Uğur Ümit Üngör - Annsar Shahhoud


+GERÇEK- Savaş ve soykırım araştırmacıları Uğur Ümit Üngör ve Annsar Shahhoud’un araştırması Esad’ın askeri istihbarat birimine bağlı faillerin, 288 sivili katledip bir çukura gömdüğünü belgeliyor. Üç bölümünü yayınladığımız bu haberin son bölümünü yayınlıyoruz:

VİDEO GÖRÜNTÜLERİ MAKTÜLLERİN YAKIN MESAFEDEN VURULDUĞUNU GÖSTERİYOR

Eldeki videolar, rejimin kontrolü altındaki bölgelerdeki sessiz, endüstriyel katliam sürecinin bir anlık görüntüsüdür. Muhalefet Kasım 2012’de Tadamon’un bazı bölgelerini silahlandırıp ele geçirdiğinde, rejim tam bir izolasyon ve boyun eğdirme siyasetine girişti. Temiz kağıtları, sadece bölgeyi kontrol altında tutan NDF komutanları aracılığıyla ve Askeri İstihbarat Şube 227 tarafından mahallede kalmasına müsaade edilenlere verildi .

Bu izin, ister acil sağlık hizmeti isterse bir arkadaşına kişisel ziyaret olsun, her türlü faaliyet için gerekliydi. Ayrıca Şube 227, mahalle sakinlerine özel kimlik kartları düzenledi. İki tür kimlik kartı vardı: komşu Def el-Şûq sakinleri için sarı ve Tadamon sakinleri için mavi. Bu kartlar, kart sahibi hakkında isim, adres, aile üyeleri, doğum yeri vb. gibi ayrıntılı bilgileri içeriyordu. Bunu yaparak şube, büyük bir gözetim sistemi kurdu ve bölge sakinleri hakkında titiz bilgiler topladı.

Tadamon’daki katliamların ilk kurbanları evlerinden veya sokaklarından yaşadıkları yerlere yürüyerek çok uzak olmayan yerlere götürüldü ve cesetleri herkesin onları tanıyabileceği yerlere bırakıldı. Bu olayların video görüntüleri, maktüllerin yakın mesafeden vurulduklarını gösteriyor.

Rejimin toplu infazlarının bu kurbanları, çatışma boyunca büyük ölçüde unutuldu. Rejim ve muhalefet arasındaki propaganda savaşında bu olayların ardından gelen videolar gözden kaçırıldı veya manipüle edildi. Kasım 2012’den sonra, kurbanlar ya yürüyerek ya da minibüsle önceden hazırlanan imha bölgelerine götürüldü. Sonra arka arkaya kurşuna dizildiler ve cesetleri yakılarak kül edildi.

Bu öldürme ve yakma yöntemi, faillerin eylemlerini gizlemesi ve mahalle sokaklarındaki ceset yığınlarından kurtulması amacıyla geliştirildi. Sonuç olarak, her bir fail kendi infaz sitesini oluşturdu. Emced’in kendine ait bir yeri vardı. ancak Başka bir örnek ise boyanmış saçları ile tıknaz bir askeri figür ve 1980’lerin ölüm mangaları olarak bilinen Savunma Tugayı’nın o zamanlarda genç bir üyesi, daha çok Ebu Ali Hikmet olarak bilinen Şebbiha komutanı İbrahim Hikmet’ti. Ebu Ali Hikmet, kontrol noktalarından ve el-Müctehid hastanesinden alınan kurbanların cesetlerini yakmak için kendi ilkel krematoryumunu inşa etti.

Onun askerleri, sık sık insanları öldürme ve kanıtları yok etme konusundaki titiz becerileriyle övünerek birliklerinin 2012’den 2015’e kadar en az 30.000 sivili öldürdüğü iddia ediyorlardı. Bu sayılar övünçlü faillerin abartısı olsa da Tadamon’daki toplu katliamların boyutunun ve ölçeğinin bir göstergesi sayılmalı. Bir sakinin durumu tarif ettiği gibi: “Her gün yanan insan etinin bakırımsı kokusunu alıyorduk.”

