Tacim ÇİÇEK


Serbest piyasa ekonomisine uygun bir ortamın dünya sermayelerine kapılarını sonuna kadar açtığı ülkelerdeniz. Liberalizm denen bu ekonomik altyapının uygun bir üstyapıya kavuşması için de 24 Ocak Kararlarından birkaç ay sonra 12 Eylül Askeri Cuntası darbe yapmıştı. Bir biçimde yabancı yatırımcıların rahatça at koşturabilmesi ve dilediği gibi davranmaları için. 

Bazı ekonomistlerin düşüncesi ama hiç de yabana atılacak bir saptama değil anımsatacağım şey…

Mafyanın tetikçileri var. Bunlar mafya raconunda en son kullanılacak kişilerdir. Çünkü önce yapılması gerekenler var. Öyle damdan düşercesine görülmez işler. Yoksa yasal boşluklarından yararlandıkları ülkelerde bir biçimde ama daha çok dolaylı içli-dışlı oldukları erk sahipleriyle aralarının bozulmasını istemezler hiç.

Kancayı taktıkları; birilerinin adına tahsilat ya da alacak-verecek, ihaleden çekilmeye zorlamak gibi işler yapacakları zaman, önce iyi niyet elçileri yollarlar muhataplara. 

Karşılık görmeyince iyi polis ve kötü polis rolünü oynarlar. Bu da işe yaramazsa tehditler savururlar, muhataplardan birilerini kaçırıp bu yolla istenen her neyse almaya veya işi bağlamaya çalışırlar. Olurda başvurdukları tüm yol ve yöntemler boşa çıkarsa, yani başarılı olamazlarsa dayanılmaz ağırlığından ve tüm zevklerinden kopmamak için hayatın, devreye tetikçileri koyarlar… 

Benzer biçimde bunun tersi bir yolla emperyalizmin de tetikçileri vardır.  Ama emperyalizm bunu en başta kullanır… Çünkü farklı sebeplerle de olsa bir biçimde insancıl görünmek ve işlerini, istediklerini daha sorunsuz ve de masrafsız çözmek isterler… Yani bir yere bir şeyler satmak isterlerse, böyle yerlerde sıcak çorba ve barınak sağlarken, sorun yaşadığı bir başka yerde sivil de olsa milyonları öldürmekte tereddüt etmezler…

Şimdiki emperyal dünyanın her türlü mührünü elinde tuttuğu için sultanı olduğunu düşünen ve bunu zoraki de olsa dayatan ABD’nin yıllar önce Vietnam’da yenilmesi yüzünden daha da yaygınlaştı ekonomist tetikçilik demek bir abartı olmasa gerek… Çünkü savaşı kaybeden başta ABD ve yandaşları beklemedikleri yenilginin travmasını atlattıktan sonra; devasa borçlarını paralarıyla ödemek istediler. Öylesine borçlandılar ki alacaklılar dolarla ödenmesini kabul etmediler; çünkü tedavüldeki değişim akçesi değildi o zaman için dolar. O zamana kadar değişim ve teminat akçesi altındı. Altınla ödemelerini talep ettiler… 

Doları pul olan ABD ise aradığı çözümü sonunda Suudilerde buldu… 

Ortadoğu’da bu sülaleye âdeta sonsuz bir egemenlik verip koruma güvencesi anlaşmaları yaptı. Karşılığında da petrolün alışverişini dolarla yapmayı kabul ettirdi. Böylece altının yerine dünya değişim akçesi dolar oldu. 

Kısa zamanda borçlarını ödedi ve istemediği, ummadığı bir biçimde de gelişti, bugünkü ABD oldu… İşte o zamandan bu yana başkalarının zenginliklerine ve bu kıymetli zenginlikler için de o ülkelerin geleceklerine göz dikti… 

Kim ki petrolünü, doğalgazını vs. dolar ile değil de başka bir şeyle yapmayı bırakalım bir kenara dillendirdi, ABD ve cümle yandaşları onun sonunu getirdi. İşte Ortadoğu’nun arka bahçesi saydığı Latin Amerika ülkelerinin yakın tarihlerine şöyle bir göz gezdirmemiz bile bunu kanıtlar… 

Bahaneleri ne olursa olsun Saddam’ın da, Kaddafi’nin de sonu aslında bu yüzdendir… 

Çünkü emperyallerin ekonomist tetikçilerine itibar etmemişlerdir. (İkisinin ve benzerlerinin kendi halklarına yaptıkları zulmü asla inkâr etmediğimi de belirteyim.) 

