Ayhan ONGUN*


Günümüzde iletişimde en çok sıkıntı çektiğimiz konuların başında algıya takılmak geliyor sanırım.

Hangi olgudan söz edersek edelim, yanlış anlamalara açık olduğunu, o konu üzerinde yapılan tartışma ve polemiklerden anlıyoruz.

Kuşkusuz algı yönetimi çokça kullanılan bir uygulama haline geldi.

Bireyleri ve genel anlamda toplumu istediğiniz yönde yönlendirmek olarak özetleyebileceğimiz algı yönetimi özellikle de siyasette çok fazla kullanılmaya başlandı.

Bu algılara takılmamanın, önyargılardan kurtulmanın yolu da sanıyorum, kimi içine doğduğumuz, kimini sonradan edindiğimiz önyargılardan kurtulmaktan geçiyor.

Bunu yapabilmek için de olaylara farklı bir bakış açısı geliştirmek zorundayız.

Devletin ya da egemen çevrelerin bize dayattığı resmi ideoloji veya baskın fikri dayatmalar, birey olarak bizlerin ufkumuzu daralttığı gibi önyargılardan oluşmuş duvarların ardına hapsediyor.

Bu esaretten kurtulmanı yolu; önce araştırmacı yönümüzü geliştirmek, sorgulama, eleştiri ve özeleştiri kültürünü yerleştirmekten geçiyor.

Yani tüm siyasi, ticari ve inançsal kaygılardan arınmış, önyargısız sivil bakış olmalı amacımız.

Amasız, fakatsız objektif bir yaklaşımla; oluşan tüm sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal gelişmeleri sorgulayıcı bir bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekiyor.

Nasıl tarihi, o tarihten nemalanan iktidar sahiplerinin yazdırdığıyla öğrenmek, daha doğrusu ezberlemek yanlışsa, olguları da, o olgulardan beslenenlerin yarattığı algı üzerinden anlamaya çalışmak da o denli yanlıştır.

Kuşkusuz olaylara sivil bakış açısıyla yaklaşmak, suya sabuna dokunmadan saf bir tarafsızlık anlamına gelmiyor.

Sivil bakış sahibi insan elbette taraftır.

Barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden, hukukun üstünlüğünden, insan haklarından, eşit yurttaşlıktan, emekten yana taraf olmak, sivil bakışın bir gereğidir.

Aksi halde güçlüden yana tavır alarak, sözde tarafsız görünen eyyamcılardan bir farkımız kalmayacaktır.

Bundan böyle tüm yazılarımı, televizyon programlarımı sivil bakış adıyla sürdürmeye çalışacağım.

Siyasetçiye ve siyaset kurumlarına, hukuka, yargı sistemine, adalete güvenin her geçen gün azaldığı ülkemizde giderek devlet de güvenirliliğini yitirmeye başladı.

Özellikle de son yaşadığımız küresel salgın döneminde düşünmeye, araştırmaya ve sorgulamaya fırsat bulan bireyler; giderek bizi yönetenleri ve sistemi yeniden gözden geçirmeye, sorgulamaya başladılar.

Yenidünya düzeninde üretim ilişkileri başta olmak üzere, yönetim, denetim, yürütmeye ilişkin tüm ilişkiler de yeni duruma uygun değişmek zorunda olacak.

Toplumların bir arada yaşamaya yönelik devlet ya da organizasyonlara da daha sivil bakması nedeniyle devlet ve yönetim sistemleri de farklılaşacak.

Ya! Daha otokratik, baskıcı, tek adam yönetimlerine geçilecek, ya da daha emekten yana, insan odaklı, barışçıl bilim ve teknolojinin yol göstericiliğinde evrensel hukuku ve özgürlükleri önceleyen yönetimler devreye girecek.

Yani sivil bir yaşama geçilecek.

Bu sivil yaşamın itici gücü de insanların yeni ve değişken bir anlayışla sahipleneceği sivil bakış olacak.

O yüzden, çıkar ve egoya dayalı, emek sömürüsü üzerine bina edilmiş tüm kapitalist yapıların yıkılıp, yenidünya düzenine uygun yapıların oluşması gerekecek.

Emperyal çevreler buna izin verirler mi?

Elbette sonuna kadar direnecekler.

Ancak suyun yönünü çevirmek o kadar kolay değil.

Bir siyah vatandaşa ABD polisinin uyguladığı şiddet ve ölümün ardından tüm dünyada gösterilen tepkiler aslında bu yenidünya düzeninin ipuçlarını veriyor.

İnsanlık; zulüm değil, huzur istiyor,

Baskı, şiddet, ayrımcılık, savaş değil, barış istiyor.

Açlık, kıtlık, salgın, eşitsizlik yerine, daha insanca, paylaşımcı bir dünyada bir arada yaşamak istiyor.

Tüm bunların olabilmesi için de kin ve nefret söylemleri yerine sevgi, dostluk sözcükleri içeren bir sivil bakış açısına ihtiyacımız var, diye düşünüyorum.

Koronalı günlerde sağlıklı bir yaşam diliyorum.

*Gazeteci-Yazar