Osman TİFTİKÇİ


Mecliste 26 Ekim günü oylanan savaş tezkeresine CHP de hayır oyu verdi. CHP tarihinde bu bir ilkti. Genel beklenti CHP’nin daha önce defalarca yaptığı gibi, her tür sonucu göze alıp, savaş tezkeresine evet diyeceği doğrultusundaydı.

CHP’nin tezkereye hayır demesinin nedenleri üzerinde tartışmalar sürüyor. Öne çıkan nedenlerden biri; Rusya ve ABD’nin desteğini almadan Suriye’ye yapılacak askeri harekatın başarı şansının olmadığı, bu nedenle generallerin istifa ettikleri ve CHP’nin de askerlerin bu tavrını dikkate aldığıdır. Fakat CHP’nin savaş tezkeresine hayır tavrı sadece askeri durumla ilgili değildir. Bu tavrı Türkiye’deki toplumsal muhalefeti, Kürt hareketini ve sol hareketi içine alan bir siyasi ve tarihi çerçeve içinde değerlendirmek  daha doğru olur.

CHP mevcut devleti ve düzeni kuran partidir. Bu parti 1970’lerin başından itibaren, özellikle Ecevit’le birlikte düzenin sola karşı dalga kıranı olma misyonunu üslenmiştir. 1960’lı yıllar sosyalist hareketin tarihinde ilk kez kitleselleştiği, her kesimde karşılık bulduğu ve parlamentoya üçüncü kez girdiği yıllardı. Kürt hareketi de bu sol hareket içinde doğal evrimini yaşıyor, bağımsız bir güç olmaya doğru gelişiyordu. Devlet sosyalist öncü güçleri zorla yok etmeye çalışıyordu ama ezilen kitlelerin sola, sosyalizme sempatilerini düzen içinde tutabilecek hiçbir kanal yoktu. İşte böyle bir ortamda CHP önce ortanın solunda olduğunu ilan etti ve daha sonraki süreçte de sosyal demokrat parti rolünü oynamaya başladı. Batı ülkelerinde sosyal demokrat partiler, eski komünist partilerin düzen içine doğru evrilmesi biçiminde ortaya çıkmışken, bizde devleti kuran, komünizm düşmanı, azınlık, gayrı Müslim ve Kürt düşmanı parti, bu özelliklerinde ciddi bir değişiklik olmadan, suni biçimde “sosyal demokrat” parti yapıldı. CHP rolünü başarılı biçimde oynadı. Bu süreç doğal olarak tek yönlü işlemedi. Türkiye devrimci hareketleri de CHP’nin etkili olduğu yerlerde, daha rahat çalışma ve gelişme imkanları elde ettiler.

CHP günümüzde de aynı misyonunu Kılıçdaroğlu yönetiminde devam ettiriyor. CHP son yıllarda politikasını şu ayaklar üzerine kurdu: Sağda AKP’ye alternatif milliyetçi, dinci siyasi güçler oluşabilmesi için imkanlarını seferber etme; toplumsal muhalefetin AKP’nin her tür zulmüne karşı fiili olarak hareket geçmesini engelleme; Kürt hareketine ve devrimci güçlere karşı AKP eliyle uygulanan her tür devlet zorunu destekleme.

Bu politikanın Kürt sorununa ilişkin ayağı, başarısız askeri operasyonlar, AKP’nin emperyalist güçlerin desteğini büyük ölçüde kaybetmesi, HDP’nin gelişiminin bir türlü durdurulamaması üzerine çöktü. CHP’nin Kürt politikası, eğer AKP-MHP ile birlikte aynı kaderi paylaşmak istemiyorsa en azından revizyondan geçirilmek zorundaydı.

Nitekim geçtiğimiz bahar aylarından bu yana CHP’nin Kürt politikasında, biçimsel değişiklikler meydana geldi. CHP ve İyi Parti, PKK’nin elindeki esir askerleri kurtarma operasyonunun başarısızlığı üzerine, AKP’nin bu konuda izlediği yol ve yönteme karşı çıktılar. Bu sıralarda CHP heyetleri Irak’a  gitti ve Kürt sorunu üzerine de görüşmeler yaptı. Daha sonra Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun var olduğunu, bunun çözüm yerinin TBMM olduğunu ve HDP’nin meşru bir parti olduğunu ilan etti. Nihayet CHP ilk kez savaş tezkeresine hayır oyu verdi.

Bu değişiklikler AKP-MHP iktidarının Kürt politikalarının bazı yanlarına CHP’nin itirazlarından ibarettir. Yoksa CHP Kürt sorununun çözümüne yönelik somut politikalar geliştirmiş ve en önemlisi de sorunun taraflarıyla somut ilişkiler bile kurmuş değildir.

Kılıçdardoğlu toplumsal muhalefeti AKP’nin saldırıları karşısında hareketsiz durumda tutma politikasında da zorlanmaktadır. CHP’nin toplumsal muhalefete yönelik; sakın sokağa çıkmayın yoksa provokasyon olur, hepinizi öldürürler, oy vereceğiniz günü sabırla bekleyin yollu, kitleleri AKP’den korkutma politikası her geçen gün kırılmaktadır. Kadınların, küçük işyerlerindeki işçilerin seslerine, Boğaziçi direnişinin ardından yurtsuz öğrenci gençliğin eylemleri eklendi. Kürt halkı için için kaynamakta. Ezilen kitleler sadece AKP’den kopmamakta, laftan başka bir şey üretmeyen CHP dışında gidecek yer aramaktadırlar.

Kılıçdaroğlu 2017 yılında benzer bir duruma düşmüştü. Kılıçdaroğlu’nun, 2015 seçim sonuçlarının AKP tarafından iptal edilmesine, HDP’li milletvekillerin cezaevine atılmasına karşı aldığı tavır, AKP’ye karşı tepki göstermek isteyen kitleleri azarlayıp evlerine yollaması vs. onun parti içindeki liderliğini, prestijini epeyce sarsmıştı. Kılıçdaroğlu 2017 Temmuzunda tek başına yaptığı, somut hiçbir hedefi olmayan, adaletsizlikten çeken hiçbir kesimi içine almayan “Adalet Yürüyüşü” ile durumunu düzeltmişti.

CHP’nin savaş tezkeresine hayır tavrı onun toplumsal muhalefet gözünde yıpranan konumunu da az buçuk düzeltmiş görünüyor.

Sebepleri ne olursa olsun, CHP’nin tavrı kitleler ve demokratik çevreler tarafından sevinçle karşılanmış, bu kesimlerin moralini, kendine güvenini yükseltmiştir. AKP-MHP iktidarında ise hayal kırıklığı yaratmıştır. Ama sadece bu duruma bakarak, Kürt meselesinin ve ezilenlerin sorunlarının çözümünde, CHP’den olmadık beklentiler içine girilmemelidir. Görünen o ki toplumsal muhalefet CHP önderliğinde değil, CHP önderliğine rağmen gelişebilecektir.