Ayşegül KARAKÜLHANCI


ARTI GERÇEK- Almanya Federal Meclis seçimlerine sayılı günler kaldı. Her ne kadar mektupla seçimlere katılım başlamış olsa da 26 Eylül'e doğru partiler seçim kampanyalarını hızlandırırken adayların da heyecanı artıyor.  Almanya’da 16 yılın ardından artık Angela Merkel’siz yeni bir dönemin de başlangıcı olacak. Seçimlerin en çok merak edilen isimlerinden biri de 29 yaşındaki Kürt ve Êzîdî kökenli Sol Parti (Die LINKE) milletvekili adayı Mizgin Çiftçi. Beş çocuklu bir işçi Kürt ailesinin en büyük çocuğu olan Mizgin Çiftçi eğitim fakültesini bitirdikten sonra iki yıl öğretmenlik yapmış ardından Ver.di Sendikası’nın genel sekreteri olarak görev yapıyor. Sol Parti’nin genç ve gözde adayı seçilirse Almanya Federal Meclisi’nin ilk Êzîdî milletvekili olacak için olan Mizgin Çiftçi ile Artı Gerçek okuyucuları için Almanya seçimlerini ve adaylığını konuştuk:

Neden Sol Parti’de politika yapmayı tercih ettiniz? Mesela neden Sosyal Demokrat Parti (SPD) veya Yeşiller değil?

SPD artık "sıradan insanların partisi" değil. Gündem 2010 reformuyla SPD, Federal Cumhuriyet tarihinde Alman refah devletindeki değerlerin benzeri görülmemiş bir biçimde yok edilmesinden sorumludur. SPD bugüne kadar da 2010’da yaptıkları bu reformlarla arasına inandırıcı şekilde mesafe koymadı. Aksine, Olaf Scholz ile parti, bu politikadan müştereken sorumlu olan ve yaklaşık 20 yıldır çeşitli görevlerde hükümette sorumluluk alan bir şansölye adayını yarışa soktu. Scholz, SPD'nin muhafazakâr kanadını temsil ediyor ve politikada acilen ihtiyaç duyulan değişikliği değil, “işlerin olağan seyrini” savunuyor. Bir işçi sınıfı çocuğu ve özellikle bir sendikacı olarak benim için SPD bir seçenek değil.

Yeşiller bu ülkede iklimin korunması için önemli bir güç olmakla birlikte içerik ve kültür açısından bana diğer partilerden daha yakınlar. Ancak Yeşiller her şeyden önce bir çevre partisi, sosyal sorunlar da dâhil olmak üzere tüm diğer konular arkadan geliyor. Bu, Baden-Württemberg veya Hessen gibi yeşil katılımlı eyalet hükümetlerinde çok net şekilde görülüyor.

'MÜCADELENİN ÜÇ MANŞETİ: SOSYAL ADALET, IRKÇILIK KARŞITLIĞI VE ULUSLARARASI DAYANIŞMA'

Seçim kampanyanızın merkezinde hangi konular yer alıyor?

Seçim kampanyasını ve onunla birlikte gelen ilgiyi, siyasi olarak aktif bir kişi ve sendikacı olarak uzun süredir içinde bulunduğum ve daha fazla ilgiyi hak eden mücadelelerin sesinin daha çok duyulması için kullanmak istiyorum: Bu gerek işten atılmakla karşı karşıya kalan, Hannover'deki Primark'ın işçi konseyinin başkanı olsun, gerek ırkçı bir saldırının kurbanı olsun ya da 30 yıldır Alman bürolarını temizleyip hala oy hakkı olmayan teyzem olsun... Seçim kampanyasında onlara ses vermek ve hepsinin Federal Meclis'te sesi olmak istiyorum. Mücadelelerin manşeti olarak üç konu sayacak olursam, bunlar sosyal adalet, ırkçılık karşıtlığı ve uluslararası dayanışmadır.

