Şebnem Korur FİNCANCI


ARTI GERÇEK- Aşılarda tedarik sorunumuzu önemli ölçüde aşmış görünüyoruz ve buna bağlı olarak da aşılama hızında ciddi bir artış var. Bu elbette olumlu bir durum. Ancak bir yandan da toplumda aşı tereddüdü ile karşı karşıya olduğumuz, zaman zaman bir takım komple teorilerinin önümüze geldiği bilinen de bir gerçek. Tabi burada özellikle hükümetin yaklaşımı çok belirleyici. Çünkü bu küresel salgının başından itibaren hükümet şeffaf olmamayı tercih etti.

Şeffaf olmamanın bedeli de toplumda güven eksikliği kaçınılmaz bir tablo olarak karşımıza çıkıyor. Tabi aşılar konusunda da acil kullanım onaylarıyla ilgili değerlendirmelerin şeffaflıkla ve hızla paylaşılması söz konusu olamadı.

Oysa biliyoruz ki bugün dünyada kullanılan aşıların her biri acil kullanım onaylarını alırken toplumun da katılımı sağlanarak, bağımsız bilim insanlarının, bilimsel heyetlerin bulunduğu ortamlarda tartışmalarla gerçekleştirilen aşamalardan geçiyor. Dolayısıyla bu aşıların güvenli olduğunu, etkili olduğunu bizi ölümden ağır hastalık geçirmekten koruduğunu biliyoruz. Ciddi yan etkilerinin olmadığını; baş ağrısı, halsizlik, aşı yerinde ağrı, zaman zaman baş dönmeleri gibi bir takım şikayetler olsa da bunların ciddi boyutta olmadığını bilim insanları yapılan çalışmalar sonucunda paylaşıyor.

Tabi Türkiye’de sağlık bakanlığı da bu tereddüdü yenmek üzere sahada uyguladıkları aşılar sonrası derledikleri verileri kamuoyu ile paylaşmalıydı. Bu paylaşım aslında toplumdaki tereddüdü ortadan kaldırır güvensizliği yener ve dolayısıyla insanların güvenle aşıya gitmesini sağlayabilirdi. Tabi tüm bunlara rağmen gerçekten toplumda aşılanmaya ilişkin çok ciddi bir çaba var ve dolayısıyla randevularını almaya çalışıyorlar. Aşıya erişmeye uğraşıyorlar ancak başka sorunlarla da karşı karşıya olduğumuzu görmek gerekiyor. Öncelikle aşılama sürecinde de hem aşılama için ayrılan yerlerin artması kapasitenin artmasını sağlayacak. Örneğin, sanayi sistemleri gibi ortamlarda mobil aşılama hizmetleri sunulması olumlu bir gelişme ancak yeterli değil onu biliyoruz. Çünkü biliyoruz ki aşıya erişim açısında da sıkıntılar yaşayacak insanlar var. Örneğin mevsimlik geçici tarım işçileri ya da geçici işçiler.

Dolayısıyla tüm bu olanları kapsayacak yaygın bir çaba gerekiyor. Kapasiteyi artırmak için aşıya erişemeyenlerin aşıya erişmesini sağlamak için aşı istasyonları kurulabilir. Okullar sosyal tesisler aşı istasyonu olarak kullanılabilir.

Tabi ki burada yine yaşla, gruplandırmalarla aşı randevularının düzenlenmesi yerine, 18 yaş üstü tüm yurttaşlara aşı randevusu açılabilir. Özellikle de en büyük sıkıntılardan biri SGK’lı olanlara aşılar açıldı ama bir de bu ülkede güvencesizle var ve ciddi boyutta. Ne yapacağız bu güvencesiz emekçileri, işsizleri. O zaman demek ki 18 yaş üstü tüm yurttaşlara açık bir aşılama sürecinin hızla başlaması gerekiyor. Ve aşılama yapılan alanların kapasitesini artırmak gerekiyor. Burada tabi ki hala atanmayan ya da bu alanlardan uzak bırakılmış sağlık emekçilerinin bu sürece katılması çok büyük bir önem taşıyor.

