TORUN AHMET TÜRKMEN 


Cumhuriyetten bugüne yüz yıl geçti. Dört- beş koca kuşak.

Cumhuriyet öyküleri ile büyüdü bizim kuşak. Dünü öğrenip, bugün ve gelecek için yaşam öngörüsü oluşturmak isteyenler. Çok şey yaşadık yaşam seyrimiz süresince.

Bu süre içerisinde neler görmedik ki; güzel duygular, yoksulluklar, yoksunluklar, sıkıntılar, acılar.

Sınıfsal çatışmalar, demokratik ve özgürlükler için sert çatışmalar.

Toplumun, emperyalizme bağımlı siyasal sistemin tanımladığı şekliyle sağ- sol çatışmaları, gerçekte ise mevcut sistemin kendini korumak için oluşturduğu yapılar ile, değişim isteyen güçlerin, el yordamı ile bile olsa sistemi değiştirme çabalarını. Kavgalar, alt üst oluşlar. Köşeleri, zorunlulukları bol yaşamlar.

Devamında darbenin yıkıcı etkisi, cezaevleri, baskı, şiddet dönemleri, uzun süren sürgün yaşamı, eğer kendini korumayı başaramamışsan siyasal yok oluşlar. Daha çok meşakkatlerde geçen yaşam. İçinde yaşanılan toplumla uyum sağlama, kendi ülkenden, kültüründen kimliğinden kopmama çabaları. Sürgün yaşamının yıkıcı etkileri. İçinde yaşadığın toplumla aidiyet bağı oluşturamamanın yarattığı sorunlar. İki arada bir derede kalma olgusu. Ve derin bunalımlar. Bu yanıyla ruhsal olarak darmadağın olma halleri.

O günden bugüne ‘neler değişti’ dediğimizde bir çok şey söylemek mümkündür elbette.

Tartışmalıyız da değişimleri. Zaten başımıza neler geliyorsa biraz da tartışmadığımız, ortak bir düşünce üretemediğimiz için değil mi?

Yaşamımın yaklaşık üçte biri bugünkü siyasi iktidarla geçti. Son kuşağın yaşamının tümü.

Yaşamının tümünü yoksulluk, baskı, şiddet kültürü içinde geçmesi ne kadar acı değil mi? Her sabah uyandığında televizyonda şiddet haberleriyle, kadın cinayetleri ile karşılaşmak. Aile ekonomisini nasıl ayakta tutarım kaygısıyla güne başlamak. Bırakalım yılları, bugünü nasıl atlatırım kaygısını taşımak.

Ülkenin, ülkeyle birlikte adım adım yıkıma sürüklenen, birazcık da ülke ve toplum kaygısı taşıyan bizler kendimize soruyor muyuz; ne kadar duyarlıyız, ne yapıyoruz diye. AKP- MHP iktidarının giderayak yaptıklarının yakın gelecekte Türkiye halkının başına neleri getireceğini.

Süreç hızlanıyor. Dolar bu gidişle yakında 14-15’i bulacak. Bu hiç umursanmıyor. İktidar son ataklarına başladı. Bir sonuç alamayacağını bile bile faizleri düşürerek, kaybetmekte olduğu seçmenleriyle bağ kurmak istiyor. Bunu karşılıksız para basarak piyasayı rahatlatmaya çalışırsa muhtemelen erken seçim çok yakın. Kur atraksiyonlarıyla zaten dar bir çevre milyarlarca dolar kazanmış gibi gözüküyor.

Ama her ne yaparsa yapsın alanı daralıyor. Bugüne kadar kendisine destek veren siyasi ve toplumsal çevreler ürkek de olsa kendilerini siyasi iktidarın uygulamalından ayırmaya başladılar. Buna ürkek de olsa MHP’de dahil. Paralel şekilde derin yapıların bir bölümü de  iktidarla karşı karşıya gelmişe benziyorlar.

Bu durum böyle şekilde devam edebilir mi? Zor gözüküyor.

Gözüken o ki, dünya sisteminde pek bir yeri kalmayan Erdoğan yönetiminin alternatifi olarak ‘millet ittifakı’ ikame edilmeye çalışılıyor. Ülke içi siyasal dengelerde buna zemin oluşturuluyor.

Böyle bir değişim olacak gibi de gözüküyor.

Burada bir sorun yok. Ama bu yeni oluşumun hangi dengelere oturacağı, ne tür pazarlıklara dayanacağı çok önemli.

İşte olası sıkıntılar da bu noktada başlıyor. Millet ittifakının iki temel ortakları CHP ve İYİ partinin yöneticilerinin kafasında ‘AKP iktidarı seçimle zor gider’ fikriyatı öylesine yerleşmiş gözüküyor ki, çözümü AKP ile pazarlığa kadar götürmüş durumdalar. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme söylemi ve yakın zaman öncesindeki İYİ partili  kimi yöneticilerin aynı içerikteki açıklamaları bunları ortaya koyuyor olabilir.

Hükümeti destekleyen, AKP içinde de var olan kimi çevrelerin kendilerini iktidar uygulamalarından uzak gösterme çabalarının olduğu, ekonomik bunalımın yıkım noktasına doğru gittiği bugünkü ortamda millet ittifakı partilerinin kendilerine, tabanlarına ve halka güvenmeleri beklenirdi. Oysa ‘pazarlık yapıyor’ algıları kamuoyunda büyük tepkilere yol açmakta.

Tüm bunlar olurken içinde HDP’nin de olduğu ‘Demokratik muhalefet’ siyasete olan etkiyi yeterince gösterebilmekte midir; siyaseti izleyen hiç bir sağduyulu insanın buna evet demesi mümkün müdür? Sanırım hayır.

Hem de, Türkiye sol ve demokratik muhalefetinin, potansiyel olarak en çok güçlenebileceği, birlikte davranma olgunluğuna eriştikleri dönemde. HDP ülke ve toplumsal sorunların bütününe dönük, kucaklayıcı, birleştirici, ‘tarihi’ bir eylem planı açıklamışken. Diğer iktidar karşıtı güçlerle, paralel hareket etme düşüncesini ortaya koymuşken.

Sol ve demokratik kamuoyu haklı olarak soruyor; açıklanan bu projeler ne zaman örgüt çalışmalarının bir parçası haline getirilecek. Tüm ülkeyi, Türkiye halklarının tüm sorunlarını kucaklayan bir yapıya dönüştürecek.

Şimdi değilse ne zaman.