ARTI GERÇEK - Sedat Peker muhalif, sol, sosyalist gelenek ve kültürden en son alıntı yapanlardan olsa da ilk alıntı yapanlardan biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı. Duruma göre alıntı yapıyorlar ama durumlarını asla değiştirmiyorlar. Yaptıkları alıntıları kendi durumları için kullanmak üzere olduğunu herkes anlıyor. Oysa sözlerin de kültürün de kendi hegemonyası vardır ve o kendisinin böyle kullanılmasına pek izin vermez aslında. İnanmadan, idrak etmeden şeklen söylenen sözlere güçle ilişki kurmak için inanmak isterseniz o ayrı tabii. Mesela Kürtlerin, stranlarının, bestelerinin de kimler tarafından nasıl çalındığını da artık çoğu insan biliyor. Manipülatif olarak alıntı yapanlar da biliyor elbette neyin ne olduğunu ancak bilmek ile yapmak arasında ciddi bir gerilim var. O gerilime dayanamıyor sadece ağızlarıyla söylüyorlar.

Nazım'dan söylemek kolay Nazım olmak zordur nihayet. Ahmet Kaya'dan alıntı yapıyorlar ama Ahmet Kaya ol(a)mazlar da. Onun gibi yaşamadıkları gibi sürgün edilmiyor aksine sürgün ediyorlar. Ahmed Arif'ten alıntı yapıyorlar ama hasretinden prangalar eskitmiyor, kelimeleri eskitiyorlar...

Yaptıkları alıntıları idrak etmiyor, ediyormuş gibi yapıyorlar... Oysa kelimelerin de kendi ruhu vardır ve onlar her şeye izin vermez…

Tüm bunları esas olarak kendi seçmenleri için değil muhalif seçmeni etkilemek için yapıyorlar. İyi ama muhalif seçmen doğru ile manipülasyonu ayırt edemese muhalif olur mu? İşte bunu düşünemiyorlar mı? Ne Arif ne Kaya ne Hikmet olamazlar da mış gibi bile olamıyorlar...

Oysa ‘mış’ kelimesinin de bir karşılığı var. Var ki kullanıyoruz…

İşte tam da böyle olduğu için Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sıralar 'dava partisi olduklarını hatırlatma gereği duyuyor.

Ama bi dakka…

Demek unutulmuş dava! Hatırladığı davasını Biden'la dostluğu ile sürdürmeye çalışıyor. Oysa dava insanın güçlü ile değil zayıf ile ilşkisinde belli olur.

Bi dakka ama…

Nazım'dan, Kaya'dan, Arif'ten alıntı yapıyorlar çünkü gerçekte güçlü olanlar, duruşu olanlar onlar aslında, iyice düşününce anlar iktidar da. Nihayet bundan 50 yıl sonra hangi insanın sözleri anılır? Güçlü olduğu halde yarına bir sözü var mı iktidarın.

Ama elbette onlar da hatırlanacak şeyler yapıyorlar(!) Kanal İstanbul’da bugün kurdun, kuşun, karıncanın, balığın yuvalarını yıkıyorlar işte onlar hatırlayacak en azından yarın bu kötü yılları.

Sadece kurumuş ve ağaçlardan düşen odunları toplayan Yunus Emre’den nasıl alıntı yaparsınız? Onun Alevi olduğunu da anar mısınız mesela yoksa Neşet Ertaş’a yaptığınız gibi Sunni olarak mı son yolculuğuna yollamak istersiniz? Tanır mısınzı sizden gayrısının kültürünü, sözünü?

Bi dakka izin verin ve yakın geçmişle araya gireyim.

3. Köprü yapılırken Boğaz’dan geçen bir domuz ailesinin fotoğraflara yansımıştı. Domuzların yuvasını yıkmasalardı Boğaz’ı geçerler miydi? Onlar o günü ve kendilerine yapılanları hatırlamıyor mudur? Siyasette söz hakkı olmamaları onların haksız olduğunu mu anlatır…

Bugüne kadar yazar, şair muhaliflerden alıntı yaparken hep erkekleri tercih ettiler. Yakındır, kadınlardan da alıntı yapmaya başlarlar bu sıralar. İstanbul Sözlşemesi’nden çıkınca akıllarına bu dahice fikir gelmiştir bile çoktan.

Turgut Uyar’ın dizelerini Yokuş yol’a şiirine kadar andılar, kendilerine yontarak, cımbızlayarak aldılar. Tutunamayanlar’dan alıntı yaptılar ama Atatürk ile Abdülhamid’i gördüğü rüyasını alıntılayamadılar. Oysa insanın sözleri de bir bütündür değil mi? Somut olarak bir bedenden çıkmıştır nihayet. Farklı ruh hallleri olsa da bedeni birdir insanın.

Bi dakka daha lütfen iyice derinleşsin yaptıkları…

Turistler için, yani iktidar için sadece para demek olanlar için, 2017’de turizmcilerle toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Türkiyem’ şiirini andı da ‘Göğe Bakma Durağı’nı anamadı mesela. O göğe bakanlar, yere baktığında ne görüyordu onu bilmek, anlamak istemediler mesela…

Bi dakka bi dakka...

Anlamak ne kelime! El ele vapurdan inen sevgililere nefret sözleri de söylendi...

Son bi dakka daha verin lütfen…

Neyse, para yenilip biter ve bu sıralar da gerçekten de bitti. Şimdi birbirlerini yiyorlar. Onur, tavır ise ne yenir ne de biter. O yüzden onurluları anıyorlar daha fazla para için... Onur, paraya çevirilir mi? Çevirmedikleri ne kaldı ki onu da çevirmesinler...

Akıl vermek onu yapmayı da içeririr. İçermelidir. Söylediğini yapmak zorundadır insan. Yapamıyorsa başkalarının da yapamama ihtimaline bilmeli ve ona göre konuşmalı.

En son alıntı yapanlardan Sedat Peker’e dönelim. Sosyal medya hesaplarına erişim yasağı getirildi iktidar tarafından. 'Koprku iklimi için kanında duş almak istediği' şairler, yazarlar, akademisyenlerin kanının üzerinde pıhtılaşacağını ve onu kaskatı keseceğini de bilmeliydi ama belki onunda hesap etmediği bir durum da ortaya çıktı. Şimdi o da kendini yasaklanan şairler, yazarlar gibi hissediyor mudur bilemeyiz ancak iktidarın insanlarla arasındaki kopukluğu gösteren bir gerçek olarak açığa çıktı bu durum. Herkesin başka nedenleri olsa da söylediği ifşaatlarla büyük bir çoğunluğun ilgelendiği için yasaklanıyor olduğunu bilebiliriz. Bu kadar insanın ilgisini çeken şeyi iktidar neden yasaklar? Yalan mı mesela söylenenler? Bugün yasaklananları sonraki iktidarlar 'alıntı' yapar mı mesela?

Bugün LGBTİ+’ların onur yürüyüşüne saldırıyor alıntıcı iktidar ama yarın onlardan alıntı yapacağını da bilebiliriz. Çünkü geçmişte iktidar olmak için adlarını anmışlardı…