Volkan AĞAR, Nora BELGHAUS, Ali ÇELİKKAN


+GERÇEK - Civan Akbulut ilk kez gerçek hayatta tehdit edildiğinde, Ağustos ayında serin bir Cuma akşamıydı. 21 yaşındaki Akbulut, Essen’de gönüllü olarak sosyal hizmet yaptığı Alman Kızılhaçı’na (DRK) ait Skoda marka aracı kullanıyordu. Son birkaç saattir bir laboratuvardan diğerine kan taşımıştı. Mesaisi sona erdiğinden merkeze dönüş yolundaydı. Kırmızı ışıkta yanına beyaz bir spor araba durdu. Direksiyondaki adam ona dimdik baktı. Akbulut penceresinin camını indirip adamın yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordu. Adam küfürler yağdırdıktan sonra Akbulut’a “Seni tanıdım” dedi. Işık yeşile döndü, Akbulut arabasını sürdü. Spor araba ise onu takip etti ve yol boyunca defalarca onu sıkıştırarak durdurmaya çalıştı. Akbulut, anca DRK merkezinin girişine saptığında ve spor araba yoluna devam ettiğinde kendini güvende hissetti. Yaşadıklarını Ekim ayının başında “Essen Demokratik Kürt Toplum Merkezi”nin lokalinde onu ziyaret eden muhabirlere anlatan Akbulut, kendisini takip eden adamın kim olduğunu ya da ne istediğini bilmiyordu. Instagram üzerinden aylardır tabanca, makineli tüfek ve ceset fotoğraflarıyla birlikte aldığı ölüm tehditlerini kimin gönderdiğini de bilmiyordu.

Kürt asıllı Alman vatandaşı Civan Akbulut, Essen’de yaşayan Sol Parti mensubu bir siyasetçi ve aktivist. Eylül 2019’dan beri Uyum Meclisi üyesi olan Akbulut, gelecek yerel seçimlerde Belediye Meclisi’ne adaylığını koymak istiyor. Akbulut, benzer Instagram hesapları üzerinden gelen tehditlerinin tek mağduru değil. Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Grup Eş Başkanı Cansu Özdemir, Frankfurt Yabancılar Danışma Konseyi üyesi Sarya Ataç ve Münih’te yaşayan ve son parlamento seçimlerinde Sol Parti adayı olan aktivist Kerem Schamberger gibi sol eğilimli siyasetçiler ve aktivistler de aynı hesaplardan ölüm tehditleri aldılar. 

Saldırıların arkasında kim var? Fail tek bir kişi mi yoksa internette organize olup dünya görüşleri kendilerininkine uymayan kişileri sistematik olarak tehdit eden bir troller ağı mı? Bu sorunun yanıtı arandığında, Türkiye’de sürekli olarak yeniden dirilen çatışmalarla karşılaşılıyor; Türk makamlarının göz yumduğu, Alman makamlarının ise başa çıkmakta zorlandığı yapılar. 

Akbulut, Instagram üzerinden ilk kez tehdit edildiğinde, 2021 Haziran ayının ortalarıydı. “Sen de gel, bekliyorum Erbil, Irak, Suriye, JİTEM” notuyla paylaşılmış iki silahın olduğu bir fotoğraf ve “Yaşasın Ülkü Ocakları” duvar yazısının görüldüğü bir video. Temmuz sonunda ikinci tehdit geldi. Bu kez farklı bir hesaptan gönderilen dört fotoğraf. Bunlardan birinde tabanca, birinde Türk pasaportu, ikisinde ise fayansla kaplı bir zemin üzerinde kan gölü içinde yatan kadın bedenleri var. 

Tehditleri gönderen hesap sürekli kapanıyor ve ardından benzer isimlerle tekrar ortaya çıkıyordu. Bir gün hesap adı „kod_tc_yesil“ ve profil fotoğrafı Anayasa Mahkemesi’nin amblemi iken, diğer gün tehditler „jitem_turkey_tem2“ adlı bir hesaptan geliyordu. Yeşil, Türkiye’de hakkında birçok efsane dolaşan Mahmut Yıldırım’ın takma adı. Yıldırım, 1990’larda MİT’in emriyle gerçekleştirdiği iddia edilen birçok cinayetten sorumlu tutuldu. Ayrıca PKK’nin lideri Abdullah Öcalan’ı öldürmekle görevlendirildiği de iddia ediliyordu. Yıldırım 1996 yılında ortadan kayboldu. 