Hapis, Tadamon’da şiddetin ikinci bir biçimidir. 2012’nin sonunda Tadamon, 60’tan fazla güvenlik istasyonu ve ontrol noktasıyla devasa bir açık hava hapishanesi haline geldi. Şube 227 ve NDF kontrol noktaları mantar gibi çoğaldı ve mahallenin el-Celaa Caddesi ile cephe hattı arasındaki bir kilometrekarelik alanının her bir kavşak girişine, yerleştirildi. NDF komutanları, mahalleyi 15 bölgeye bölerek duvarlar inşa etti ve her grup kendi topraklarında yaşayanları belgeledi ve kaydetti. Bu özel gettolar, kurbanların el konulan evlerini ve dükkanlarını hapishanelere dönüştürmek, tutukluları transfer ve onlara işkence etmek de dahil olmak üzere kendi kurallarına göre kontrol edildi ve yönetildi.

NDF’nin eyalet düzeyindeki NDF bilgi bürosunun komutan yardımcısı, mahalleyi içine giren herkesin kaybolduğu Bermuda Üçgeni ile karşılaştırıyordu. Videolar ve röportajlarımız, Tadamon’daki büyük çaplı gayri resmi tutuklama kampanyasına ışık tutuyor.

Videolarımızdan üçü sivil kurbanlara özel evlerde şiddetli işkence yapıldığını gösteriyor: Dayak, kırbaçlama, falaka, yakma, elektrikli ve psikolojik işkence. Emced ve Necib de dahil olmak üzere failler, kurbanlar acıyla kıvranırken kendi eğlenceleri için zalimce ve deneysel işkence uyguladılar. El-Hassan bu cezaevlerinden haberdardı ve hatta bu süreci denetledi ve failleri cesaretlendirdi.

Üçüncüsü, Tadamon’da cinsel şiddet o kadar yaygındı ki, münferit vakalar değil ancak sşstematik bir uygulama sayılabilirdi. Görüştüğümüz bir kadın, kocasının nerede olduğunu sormak için Daboul Caddesi’ndeki Şube 227 ofisine yürüdüğünü söyledi. Emced masanın arkasındaki sandalyesinde, loş bir odada oturuyor, sigara içiyordu, arkasındaki odada işkence sesleri yankılanıyordu. Kadını dikkatle dinledi ve kocasını bir şartla serbest bırakacağına söz verdi: “Benimle yat yoksa kocanı unut.” O günden başlayarak iki yıl boyunca Emced bu kadına tecavüz etti. Ablaları, komşu kadınları ve hatta kocaları, İstihbarat ve Şebbihalar tarafından, özellikle Ebu Muntecab tarafından tecavüze ve cinsel saldırıya uğradı.

Şebbiha’nın erkekleri sistematik olarak kaçırması ve işkence yapması bir korku atmosferi yarattı ve kadınların savunmasızlığını pekiştirdi. Kadınlar, faillerle zorla cinsel ilişkiye girerek, başka bir deyişle cinsel kölelik yaparak hayatta kalmaları için pazarlık yapmak zorunda kaldılar. Erkek kurbanlar da hapis ve işkence sırasında benzer şiddete maruz kaldılar. Failler, erkekleri muhalefete sempati duydukları şüphesiyle tutukladılar; ancak bir yandan da failler onların kadın akrabalarını manipüle etme imkanına kavuşmak istedikleri için de tutuklandılar.

Dördüncü ve sonuncusu ise zorla çalıştırma ve ekonomik sömürüdür. 2013 yılında cephe hatlarında çatışmaların tırmanması ile birlikte askeri istihbarat görevlileri ve kontrol noktalarında konuşlanan NDF milisleri, Tadamon, Def el-Şûq ve diğer bölgelerden Sünni erkekleri tutukladı ve zorla cepheye taşıdı. Muhalefetin mermileri ve topları etraflarında uçuşurken, işçiler hendek kazıyor, bariyerler ve duvarlar inşa ediyorlardı. İşin zorluğundan veya çatışmalardan sağ kurtulanlar ise siperlerde vurularak öldürüldü ve cesetleri küle döndürüldü. Zorla çalıştırma sadece askeri bir gereklilik değil, aynı zamanda savaş ağaları ve istihbarat komutanları için de kazançlı bir işti.

