Yağmur KAYA


ARTI GERÇEK- Beyoğlu’ndan 8 Mart tarihinde Emre Bozkurt isimli erkek tarafından kezzaplı saldırıya uğrayan trans kadın Asya bir gözünde görme kaybı yaşadı. Asya, yüzde 80 görme kaybı yaşadığı diğer gözünü ameliyat olmak için gerekli parayı bulamaz ise kaybedebilir. 

“Kendimi çok yaşlı, 45 yaşında gibi hissediyorum. Beden olarak değil ruh olarak” diyen ve henüz 18 yaşında olan Asya’nın bu 18 yıllık yaşamının nasıl başkaları tarafından bir trajediye dönüştürülmeye çalışıldığı ama her koşulda ve her şartta tıpkı göğsüne yazdırdığı “benim hayatım benim kurallarım” dövmesiyle yaşama tutunmaya çalıştığını da gözler önüne seriyor. Trans kadın Asya ile Suriye’den Türkiye’ye olan yolcuğunu ve bu yolculukta neler yaşadığı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Suriye’de 2011 yılında başlayan savaşta 8 yaşında olduğunu söyleyen Asya, daha bu yaşlarda birçok kötü sahneyle karşı karşıya kaldığını ifade ediyor. Asya, evinin bulunduğu mahallede iki canlı bombanın kendini patlatmasıyla ablalarının panik atak geçirdiğini ve aradan 10 yıl geçmesine rağmen ablalarının hala aynı korkuları yaşadığını söylüyor. Annesinin kuaför, babasının ise kendi deyimiyle çok kötü bir adam olduğunu söyleyen Asya, “Çalışmıyordu. Evin eşyalarını satıyordu” diyerek annesinin hem annelik hem babalık yaptığını belirtiyor. 

‘GEZMEK, BİSİKLETE BİNMEK, OYUN OYNAMAK İSTİYORDUM’

Evleri bombalandığı için Türkiye’ye gelme kararı aldıklarını söyleyen Asya, uzun bir dağ yolcuğu ardından Türkiye sınırında saatlerce bekletildiklerini dile getiriyor. Asya, önce Antep’e yerleştiklerini ve burada keçilerin yaşadığı bir ambarda uzun süre kaldıklarını vurguluyor. Babasının geride bıraktıkları eşyaları almak için gittiğini ve bir daha dönmediğini ifade eden Asya, 20 yıllık kuaför olan annesinin Antep’te bir kuaförde haftalık 50 liraya işe başladığını dile getiriyor. Asya, kendisinin de haftalık 5 lira aldığı bir köftecide bulaşıkçı olarak işe başlatıldığını vurguluyor. Asya, “İşi bırakıp sık sık parka kaçardım. Ne yapayım oynamak, bisiklet sürmek istiyordum. 3 sene günlük 5 liraya çalıştım. 12 saat çalışıyordum. 2013- 2014 yılları. Çalışmak istemiyordum. Gezmek, bisiklete binmek, oyun oynamak istiyorum. O yüzden sık sık işten kaçar parka giderdim. Ellerim hep yara oluyordu. 3 yıl çalıştım hala günlüğüm 10 lira olmuş.” 

Asya, artık cinsel kimliğinin farkına vardığını ve giderek hem ailesi tarafından hem de özellikle toplum, çevre baskısı nedeniyle Antep’ten ayırılarak İstanbul’a geldiğini söylüyor. “Patronum annemi arayarak para karşılığında erkeklerle birlikte olduğumu söylemiş. ‘Derya’nın oğlu şunu yaptı bunu yaptı’ diye laf ediliyordu. Annem bunları duyunca beni iş yerine çağırdı ve bana tokat attı. ‘Bir daha evladım değilsin seni evlatlıktan reddediyorum.  Nereye gidersen git ama seni bu şekilde gözümün önünde görmek istemiyorum. Yeterince ismimizi kirlettin senin kahrını çekemiyorum nereye gidersen git’ dedi” diye anlatıyor.  

Asya, saldırıya uğradıktan sonra anne ve ablaları tarafından destek görse de şu an arkadaşlarının kendisine destek olduğunu dile getiriyor. Emre Bozkurt isimli erkeğin bir gün abdest alıp Kuran-ı Kerim'i masanın ortasına koyarak kendisini terk ettiği takdirde yüzüne kezzap atacağı yönünde tehdit ettiğini söylüyor. Emre Bozkurt’un defalarca darp ve şiddetine maruz kaldığını dile getiren Asya, Bozkurt’u karakola şikayet etmesine rağmen kolluk kuvvetinin şikayetini dikkate almadığını vurguluyor. Asya, kezzaplı saldırıya uğradığı anı, karakola Emre Bozkurt’u şikayet etmesine rağmen ciddiye alınmadığını ve saldırı sonrası tedavi için götürüldüğü hastanede maruz kaldığı olaylar zincirini şöyle dile getirdi:

“Bir gün annesine kahvaltıya gittik. Bir tartışma çıktı. Saçımdan tuttu ve annesinin gözleri önünde bana şiddet uyguladı. Boğazımı sıkıp yumruk atmaya başladı. Kendisi aşçı. Hiç inanmadım aşçı olduğuna. Mutfaktan bir bıçak ve balta alıp geldi. 'Senin yüzünü bununla dooğrayacağım' dedi. Bağırmaya başladım, tekrar  yumruk atmaya başladı. Can havliyle kendimi balkona attım. O panikle neredeyse son anda annesi kolumdan tutup kendine doğru çekti. Şu an hayatta bile olmayabilirdim. 'Seni bu baltayla doğrayacağım' dedi. O günden sonra korkmaya başladım. 