BU SİYASETÇİ CEM ÖZDEMİR DEĞİL

Yerel siyasetçi Akbulut, Yeşil kod adlı Yıldırım hakkındaki efsaneleri biliyordu. Tehdit mesajlarının arkasında, onun siyasi faaliyetlerinden rahatsız olan ve Almanya’da yaşayan bir Türk milliyetçisi, hatta belki de yakın çevresinden birinin olduğundan şüpheleniyordu. Neticede Cem Özdemir gibi Türkiye’de de tanınan bir isim değildi; Essen’de yerel siyasete henüz girmiş olan genç bir adamdı. 

Akbulut, ilk tehdidi blogunda yazdığı bir dayanışma yazısının ardından almıştı. Bu yazıda, Cansu Özdemir’in 2021’in Temmuz ayında bir heyet ile birlikte Kuzey Irak’taki Kürt bölgelerini ziyaret etmek istemesini destekliyordu. Ancak Özdemir, Düsseldorf havalimanında polis tarafından gözaltına alındı ve yurt dışına çıkmasını engellendi. Özdemir, o dönem taz’a verdiği bir demeçte, Federal Polis’in heyeti “PKK’nin canlı kalkanı” işlevini görmek niyetinde olmakla suçladığını ve bu yolculuğun “Almanya-Türkiye ilişkilerine zarar vereceği”ni belirttiğini dile getirdi.

Akbulut, 2021 yılının Haziran ve Temmuz aylarında aldığı her tehdit mesajının ardından polise gidip bu bilinmeyen kişiye karşı suç duyurusunda bulundu. Ancak 18 Ekim’de savcılık soruşturmayı durdurdu. Akbulut’a gönderilen yazıda “Şu anda daha fazla araştırma yapılması, başarılı bir sonuç alınabileceğini vaat etmiyor.” ifadesi yer alıyordu. Akbulut, soruşturmaya bakan görevlinin telefonda kendisine sorumluların “AB dışından bir şebeke olduğunu sandıklarını” ve “Türk hükümetinin hiçbir şekilde işbirliği yapmayacağını” açıkladığını söylüyor.

Civan Akbulut 1991 yılında Türkiye’nin güneydoğusundan Almanya’ya iltica eden Kürt bir ebeveynin sekiz çocuğundan biri. Akbulut ailesinde üniversiteye gidebilen ilk kişi. Yakın zamanda tıp okumak istiyor. Essen’deki lokalin dışında konuştuğu gazetecileri içeriye göz atmaları için davet ederken sesinde hafif bir gurur var. Duvarlarda hayatını kaybetmiş militanların portrelerinin yanı sıra, Kürt hareketinin bayrakları ve sembolleri asılı.

Akbulut siyaset hakkında konuşurken yüz ifadesi sertleşiyor, daha yüksek sesle konuşuyor, başparmağını heyecanla masaya vuruyor. Eylül 2014’de IŞİD’in Suriye’deki Kürt şehri Kobani’ye saldırdığı dönemde, 14 yaşındayken politize olmuş.  Siyasi yazılar yazmaya ve bunları internette yayınlamaya başlamış. Önceleri takma ad kullanıyormuş, Eylül 2019’da Sol Parti’den Essen Uyum Meclisi’ne adaylığını koyana kadar. Akbulut o dönemden beri Kürt yanlısı gösterilerde konuşma yapıyor ve Kürt halkı için dayanışma eylemleri düzenliyor.