Siviller, zorunlu çalıştırmadan kaçmak için kontrol noktalarına 2 milyon Suriye Lirasına kadar (döviz kuruna bağlı olarak 40.000 Dolar karşılığı) ödeme yapmak zorunda kalıyordu. Mahalledeki bir başka ekonomik baskı ve şiddet katmanı, özel mülkiyete yasa dışı el konulmasıydı. Muhalefet bölgelerinden insanlar Tadamon’a kaçarken, emlak piyasası gelişen bir iş haline geldi. İstihbarat ve Şebbiha komutanları, şehit ve yerinden edilmiş ailelere yardım bahanesiyle veya askeri zorunluluktan tahliye edilen veya öldürülen mağdurların mülklerine el koyup kiraya verdiler. Örneğin, Emced ve patronları, Tadamon’da el koydukları en az 30 mülkü bugün hala kiraya veriyorlar.

SONUÇ

Kurbanlar bizim için çok büyük bir manevi ve duygusal yük oluşturdu. Ailelerinin ve sevenlerinin nerede oldukları hakkında hiçbir fikri yoktu. Korkunç bir ikilem yaşadık: kurbanların akıbetlerini biz biliyorduk ama videoyu kimseye gösteremezdik; kurbanları teşhis ettirmek istedik ama bunun için insanlara göstermemiz gerekiyordu.

Videoları tekrar tekrar izlerken düşündük: kendi sevdiklerimizin son saniyelerini görmek ister miydik? Bu kurbanların çoğu unutuldu ve marjinalleştirildi. Uluslararası medya öncelikle muhalefet bölgelerinde yaşanan acılara odaklanırken, Esad rejimi suçlarını örtbas ederek Suriye toplumuna ölümcül bir sessizlik dayattı.

Sonuç olarak, mağdurların bile -- acılarının tanınmaması nedeniyle hakikat hakkında kafaları karıştı. Utanç, korku, güçsüzlük ve bugüne kadar devam eden baskı, görüşmecilerden birinin “Ben tecavüze mi uğradım acaba?” diye merak etmesine neden oldu. Sözlü tarih röportajlarımız, hayatta kalanlara yalnızca şiddet olaylarıyla ilgili anılarını yeniden gözden geçirme fırsatı vermekle kalmadı, aynı zamanda kurban olarak kimliklerini doğrulama fırsatı verdi.

Bu video kliplerin, çatışmalar sırasında Suriye’den yayılan şiddet görüntüleri seli içerisinde emsali yok: Esad’a doğrudan emir komuta zinciriyle bağlı ve yüzleri tanınan İstihbarat subayları, savunmasız sivillere karşı işledikleri muazzam bir katliamı belgelemek için güya devletle ilişkisi olmayan Şebbiha milisleri ile işbirliği yapıyorlardı.

Neden yaptılar bunu? Bir yandan, bu iki tetikçiyi, nihai komuta sorumluluğunun Esad’a ait olduğu Suriye istihbarat teşkilatlarının ve milislerin şiddetine yönelik daha geniş kapsamlı kitlesel cezasızlık bağlamından çıkarmak mantıklı değildir. Faillerin söylediklerine bakarsak, bu katliamları şehit yoldaşları Hişam İsa ve Ammar Abbas'ın intikamı için bir fedakarlık olarak gördüler. Emced, videolarda ve röportajlarda, Dareyye’da savaşırken ölen küçük kardeşi Naim’in intikamını aldığını açıkça söyledi. Tüm çabayı bir nevi hatıra filmi olarak kayda aldılar, aynı zamanda daha yüksek memurlara işi tamamladıklarına dair kanıt olarak belgelediler.

ARAŞTIRMA NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Haziran 2019’da Uğur Ümit Üngör, bir akademik konferans için Paris’te bulunuyordu. Konferansta şiddet faillerin ve faillerin video görüntülerinin nasıl analiz edileceğine dair bir sunum hazırlamıştı. Büyük bir tesadüf eseri olarak panelini beklerken Paris’te yaşayan Suriyeli bir arkadaşı onu arar ve acilen görüşmek ister. Hemen buluşurlar, sonra sessiz bir kafenin arka köşesine otururlar, bu sırada arkadaşı telefonunu çıkarıp Üngör’e orada kayıtlı bir videoyu izlemesini söyler.

