çok, Kuştepelilere dokunarak ve görerek anlayabiliriz.