ALMANYA’NIN DA SORUNU

Almanya’da genel kanı, azınlıklar arasındaki çatışmaların Türkiye’den ve Kürdistan’dan buraya taşındığı yönünde. Akbulut, “İnsanlar burada Kürt oldukları için tehdit edildikleri müddetçe, bu Türkiye’den gelen bir durum değil, aksine burada var olan bir sorun.” diyor. Bu fikri, siyaset ve sosyoloji bilimcisi Kemal Bozay’ın çalışmaları da destekliyor. Bozay, doktora tezinde ikinci ve üçüncü nesil Türk-Alman gençlerinin, küreselleşme ve göçmenlik bağlamında yeniden etnikleşmelerini ve millileşmelerini inceliyor. Burada söz konusu olan, özellikle Kasım 2020’de Alman Federal Meclisi’nde haklarında bir yasak kararı tartışmasının patlak verdiği ülkücü hareket. Kemal Bozay, Türkiye’de AKP ve MHP koalisyonunun oluşturduğu Kürt karşıtı atmosferin Almanya’daki göçmen toplulukları da etkilediğini söylüyor: “Burada, özellikle de gençlere bir kimlik sunulan etnik boşluklar oluşuyor.” Sosyal medyanın bu alanda büyük bir mobilizasyon potansiyeli bulunduğunu söyleyen Bozay, Almanya’da sürekli olarak “tek tür bir aşırı sağcılığa” odaklanma ve bunu yaparken göçmenler arasındaki sağ cenahın göz ardı edilme hatasının yapıldığını belirtiyor.

Civan Akbulut’la aynı kaderi paylaşan pek çok kişi var. Münih’te yaşayan aktivist ve iletişim bilimci Kerem Schamberger de Akbulut gibi aynı hesaplardan tehdit mesajları alıyor. Schamberger geçtiğimiz yıllarda sosyal medyada Kürt bölgelerinde ve Türkiye’de yaşananların gözlemcisi ve yorumcusu olarak kendine isim yaptı. Siyasi olarak ise daha çok yerel seviyede aktif biri. Onun aldığı tehditlere karşı açılan soruşturma da 2021 yazında savcılık tarafından sonlandırıldı. Akbulut, Schamberger ve iki mağdur daha, faili bulmak adına kendi araştırmalarını yürüttüler.

Başka bir tehdit vakasında, Federal Kriminal Dairesi’nin (BKA) siber suçlar bölümü soruşturmaya destek sundu. Haziran ayında memurlar şaşırtıcı bir sonuca vardı: Tehdit mesajlarını gönderen hesabın IP adresinin kontrol edilmesi, mesajların Türkiye’de, Kayseri şehrinden geldiğini ortaya çıkardı. Yetkili makamın ilgili yazısı, araştırmayı yapan gazetecilerin elinde bulunmaktadır. Akbulut ve Schamberger’in grubu, artık en azından failin muhtemelen Türkiye’de ikamet ettiğini biliyorlardı. 

24 Kasım’da ise daha şaşırtıcı bir olay meydana geldi. Kerem Schamberger, farklı bir hesaptan tehdit edilmeye başladı. Alışıldık fotoğraflara ilaveten “Boşuna çırpınma, o uçağa alacağım seni” ya da “Kartları açık oyna” gibi sözlü saldırılar, artık “teknotell kayseri” adlı bir hesaptan geliyordu. Schamberger, internet üzerinden yaptığı araştırma sonucu, Teknotell’in Kayseri’nin Kocasinan ilçesinde bir cep telefonu dükkanı olduğunu öğrendi. Dükkan, BKA’nın tehdit mesajlarının gönderildiği yer olarak belirleyebildiği Talas ilçesinin yakınlarında bulunuyordu.

FAİL 3.000 KİLOMETRE UZAKTA YAŞIYOR

Schamberger tehditleri ve failin profilinde duran fotoğrafı belgeledi. Bu fotoğrafta, kabartılmış bir Türk bayrağı asılı duvarın önünde, yazı masasında oturan ve kameraya alaycı bir şekilde gülümseyen, gri uzun kollu bir tişört giymiş, dazlak bir adam görülüyordu. Fotoğrafın altında yazdığı mesajda MHP’nin iki milletvekilini kutluyordu. Aynı mesajda ayrıca “Selahattin Demirtaş teröristtir” yazılıydı. 