Bu ve sonraki videolarda gördükleri, kitlesel şiddet ve vahşet konusunda deneyimli araştırmacıları bile şoke edecek türdendir: Görüntülerde Suriye Askeri İstihbaratı ve Şebbiha, 2013 ve sonrasında Tadamon mahallesinde sivilleri sistematik bir şekilde yok ediyordu ve bunu kameraya çekiyordu.

Araştırmamızı idam videosunun kendisiyle başlattık ve video dosyalarından birinin zaman damgası 16-4-2013 olduğundan, katliamın zamanına dair iyi bir ipucu vardı. Cinayetlerin tam yerini bulmak daha zordu: toplu mezar oldukça dar bir sokakta kazılmıştı ve mimari ve kentsel tasarım, bunun Şam’ın banliyölerinde bir yerde olduğunu gösteriyordu, ama Doğu Guta’da mı yoksa güneyde mi, ilçeler belli değildi.

İnfaz çukurunun tam karşısındaki binanın mavi bir balkonu ve kırmızı bir çatısı olduğunu ve bir duvarında palmiye ağaçları resminin olduğunu gördük. Bunlar dışında, tüm alan bombalanmış ve bir şey tanınmaz haldeydi. Hiçbir dükkan, tabela veya yer işareti görünmüyordu.

Ancak videoyu defalarca izledikten sonra failin arkasındaki duvarlardan birinde grafiti fark ettik: “Yelda kasabasının fethi, 14/3/2012.” Büyük olasılıkla isyancı gruplar tarafından spreyle boyanmış bu yazı, yerin 2012’de kısa süreliğine isyancıların eline geçen güneydeki Yelda kasabası olabileceğine işaret ediyordu. (Sonradan bu yazıyı yanlış okuduğumuzu anladık ve Yelda’nın komşu Tadamon bölgesi olduğu ortaya çıktı, ancak ipucu bir başlangıçtı.) Grafiti bizi orada aktif olan muhalif aktivistlere ve isyancı gruplara ulaşmaya sevk etti.

Suriye’ye gidemediğimiz için mağdurların yaşadığı topluluklarda hem uzmanlığa hem de geniş bir çevreye sahip bir araştırma görevlisinden yardım istedik. Bölgeyi gizlice araştırdı ve videoya kaydetti, kurbanların izlerini sürdü ve hayatta kalanlarla gizli görüşmeler ayarladı.

Bu görüşmeler nispeten güvenli yazılımlar aracılığıyla gerçekleştirilmiş ve görüşmecilerin isimleri ve kimlik bilgileri ayrı ayrı paylaşılarak kayıtlardan silinmişti. Sıkı siber güvenlik önlemleri aldık. Ayrıca görgü tanıkları, insan hakları savunucuları ve eski Özgür Suriye Ordusu savaşçılarıyla dijital röportajlar gerçekleştirdik. Biz de Hollanda merkezli akademik araştırmacılar olarak emanet görevimizi yerine getirdik ve projenin sonunda bu videoların elimizde olduğunu Hollanda polisine bildirdik.Araştırmamız sırasında, onlara gösterdiğimiz videoların enstantanelerine dayanarak katliamın meydana geldiği sokağın yerini Tadamon’daki Daboul Caddesi olarak belirleyen çok sayıda insan bulduk. Tanıklar, olay mahalinin tüm çatışma boyunca rejimin kontrolü altında olan bir bölge olan El Biradi Yolu’ndaki Osman Camii’nin yakınındaki yer olduğu konusunda hemfikirdiler.

Bu mahalle, 16 Nisan 2013’te Osman Camii’nden El-Necm Sineması’na geçen oldukça bir cephe hattıyla uzun süre ikiye bölünmüştü. Burada, kesin caddeyi tespit konusunda yardıma ihtiyacımız oldu ve bu nedenle coğrafi konum belirlemek için açık kaynak analistlerinden teknik yardım istedik. Uzmanlar, çukurun yanındaki binanın dokuz sütununa dayanarak, katliamların Tadamon’daki Osman Camii yakınında gerçekleştiği varsayımımızı doğrulayan kesin kanıtlar sağladılar.