‘ABDESTİNİ ALDI, ELİNİ KUR'AN-I KERİM’E BASTI’

Bu olaydan günler sonra masada annesi, babası ve ben oturuyoruz. Kalktı, Kur'an Kerim-i getirdi. Masaya koydu. Abdestini aldı, elini Kur'an'a bastı, 'Eğer buradan gidersen yüzüne kezzap atarım' dedi. Eve geçtik. O gün maaşı yatmıştı. Paranın bir kısmını bankaya yatırmasını önerdim. Maaşını aldığı gibi yarısını iddia oyununa veriyordu. Şunu da söyleyeyim: Onun yüzünden kız kardeşi de evden kaçmış. Baskı uyguluyormuş. Eşyalarımı topladım ve ayrıldım. 

‘NİŞANTAŞI KARAKOLU’NA GİTTİM, YARDIM ETMEDİER’

Sürekli çevremdeki arkadaşlarıma mesaj atıyor. Fotoğraflarımı kullanarak sosyal medya hesaplar açıyor. Ailemi beni tehdit etmeye başladı. Umursamadım, ciddiye almadım. Yapar yapar bir yerden sonra sıkılır dedim. Ablama, anneme mesaj atmış. Nişantaşı karakoluna gittim. Hiçbir şekilde yardım etmediler. 'Biz burada bir şey yapamayız, adliyede ifade vermen gerekiyor' dendi. Ben Suriyeliyim, deliller var elimde. Tehdit mesajları, fotoğraflarımı nasıl kullanmış hepsi mevcut. 'Biz bir şey yapamayız' dediler. 

‘OLAYDAN BİR GÜN ÖNCE ARKADAŞIMA SALDIRI YAPACAĞINA DAİR MESAJ ATMIŞ’

8 Mart'ta arkadaşıma gitmek için evden çıktım. O gün beni takip etmiş. Beyoğlu'nda kuaförden çıktım. Çok güzeldim o gün. Arkadaşımın evine gittim. Markete gitmek için dışarı çıktım. Arkadaşımın evi 8'inci katta. Ben 6'ıncı kata kadar indim. Biri karşıma çıktı. Siyah deri ceket giyinmiş, gözlük, şapka ve maskesi vardı. 

‘KALIN BİR SES ‘GEBERME VAKTİN GELDİ’ DEDİ’

Olaydan bir gün önce arkadaşıma 'Asya'nın yüzüne kezzap atacağım' şeklinde mesaj atmış. Arkadaşım mesajı bana söylemedi. 4'üncü kata indim. Boğuk, kalın bir ses, 'geberme vaktin geldi' dedi. Elinde tuttuğu büyük bardağı fark edince kafamı eğdim. Yüzüme direkt gelmedi. Ağzımın içine kaçtı. Saçıma geldi. Kıyafetlerimi çıkarınca vücudum yandı. Arkadaşlarım ağzımdan dumanların çıktığını görünce beni panik ve şokla suyun altına koyuyor. Gözlerime geldi. Gözlerimi ovalayınca sağ gözümü kaybettim. Sol gözümü de yüzde seksen kaybettim. Çok puslu görüyorum. Orada çığlık çığlığa kalırken beni izliyordu. O ânı hiç unutmam, gerçekten hiç unutmayacağım.

‘HASTANEDE HİÇBİR ŞEKİLDE MÜDAHALE EDİLMEDİ’

Okmeydanı Hastanesine götürdüler. Hastanede hiçbir şekilde müdahale olmadı, hiçbir şekilde. Saatlerce sedyede bekletildim. Suriye vatandaşı olduğum için ve hastanede yer olmadığını söylediler. Arkadaşlarım tepki gösterince saatler sonra ağrı kesici serum takıldı. Okmeydanı Hastanesi'nde bize hitap şekli çok kötüydü. Homofobik ifadeler kullanıldı. Okmeydanı Hastanesi'nden İzmit'te bulunan bir hastaneye naklettiler. Burada 16 gün yoğun bakımda kaldım. Ağrılarım vardı, sürekli ağlıyordum. Sürekli hemşireyi çağırıyordum. Bana tepki gösteriyordu. Hastayım ve kimsenin yanımda bulunmasına da izin verilmiyor. Çok kötü bir süreçti. Şükürler olsun yeni yeni kendime geliyorum ve görmek istiyorum sadece başka bir şey istemiyorum.” 

‘BAZI ŞEYLERLE ÇOK ERKEN YAŞTA TANIŞTIM’

Çok küçük yaşta savaşın ne demek olduğuna tanıklık eden, yoksulluk çeken, mülteci olarak geldiği ülkede hiçbir hakka kavuşamayan, cinsel kimliğinden dolayı toplum ve aile tarafından baskıya maruz kalan Asya’nın şu en istediği tek şey eskisi gibi görebilmek. Asya şu an herhangi bir kurum ve kuruluştan destek alamadığını ifade ediyor ve ekliyor:

"Kendimi çok yaşlı hissediyorum. Beden olarak değil ruh olarak. 45 yaşında gibi hissediyorum gerçekten. Bazı şeylerle çok erken yaşta tanıştım. Şükürler olsun ayaklarımın üzerinde durdum durmaya da devam edeceğim. Yanıldım sadece ama yıkılmadım. Allah bana şifa versin, sağlığıma kavuştursun. Şu an yolda yürürken kimse bana bakmıyor. Çok zoruma gidiyor. Eskiden saçlarımı savura savura yürüyordum. Kuaföre gidip tırnaklarımı yaptırmak istiyorum. 

Okul hayatımdan, iş hayatımdan, çocukluğumda oldum. İstediğim tek şey sağlığıma kavuşmak; başka hiçbir şey istemiyorum. Bir gözümle bile görsem ona bile şükrederim."