O güne kadar anonim olan kişi, niçin şimdi böylesine tanınabilir bir şekilde, hem de kurumsal bir hesaptan eyleme geçiyordu? Instagram hesaplarını değiştirmeyi unuttuğu için kendini istemeden ele mi vermişti? Yoksa sonuçlarından korkmasına gerek olmadığına inandığından bunu bilinçli olarak mı yapmıştı? 

Araştırmayı yapan gazeteciler, göndericinin kimliğini belirleyebildi. Adamın adı Tayfun K.* ve Kayseri’nin merkezinde yer alan Sivas Bulvarı’nda küçük bir cep telefonu dükkanının sahibi. Tayfun K.’nin kayıtlı adresi, BKA’nın IP adresi kontrolü sırasında tespit ettiği ilçe olan Talas’ta bulunuyor. Tayfun K.’nin cep telefonu numarasıyla bağlantılı olan Whatsapp ve Telegram’daki profil fotoğrafları incelendi. Bu fotoğraflar, Teknotell hesabındaki adamın fotoğrafı ile uyuşuyor. K.’nin ismi ve dükkanı, aynı zamanda mobil şebeke operatörü Vodafone Türkiye’nin resmi internet sitesinde, Kayseri’deki ödeme noktaları listesinde yer alıyor.

Kendisi ile yapılan telefon görüşmesinde Tayfun K., açık bir şekilde tehdit mesajlarını gönderenin kendisi olduğunu itiraf ediyor. “Doğduğu günden beri” ülkücü olduğunu, ancak MHP’ye duyduğu “gönül bağı” dışında herhangi bir siyasi partiyle ilişkisi olmadığını ifade ediyor. Tayfun K., Türkiye karşıtı eylemleriyle ülkesine uzaktan zarar vermek için Almanya’ya kaçtığını iddia ettiği “sözde Türkler”den bahsederken öfkeleniyor. Instagram’dan yolladığı ölüm tehditleri bu insanlarla mücadele etmeyi kendisine vazife edindiğini söylüyor.

Tayfun K., kurbanlarını nasıl seçtiği ya da başkalarıyla birlikte çalışıp çalışmadığı sorularına kaçamak yanıtlar veriyor. Karşısındakinin bu bilgilerin kendisine bir yerlerden geldiğine inanmasını istiyor. „Yarı yarıya“ diyor en sonunda, tehdit ettiği kişilerin yalnızca yarısını kendisini buluyor… Diğer yarısı? Daha fazlasını öğrenmek kolay değil. Gazeteciler, K.’nin telefon numarasının “Ramazan Kılıç” adlı bir Facebook hesabı ile bağlantılı olduğunu tespit etti. Hesabın sadece tek bir profil fotoğrafı var ve sahte bir hesap izlenimi uyandırıyor. Dikkat çeken şey, “Ramazan Kılıç”ın sadece sol görüşlü ya da Kürt hareketine yakın sayfaları beğenmiş olması- hem Türkiye’de, hem Almanya’da.

Tayfun K. sahte bir Facebook hesabını potansiyel kurbanlar bulmak için mi kullanıyor? Hesabın Kerem Schamberger ve Civan Akbulut’un da beğendiği sayfaları beğenmiş olması, bunun mümkün olabileceğini gösteriyor. Ancak Tayfun K., bahsi geçen hesabın ona ait olduğunu inkâr ediyor. Suç ortakları olup olmadığı sorusunun yanıtı ise muğlak. Almanya’daki Ülkü Ocakları, Osmanlı Ocakları ve Diyanet’te insanlar tanıdığını söylüyor. Daha fazla bilgi vermiyor. 