Ama bu failler kimlerdi? İki esas katil neden iki farklı üniforma giymişti? Bu durum iki farklı birimin iş başında olduğunu ima ediyordu ama omuzlarında herhangi bir nişan ya da arma da yoktu. Aksanları sadece bazen bölgesel bir lehçeyi akla getiriyordu.

Çoğunlukla Şam ya da Şam ve çevresinde yaşayan ortalama bir devlet memurunun şivesi olduğu düşünülecek nötr bir Suriye Arapçası konuştuklarından ve söyledikleri hiçbir şey kişisel veya mesleki yaşamları hakkında veya kimliklerine dair herhangi bir ipucu vermiyordu çünkü kayıtlarda kimse başka bir kişiye hitap ederek konuşmuyordu.

Önümüzdeki görev göz korkutucuydu: mahalleden sorumlu teşkilatları tespit etmemiz ve onları ya rejim yanlısı medyada internet taramasıyla ya da istihbarat teşkilatlarının şeffaf olmayan çevrimiçi Facebook gruplarında bulmaya çalışmamız gerekiyordu.

Facebook, 2011’den bu yana, ölen yoldaşlarının hikayelerini ve fotoğraflarını sık sık yayınlayan failler de dahil olmak üzere, rejim yanlısı Suriyeliler arasında popüler bir platform olmuştur.

Ana sorumuz şuydu: kimsenin güvenliğini riske atmadan onlardan nasıl bilgi alabiliriz? Şans ve tesadüften faydalandık. 2018’de Homslu Nusayri orta sınıf bir aileden gelen rejim yanlısı “Anna” adında genç bir kadının Facebook profilini oluşturduk. Bu varsayılan kimliğin amacı, Suriyeli failleri çevrimiçi ortamlarında yakından gözlemlemek ve onlarla doğrudan görüşme yapmak için onlara yaklaşmaktı.

Anna’nın kişiliğini ve Facebook gönderilerini faillerin ekosistemine uyacak şekilde özenle hazırladık: Kimse Homs’tan gelmiş ve yurt dışında okuyan ve savaşı araştıran Nusayri orta sınıf bir kızın amaçlarından şüphe duymazdı. Profil muazzam bir başarı oldu: bazıları nispeten yüksek rütbeli olanlar da dahil olmak üzere yüzlerce Esad yanlısıyla röportaj yapmayı başardık.

Tadamon katliamı videosuna rastladığımızda Anna rejim yanlısı çevrelere zaten iyice yerleşmişti: Arkadaş listesinde askerler, milisler, subaylar, iş sahipleri, gazeteciler ve hatta istihbarat ajanları vardı. Bu cinayetlerin rutin profesyonelliği, Esad rejimi çerçevesinde istihbarat teşkilatlarının önemi ve böyle bir toplu katliam operasyonunun gerektireceği hassasiyet ve sağduyu göz önüne alındığında, ateş edenlerden en az birinin istihbaratçı olması muhtemeldi.

Katillerin yüzlerini yakından (hatta ruh sağlığımıza etkileri açısından gereğinden fazla) incelediğimiz için, Yelda ve Güney Şam çevresinde daha geniş olarak faaliyet gösteren ordu, istihbarat ve milislerin Facebook sayfalarına göz atmaya başladık. Zira, belki tanıdık bir yüzle karşılaşabilirdik ama bu iş samanlıkta iğne aramaya benziyordu: isim yoktu, birimin şubenin numarası yoktu ve çok az farklı ipuçlarımız vardı. Görüştüğümüz kişiler asıl saldırganı tanıdılar, ancak ona genel istihbarat operasyonel takma adı “Ebu Ali” ile atıfta bulundular ve tam adını veya diğer ayrıntıları hatırlamadılar. Aylarca sonuç alamadan aradık ve sabrımız giderek çaresizliğe dönüştü.

Sonra bir gün, “Mıntıka Şubesi” olarak da bilinen Askeri İstihbarat’ın 227. Şubenin bir fotoğrafında ana faili tanıdık.