Adına iş çevirdikleri ülkeler ve büyük sermayeler için hedef seçtikleri ülkelerin, toplumsal/siyasal ya da ekonomiksel açığını saptayıp kara mikroplar gibi sızar ve içeriden kendilerine uygun işbirlikçi diyeceğimiz yumuşak kurum ve kişiler seçerler… Sonra işleye işleye bunların üzerinden o ülkeleri, verilmemiş ya da az verilmişi abartarak borçlandırırlar… Arada gerekli eşya ya da teknoloji çöplüğü olmasın diye kendi ülkelerinin modası geçmiş üretim ve yapım makinelerini de aktarırlar… 

Bu maya tuttuktan sonra o ülkelerden istediklerini koparmaya gelir sıra… 

Bu yer altı ve yer üstü zenginliklerin hepsi olabilir. Başka başka şeyler de… 

Muhatap ülkeler, beklenene ya da istenene sıcak bakmadıkları zaman işin rengi hemen değişir… Borçların ve yatırımların tahsili hızlandırılır… Ederinden daha ucuz satmaları ve bu yolla borçlarını ödemeleri beklenir… Ama istemedikleri borçları kendi aleyhlerine bir yolla ödemek hiç de insani değil gibi bir düşünceyle zıtlaşmak bu ülkelerin yararına olmaz… 

Borç ödeme yöntemlerinden biri de insan gücünü devreye sokmaktır… 

Başka ülkelere açtıkları savaşlara, savaşabilecek insanların resmi ya da gayri resmi gönderilmeleri talep edilir… Ki bu yolla dış borçlarının bir kısmını ödediği hâlde yine de borcu birkaç katına çıkan ülkeler de yok değil dünyada… 

Kısacası ekonomist tetikçilerin diz çöktürmediği ülkeler olduğunda yönetimdeki güçlerle alaşağı edilmek istenir, içeride muhalefet desteklenir ve iç kargaşa yaratılır… Oradan buradan güçler sızdırılarak hiçbir önerilerine boyun eğmeyen yönetimler, ister seçilmiş ister oligarşik dikta isterse de krallık olsun, yani kendileriyle zıtlaşıp çelişenler iç savaşla, dış müdahale ile devrilir… 

Bunun için işin içine emparyallerin savaş güçleri ve bu alandaki eğitimli casusları, kaosçuları, propagandacıları ve yerli işbirlikçileri girer… 

Başarılı olurlar çoğunlukla ve böylece o ülkelerden istediklerini diledikleri gibi götürürler… 

İşte bu yüzden aslında dünyada açlık da savaş da bitmiyor. 

Çünkü araştırmalar, açıklamalar gösteriyor ki dünya zenginlikleri dünyadaki nüfusun neredeyse üç katını doyuracak düzeyde ama sırf emperyaller ve gelişmiş olanlarla gelişmekte olan ülkeler ellerindekileri açlık, yoksulluk çeken insanlarla paylaşmadıkları ve bunu hiç mi hiç istemedikleri için açlık ve yoksulluk savaşlar bitmiyor yeryüzünde…

İktidarda olanlar âdeta göz boyamak için yaptıkları yatırımlarla bu ekonomist tetikçilerin ağına takılmış görünüyorlar, farkında olsalar olmasalar da… Oysa sabit gelirli bir memurun borçlanarak kışlık, yazlık ev, araba, bağ, bahçe almaya çalışması gibi, bir ülkenin de geleceğini borçlandırarak büyüme çalışması ekonomide uygunluk yasasıyla çelişiyor… 

Kendisi olmak ve kendisi kalmak isteyen ülkeler bilmeli ki borç yiyen kendi kesesinden yer sözü maalesef ülkelerin de bireylerin de öz ekonomilerine asla uymaz.

 

* Yazar