Belli olan, Tayfun K.’nin kendisini Türkiye Cumhuriyeti‘nin yakın tarihindeki karanlık öznelerin bir takipçisi olarak gördüğü. Instagram hesaplarında Jitem ve Yeşil gibi isimler kullanması ya da Kerem Schamberger‘e gönderdiği bir mesajda isminin Hasan Kurtoğlu (Abdullah Çatlı‘nın Paris‘te yakalandığında üzerinden çıkan sahte kimlikte yazılı olan isim) olduğunu söylemesi, Türk sağı‘nın sözde kahramanlarının, Karakol‘un şiddet arzulayan iç dünyasında hala yaşadığını ortaya koyuyor. Tayfun K., eylemleri yalnızca sanal dünyayla sınırlı kalan bir trol mü? Yoksa tehditleri yerel siyasetçi Civan Akbulut ya da gazeteci ve gazeteci Erk Acarer’in yaşadığı gibi fiili saldırılar izleyebilir mi? Acarer, Temmuz 2021’de Berlin’deki evinin girişinde, kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından saldırıya uğramıştı. Soruşturma hala devam etse de faillerin bulunması muhtemel görünmüyor. 

Tayfun K. hakkında bugüne kadar ne Alman ne de Türk merciler tarafından etkin bir soruşturma yürütülebildi. Bu nedenle K., korkması için bir neden olmadığına inanıyor. Türkiye’deki iktidarın ona dokunmayacağı inancı, ona güç veriyor. Tehditlerin eyleme dönüşebilme ihtimalini açıkça belirtiyor. Alman hükümetinin de kurbanlarını koruyamayacağını söylüyor. Artık sahte hesapların arkasına gizlenmemesi, kendini ne kadar güvende hissettiğini bir kez daha gösteriyor. 

TÜRKİYE’DEKİ HEDEFLER 

Tayfun K.’nin ölüm tehditleri Almanya ile sınırlı değil. Kendine Almanya’da hedefler seçmeden önce, anonim hesaplarla Türkiye’deki siyasetçileri ve gazetecileri de tehdit ediyordu. Kayda alınan ilk tehditler, 2020’nin Mart ayına dayanıyor. O zamanlar K.’nin tehditlerinin muhatapları, Erdoğan hükümetinin bileşenleri tarafından uzun zamandır “terörist” olmakla suçlanan HDP milletvekilleriydi. Karakol, kendisi hakkında suç duyurusunda bulunan HDP’lilerin hepsinin şu anda cezaevinde olduğuna inanıyor.

Tayfun K. tarafından tehdit edilen HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in Facebook sayfası da K.’nin telefonun numarasına bağlı Facebook hesabı tarafından beğenilmiş. Taşdemir’e göre iktidar, HDP üyelerini her gün açık bir şekilde tehdit ederek onları destekleyen kitleleri de aynısını yapmaya teşvik ediyor: “90’larda devlet bu faaliyetlerini saklardı, o yüzden derin devlet denilirdi, Jitem vardı. Artık böyle bir örgüte ihtiyaç yok, her şey apaçık yapılıyor.”

Dirayet Taşdemir, kendisine telefonla ulaşmadan bir gün önce İzmir’de Deniz Poyraz davasını takip ediyordu. Mahkeme salonunda gözlemlediklerinin kendisini derinden etkilediğini söylüyor: “Katil, salona oldukça rahat bir şekilde, büyük bir gururla girdi. Yanındaki iki jandarma görevlisiyle gülümseyerek sohbet ediyordu.” 17 Haziran 2021’de HDP İzmir İl Başkanlığı binasına silahlı saldırı düzenlenmişti. 27 yaşında bir adam, HDP’nin İzmir İl Başkanlığı binasına saldırıp, ailesi HDP çalışanı olan Deniz Poyraz’ı öldürmüştü. Fail, Poyraz’ın kana bulanmış vücudunu sosyal medyada paylaşmış, ardından polise teslim olmuştu. İfadesinde aslında daha fazla insan öldürmek istediğini ve bunu PKK’ye duyduğu nefret nedeniyle yaptığını söylemişti. 