Dolayısıyla kapasite arttırılması derken yalnızca yerlerden değil, sağlık emekçi sayısının da arttırılmasından söz etmek gerekiyor. Sağlık emekçileri tükenmesin ve biliyoruz büyük bir özveri ile aşılanma sürecini yürütüyor meslektaşlarımız. Ancak bu yükün taşınabilmesi için kapasitenin arttırılması, emeğin görünür olması çok büyük önem taşıyor.

Aşılamaların yapıldığı ortamla ilgili de zaman zaman kaygılar ortaya çıkıyor. Çünkü kapalı alanlarda beklemek zorunda kalmak tereddütte yol açabiliyor. Bu insanların açık ortamlarda bekleyebileceği ortamlar oluşturmak, belki burada yerel yönetimlere de görev düşüyor. Bu bekleme alanlarını tente ile kapatmak özellikle yaz aylarında daha uygun bekleme alanları oluşturmak çok kıymetli. Hem kapalı alanda beklemelerinin önüne geçilmiş olacaktır.

Tabi aile sağlığı birimlerimiz aşılamada çok önemli bir yerde. Ama mekânsal sorunları olduğu biliyoruz. Bir apartman dairesinde aile sağlı merkezi var. Buralarda aşılama sürecinin yapılabilmesi için güvenli ortamlar değil. O nedenle bu alanların mutlaka kamusal alanlar olması gerekiyor. Kamusal olanaklarla oluşturulmuş alanlar uygun alanlar olması gerekiyor. Geniş bekleme alanlarının olduğu, giriş çıkışların ayrılabildiği ortamlara ihtiyaç var.

Aslında küresel salgın hepimizi, aksakların ve özelliklede sağlığın sermayeye terk edilmiş olmasının getirdiği sorunların görünür olmasıyla karşı karşıya bıraktı. Birinci basamağın koruyucu hekimlik anlayışının terk edilmiş olması, kamucu bir sağlık ortamının terk edilmiş olmasını tüm dünyada gördük. Türkiye’de de gördük. O yüzden yeniden birinci basamağı güçlendirecek, koruyucu hekimliği ilke olarak oluşturacak, kışkırtılmış sağlık hizmetleri yerine koruyarak aslında tüm yurttaşlarımızı sağlıklı kılacak bir çalışmaya da ihtiyaç var.

 Aşılama çok önemli çünkü bu salgında bizim için en önemli koruma araçlarından birisi elbette aşılamayla tüm önlemleri geride bırakacağız anlamında değil. Yapılan çalışmalarla önümüzü göreceğiz ve doğru tutumları belirleyeceğiz. Önlemler her zaman çok önemli. O yüzden de mutlaka mesafemizi koruyacağız. Özellikle kapalı ortamlarda maskelerle duracağız ve buraların yeterli havalanmasının sağlanacağı koşulları da talep etmeliyiz beraberinde. Ama aşının sadece kendimizin değil sevdiklerimizi ve tüm toplumu koruduğunu dolayısıyla bunun bir dayanışma eylemi olduğunu da akılda bulundurmak gerekiyor.

Biz bir aşı dayanışma çağrısı yaptık biz birlikte sağlıklı olmak için adımlar atabiliriz. Bunun içinde aşılanma esas ve biliyoruz ki yapılan bilimsel çalışmalar aşıların güvenli olduğunu yan etkilerinin ciddi boyutta olmadığını ve etkili olduğunu gösteriyor. Ölümden ve ağır hastalanmalardan koruyor bizi onun için kendimizi sevdiklerimizi bu ağız hastalıklardan korumanın yolu dayanışma için de açıya gitmek olmalı. Haydi, aşıya diyelim.