İbrahim TEKPINAR


Çingeneler ve göçebe topluluklar yerleşik hayata geçmek konusunda özellikle devletlerin isteği ve zorlamasıyla kendi yaşam biçimlerinden koparıldı tabiri caizse asimile edildiler.

Yerleşik yaşamın zorlukları göçebeleri yeni bir yaşam biçimine zorladı. Kadim Çingene meslekleri modern hayatın içinde pek para etmeyen mesleklere ve bilgelikleri de gettolarda , kenar mahallelerde işe yaramaz bilgilere dönüştü. Kendi yazılı tarihleri ile ilgili kaynak bile bulmak zor.1783  Heinrich Grellman Çingenelerin etnik bir topluluk olduğunu ilk kabul edenlerden biridir ve bu konuda akademik anlamda çalışma yapmıştır. Yerleşik yaşamlarıyla bilirlikte asimilasyon başlamış ve daha büyük sıkıntılar da ilerleyen zamanlarda başlamıştır. 1939 yılında Hitlerin ikinci dünya savaşının ve gücünü tüm Avrupa’ya kanıtlamak ister gibi giriştiği Polonya işgali, Çingeneler için de bir dönüm noktasıdır. Hitlerin şizofrenik fikirlerinden etkilenen Yahudiler gibi Çingeneler de nasibi fazlasıyla aldı. Hitler öncesi ve sonrası için de iki milyon Çingene’nin katledilmesinden bahsediyoruz. İki milyon... Yahudiler kendi acılarını dünyaya sinemalarıyla ve kayıt tutmalarıyla bir şekilde anlatmayı başardılar. Çingenelerin ne kendilerini anlatabilecekleri yazılı dilleri , ne sermayeleri vardı. Oysa Yahudiler sermaye sahipleriydiler ve Yahudiler bu sermaye sayesinde tüm dünyaya Hitler'in nasıl bir şizofren olduğunu anlatmaya neredeyse sinema filmlerindeki ikonik simgelerle bile giriştiler. Kayıtlar bırakmaya başladılar. Çünkü; zulmün kaydını tutmak tarihi bir görev ve insanların hesaplarını öteki dünyaya bırakmadan adaletin tesis edilebileceğine olan inancından dolayı kayıt tutmak tarihi bir görev. Polonya işgali sırasında Varşova’da sosyalist tarihçi Emanuel Ringelblum kayıt tutmak için halkın tarihini yazmayı denedi. Ölümü bekleyen insanlardan kendilerinden sonra yaşadıklarını tüm dünya bilsin ve görsün diye kayıt bırakmalarını istedi. Günlük, şiir farketmez. Anketler düzenleyip gettodaki insanların bazı konular hakkında fikirlerine başvurdu. Gazeteleri biriktirdi ve yirmi beş bin sayfa not toplandı. Notlar metalik süt güğümlerine ve metal kaplara saklanıp yere gömüldü.

Ringelblum Arşivi

Arşiv için 16 kişi görevlendirildi ve bir komite gibi çalışmalar yapıldı. Yirmi beş bin sayfa not toplandı. Bu notlar komite aracılığıyla ayrıştırıldı ve yeraltına gömüldü. Notların bir kısmı ise bir şekilde kaçırıldı. Kalanlar yer altında kaldı. Ringelblum Arşivinde çalışan Gustawa Jarecka “Bizim kayda geçirdiğimiz bu havadisler, tarihin tekerleğine çomak gibi sokulmalı. İnsan bütün umutlarını kaybedebilir, bir tanesi hariç. O da ileride tarihin gözetleme kulesinden bakıldığında, bu savaşta çekilen acıların ve yaşanan felaketlerin boşuna olmadığının görüleceği umududur.”

Arşivin Ortaya Çıkışı

Hitlerin 2. Dünya savaşında yenilmesiyle birlikte, Ringelblum Arşivinde çalışanlardan hayatta olanlar arşivi aramaya koyuldular. Arşivin bir kısmı daha önce çıkarılmış ama önemli kısmı süt güğümlerinde ve metal kutularında yer altına saklanmıştı.1946 bir kısmı çıkarıldı daha sonra da kalanlar çıkarıldı. Arşivin bir kısmı ise parçalanmıştı. Arşivin büyük kısmı Varşova Yahudi Tarih Enstütüsü Müzesinde saklanıyor. 1999 da UNESCO Dünya İnsanlik Mirası’na dahil edildi.

Jarecka’nın dediği gibi tarihin tekerleğine çomak sokuldu. Yahudiler adaletin tesis edilmesi için neredeyse her bir belgeyi kullanıp yaşadıklarını anlatmaya çalıştılar, başardılar da. Ya Çingeneler? Çingenelerin acıları, Hitler'in yaşattıkları? Onların hiçbir anlamı yok mu? İşte tam da buradan kayıt tutmanın ne anlama geldiğini görmek ve anlatmak gerek. Türkiye faili meçhullerin, büyük trajedilerin yaşandığı ve bu trajedilerin çoğunun da izinin olmadığı bir ülke. Tüm izler, kayıtlar silinmiş. Çünkü tiranlıklarının bir bedelinin olacağının elbet bilincindedirler. Tiranlar eğer yaptıklarının bir bedelinin olmayacağını anlarlarsa hiçbir şey değişmeyecektir. İsimleri değişebilir, iktidarlarını kaybedebilirler, makamları değişebilir ama tiranlıkları, keyfe keder davranışları sürecektir... Emniyet genelgesinin yayımlanmasının hemen ardından polis şiddetinin apaçık göründüğü görüntüler paylaşıldı. Görüntüler 2018 yılına ait ve kadının yumruklanıp polis otosuna alındığı görülüyor. Ekip arabasına bindirilen kadın KHK ile işinden atılmış Nazan Bozkurt. Videonun sonlarına doğru, polislerden biri kayıt alan arkadaşına “silersin devrem” diyor. Silersin devrem tam da meselenin can damarı. Devletin güvencesini omuzlarındaki apoletlerde ve sırtında hisseden, bu güvence ile şiddeti meşru gören aklın iç sesi “silersin devrem”. Gelelim devrelerin elinden kurtulan görüntülere ve “genelgeye” Furkan Vakfı Gönüllülerinin “itikâfı” sırasında caminin içinde biber gazı müdahalesinin, Gergerlioğlu’na evinin içinde yapılan müdahalenin ve hatta Kemal Korkut, Dilek Doğan’ın neredeyse çoğu şiddet olayında gördüğümüz görüntülerin kaydını birileri almamış olsaydı bizler haberdar olacak mıydık yoksa devreler silecek miydi? Yoksa Çingeneler gibi acılarımızın bir anlamı olmadan ve hiçbir kayıt olmadan ölecek miydik?