Almanya’da göçmen kökenliler zaman zaman saldırıya uğruyor, hayatlarını kaybedebiliyorlar. Sizi derinden sarsan bir ırkçılığa maruz kaldığınız oldu mu?

Çocukken bir sosyal konut sitesinde büyüdüm. Oturduğum binada Bozkurtların bir üyesi yaşıyordu. Her gün futbol oynamaya giderken onun camının önünden geçmek zorundaydım ve onun ırkçı tacizine maruz kaldım. Bir Kürt olarak onun gözünde aşağı bir ırka aittim. Bölge meclisinin yeni seçilmiş üyesi olarak, Osterholz'daki bölge binasındaki ilk meclis toplantıma gidiyordum. Konferans salonu, binanın yabancılar dairesiyle aynı kattaydı. Toplantı salonuna giderken bir idari görevli beni durdurup yabancılar dairesine giden yolu göstermek istedi. Yani ırkçılık, Almanya'daki göçmenler için günlük yaşamın bir parçasıdır. Solcu olarak bu benim için günlük bir mücadele.

Genç bir aday olmanız genç seçmenlerle iletişim kurmanıza kolaylaştırıyor mu? Göçmen kökenli gençlerin yaşadığı sorunlarla göçmen olmayanların yaşadığı sorunlar arasında fark görüyor musunuz?

Bizler çağımızın ve içinde büyüdüğümüz sosyal koşulların çocuklarıyız, bu nedenle gençlerin deneyim dünyası yaşlılarınkinden farklıdır; aynı zamanda dış görünüşüyle yabancı oldukları anlaşılanların deneyim dünyasıve dış görünüşüyle yabancı oldukları anlaşılmayanların deneyim dünyası da farklıdır. Bazıları buna kimlik politikası diyor. Ancak bazı konularda neden bahsedildiğinin bilinmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır: Göçmen geçmişi olan gençler oransal olarak daha fazla yoksullukla karşı karşıya kalmaktadır, eğitim düzeyleri ortalamanın altındadır ve düşük ücretli sektörlerde daha ağırlıklı olarak onlar vardır. Irkçılık bu ülkeye hem günlük, hem de yapısal olarak kök salmıştır.

'GENÇLER ADALETSİZLİĞİ DAHA İYİ GÖRÜYORLAR'

Sizce gençlerin hem ülke içi hem de global anlamda siyasetten beklentileri neler?

Gençler genellikle iklim değişikliği gibi büyük sorunların yanı sıra dünyadaki her türlü adaletsizliği daha iyi görüyorlar. Ne yazık ki, birçok insan hayat ilerledikçe koşullarla uzlaşmaya ve sözde otoriteleri artık sorgulamamaya eğilimlidir. Buna karşılık, çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler henüz idealist bakışlarını kaybetmemişlerdir. Adaletsizliğe karşı güçlü algılama yetileri vardır ve bunu, iklim değişikliği, mülteci krizi veya dünyanın her yerindeki yoksulluk ve savaşlar söz konusu olduğunda açıkça ifade etmeye görece daha istekliler. “Fridays for Future” (Gelecek için Cumalar) gibi hareketler bunu etkileyici biçimde göstermiştir ve bu, gençlerin oy verme davranışlarında da defalarca gözlemlenmiştir.

Beklentiler söz konusu olduğunda gençlerin, diğer insanlardan bir farkı yok. Politikacıların görevlerini yerine getirmelerini ve toplumsal sorunlarımızı çözmelerini bekliyorlar: Bakım sektöründeki personel yetersizliği uzun zamandır biliniyor, konut kıtlığı uzmanlar ortaya koymadan önce tahmin ediliyordu. Club of Rome (Roma Kulübü) iklim krizi konusunda 1972'de uyarıda bulunmuştu. Eğer CDU (Hristiyan Demokratik Birliği) ve FDP(Hür Demokratik Parti) politikacıları lobicilerin yasalarını yazmasına izin verirse, göç politikasında ırkçıların görüşleri ciddiye alınırsa ve Friedrich Merz (CDU) veya Peer Steinbrück (SPD) gibi neoliberal dogmatikler ekonomi ve işgücü piyasası politikasında söz sahibi olursa, sıradan insanların siyasetten beklentileri hayal kırıklığına uğrayacak.