HDP’ye yönelik saldırıların son örneği ise 2021 yılının son günlerinde İstanbul’da yaşandı. HDP Bahçelievler ilçe binasına giren bir adam, partiye üye olmak istediğini söyledi. İkram edilen çayı kendisini karşılayan insanların üzerine döktü. Ardından silahla üzerlerine saldırdı ve bir kişiyi yaraladı. Saldırgan yakalanıp gözaltına alındı ancak 3 Ocak’ta serbest bırakıldı. Saldırganın serbest bırakılmasını bir basın açıklaması ile protesto etmek isteyen HDP’liler ise polis şiddetine maruz bırakılarak gözaltına alındı. Saldırgan, 10 Ocak günü savcılığın itirazı üzerine tekrar tutuklansa da bu olay da hükümetin HDP’ye karşı süregelen tutumunu gösteriyor: Faili koru, mağduru cezalandır.

Türkiye’de yasayan gazeteci Hayri Demir de Ekim 2020’de Tayfun K.’nin hesaplarından tehditler almasının ardından suç duyurusunda bulundu. Can güvenliğinin sağlanması adına dava açılmasını ve kendisini tehdit eden şahsın kimliğinin tespit edilerek yakalanmasını talep etti. Nisan 2021’de savcılık, adli kollukça yapılan tüm araştırmalara rağmen kullanıcının adres ve kimlik bilgilerine ulaşılamadığını, bu nedenle daha fazla kovuşturmaya yer olmadığını belirtti. Savcılığa göre kullanıcının kimliğini bulmak için ABD’den yardım istenmesi gerekiyordu, ancak ABD, “İntihara teşvik, çocuk pornosu ya da terör” dışındaki talepleri yanıtlamıyordu. Demir’in avukatı karara itiraz etse de sonuç değişmedi. Demir, takipsizlik kararının Tayfun K.’yi daha da cesaretlendirdiğini düşünüyor.

Yapılan araştırma, Tayfun K.’nin tek başına mı yoksa Almanya’ya kadar uzanan bir şebekenin parçası olarak mı hareket ettiğini tam anlamıyla açıklığa kavuşturmadı. Federal Kriminal Dairesi, davada olası kovuşturmalara dair yorumda bulunmak istemiyor. Bununla birlikte, son yıllarda MİT’in Almanya’daki faaliyetlerine dair tartışmalar defalarca gündeme geldi. Sol Parti mensubu siyasetçi Sevim Dağdelen’in 28 Aralık 2021 tarihli soru önergesine Federal Hükümet’in verdiği yanıta göre, Federal Başsavcılık tarafından 2021 yılında MİT adına ajanlık faaliyetleri yürüttüğü şüphesi ile altı soruşturma başlatıldı. 2020 yılında ise dört soruşturma başlatılmıştı. Bu vakaların hiçbirinde bugüne kadar dava açılmadı. 

Civan Akbulut kendini artık Essen’de güvende hissetmiyor. 2021 yazında, Instagram’dan aldığı ikinci tehdidin ardından, üzerinde taşımak için biber spreyi satın aldı. Bu arada yeni bir eve taşındı. Tanımadığı insanların ikamet yerini öğrenmesini engellemek için bir bilgilendirme yasağı getirilmesini istiyor. Tayfun K.’nin tehditleri ise yakın zamanda sona erecek gibi durmuyor. Yetkili merciler eyleme geçmedikçe, Akbulut gibi diğer siyasetçiler, aktivistler ve gazeteciler de sağcı terörle karşı karşıya kalmaya devam edecek. Tayfun K.’nin cep telefonu dükkanı Teknotell’in hesabı, çevrimdışı olmadan önce 3 Ocak’ta son bir ileti paylaştı. Paylaşılan, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın siyah-beyaz bir fotoğrafıydı. Resimle birlikte yazdığı mesajda Tayfun K., Yıldırım’ın doğum gününü kutluyordu. Fotoğrafın altında Cansu Özdemir, Kerem Schamberger ve gazeteci Erk Acarer de etiketlenmişti. 


Araştırmaya yardım eden: Sebastian Erb

* Tayfun K.nın tam ismi redaksiyon tarafından bilinmektedir.

Bu yazı, IPI NewsSpectrum Fellowship Programı’nın desteğiyle yayınlanmıştır.