'KARDEŞ PARTİMİZ HDP İLE DAYANIŞMA İÇİNDEYİZ'

Kürt ve Êzîdî bir aileden geliyorsunuz. Seçilirseniz ilk Êzîdî milletvekili olacaksınız. Türkiye’nin Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği insan hakları ihlallerine rağmen Almanya, Türkiye ile ilişkilerine bunu hiç yansıtmıyor. SPD, Yeşiller ve Sol Parti bir hükümet kuracak olsa bu konuda bir fark yaratılabilir mi?

DIE LINKE'nin Türkiye, Suriye, Irak ve Almanya'daki Kürt özgürlük hareketiyle dayanışma içinde olmasından gurur duyuyorum. Kardeş partimiz HDP ile dayanışma içindeyiz ve hükümete katılmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Dünyada Almanya’daki kadar çok Türkiye kökenli insanın yaşadığı başka bir ülke yok. Bu nedenle Federal Alman Cumhuriyeti'nin Türkiye’yle her zaman özel bir ilişkisi olacaktır. LINKE olarak bir hükümet koalisyonunda kabul edemediğimiz şey, mevcut Türkiye hükümetinin demokratik yapıları ortadan kaldırması ve insan haklarını ihlal etmesi olacaktır. Türkiye'de yaşayan halklar arasında barışçıl ve eşit şekilde bir arada yaşama çabası veren Türkiye'deki demokratik güçleri desteklemek için her zaman çalışacağız. İnsan hakları ihlalleri pazarlık konusu edilemez! Êzîdîler’in Şengal'deki soykırımı sonsuza dek hafızama kazındı ve Federal Meclis'te her dakika bunun bir daha tekrarlanmaması için çabalayacağım.

Sol Parti’nin parlamentoda hareket alanı biraz kısıtlı. Gördüğümüz kadarıyla CDU aynı şeyi savunsa veya istese dahi isminin Sol Parti ile herhangi bir biçimde yan yana gelmesini istemiyor. Siz böylesi bir mecliste kendinize nasıl bir rol biçiyorsunuz?

Federal Meclis'teki güçlü bir sol, işçiler, iklim aktivistleri ve anti-faşistler olarak gösterdiğimiz, grevler, eylemler ve diğer çalışmalarla oluşturabileceğimiz baskının yerini asla tutamaz. Toplumsal ve iklim açısından adil bir gelecek için toplumsal hareketlere ve parlamentolarda bunlara uygun yasaları geçirecek siyasi çoğunluğa ihtiyacımız var. Ben bir partinin adayı olarak bu siyasi çoğunluk için savaşıyorum; bu yasaları geçirdiğimiz sürece hangi partilerin bu yasalara destek vereceği umurumda değil.

Türkiye kökenli insanlar size veya Sol Parti’ye neden oy versinler? Sol Parti’yi diğerlerinden ayıran en önemli politikası nedir?

Almanya bir göç ülkesidir ve demografik değişim nedeniyle önümüzdeki birkaç yıl içinde daha da fazla göç alacaktır. 1973'te Köln'deki Ford fabrikasında "misafir işçiler"in daha iyi çalışma koşulları için mücadele edenler, öncelikle Türkiyeli kadın işçilerdi. Bir işçi sınıfı çocuğu, feminist ve sendikacı olarak, kendimi bu geleneğin içinde görüyorum ve Sol Parti, işçileri ve serbest meslek sahiplerini gerçekten savunan tek parti oldu.