Ali ÇATAKÇIN 


Kürtlerin bölünüp parçalanmasının 100. yılı. Bu yüzyıl Kürtler için katliam ve soykırım yılı olarak geçti. Bütün katliam ve soykırıma rağmen, Kürtlerin sınırları aşan ve egemenliği altında olduğu devletin halkını hedef alan bir savaşları olmadı. 

Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de eşit yurttaş olarak kabul edilmeyen Kürtler, toplumsal katliamlar ve sürgünlere maruz kaldılar. Dilleri, kültürleri yasaklandı ve zenginlikleri talan edildi. Her dört devletin farklı Kürt politikası olsa da Kürt inkarında birleştiler ve ortak hareket ettiler. 

Uluslararası ilişkilerde Kürtler üzerinden pazarlıklar yapıldı. Kürtlere karşı bir düşman hukuku uygunladılar. Bu politika günümüzde de değişmiş değil. Kürtler ise sürekli sorunları diyalog, müzakere ve barış yoluyla çözmek istedi. Ancak barış eli hep havada kaldı. Kürtlerin yüz yıl içinde ağır bedeller ödeyerek elde ettikleri kazanımları  statükocu devletleri rahatsız ediyor.  

Erdoğan-Bahçeli koalisyon hükümetinin son olarak 24 Temmuz 2015 tarihinde Kürtlere karşı başlattıkları askeri operasyonların  birinci hedefi Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak, ikinci hedefiyse iktidarlarını sürdürmektir. Ancak bu her iki amacın da maliyeti çok ağır. 

Türkiye, yüzyıllık ulus devlet tarihinin en kötü yönetim dönemini yaşıyor. Erdoğan-Bahçeli politikası içerde ve dışarıda hareket edilecek bir adımlık yer bırakmamış. Ukrayna savaşının uluslararası ilişkilerde yarattığı geçici rahatlık, içerde meydana gelen sorunlarda o oranda rahatlatmaya yol açmıyor. 

İnsanların açlıkla sınandığı, intihar ettiği, 4 milyon insanın elektrik faturasını ödemediği, 30 milyon insanın açlık sınırında yaşadığı bir ülkeden söz ediyoruz. Enflasyonun %100 sınırına vardığı, yatırım ve istihdamın sıfır seviyelere düştüğü, adalet, hukuk, insan hakları ve demokrasinin ayaklar altına alındığı bir yerde toplumsal iç sorunlar uluslararası koşulların yarattığı geçici yumuşamalarla çözülemez. 

Erdoğan ve Bahçeli bu ağır krizin üstünü Güney Kürdistan’a askeri operasyon düzenleyerek örtmek istiyor. Bu yolla toplumdaki milliyetçi dalgayı kabartarak ekonomik ve siyasi krizi gündemden düşürmek istiyorlar. Ancak bu bir çare olmadığı gibi var olan sorunları daha da ağırlaştıracağı kesin.  

Türkiye’nin Kürtlere karşı düzenlediği her askeri operasyonun geçmişte olduğu gibi bugünde çok ağır maliyeti var. 40 yıldır aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek toplun zekasıyla dalga geçmek demektir. Zaten var olan ekonomik kriz daha da ağırlaşacak. Var olan acıların üstüne yenileri eklenecek.  

Bu operasyonlar Türkiye yakasına, Gezi Davası’nda defalarca beraat kararı çıkan Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet hapis, Selahattin Demirtaş ve diğer siyasi tutukluların durumlarının süreklileştirilmesi, 70 yaşın üzerindeki Mücella Yapıcı’ya 18 yıla varan hapis, ‘PKK’ ve ‘Feto’ adıyla düzenlenen operasyonlarla yüzlerce insanın tutuklanması, hak arayanların kolluk kuvvetlerinin oransız şiddetine maruz kalması, işsizlik ve yoksulluk şeklinde yansıyor. 

Devlet artık yönetemiyor. Bunun için iç ve dış düşmana ihtiyacı var. Avrupa yakasından ABD’ye kadar uzanan dış düşman sahası önemini yitirdi. “Büyük Türkiye’’ sloganı kof çıktı ve toplumu mobilize etmiyor. İsrail’e ve Araplara çektiği restlerin bedelini diz çökmekle ödeniyor. Avrupa ve ABD ile iyi ilişkiler için yeni ödün hesapları yapılıyor. 

ABD ve Avrupa’nın ’güveni’ için, Rusya ve NATO arasında Ukrayna savaşından kaynaklı çıkabilecek mevzii (böyle bir tehlike var) bir nükleer savaşta taarruz cephesi olmaya adaylık pozisyonu alınıyor. İsrail’le ilişkileri yoluna koymak için yıllarca ev sahipliğinde bulunduğu din kardeşi Hamas’ı kovmaktan sakınca görmüyor. Suudilerle Adnan Kaşıkçı cinayetiyle çıkan anlaşmazlığı, Kaşıkçı davasını Suudi ‘adaletine’ teslim ederek çözmeye çalışıyor. 

Bu değişime sebep teşkil eden, Ortadoğu’daki gelişmelerin özeti şöyle: Bölgede birbirini etkileyen çapraz ve paralel gelişmeler var. ABD siyasetinde Suriye ile normalleşmeyi bloke etme görüşüne karşılık, bölgesel ortaklar arasında Şam’ın Arap Birliği’ne çekilmesinin İran’ın nüfuzunun sınırlamasında etkili olacağı görüşü ağırlık kazanıyor. 

Bu görüş İsrail’de de olumlu karşılanıyor. İran’la olası nükleer anlaşmaya karşı Araplar ve İsrail pozisyon alıyor. Erdoğan’da bu bloğun iki kanadıyla (Suudi, İsrail) normalleşmeye çalışıyor. Erdoğan ABD, İsrail ve Suudi cephesinde görünmek için, Irak’ta yeni hükümetin teşekkülü sürecine dahil olup, İran’ı oyun dışı bırakmaya çalışıyor. 

Türkiye genel seçimlerinin normal tarihi 2023. Hükümet sahasında gelen sinyaller göre bu tarih beklenmeyecek. Ne olacak? Erken seçim. Fakat dış dünyada düşman ilan edilen güçlerin şimdi ‘dost’ cephesinde olması, bu sahayı kullanılmaz hale getirdi. Seçime giderken, Erdoğan’a, seçim başarısı için, Türkiye’nin büyümesini, birliğini ve Dünya öncülüğünü istemeyen birileri gerekiyor! 

Güney Kürdistan’a yapılan operasyon, Şengal, Mahmur, Rojava’ya sürekli saldırı ve askeri yığınak, Osman Kavala’nın müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesi, siyasi kırım operasyonlarının sıklaştırılması bir konseptin sonucudur. Bütün bunların bir nedeni de erken seçim hesaplarıdır. Onun için yeni iç düşmanlar Kürtler ve demokrasi güçleri, dış düşman ise Türkiye’nin sınırları dışındaki Kürtler. 

Erdoğan Bahçeli ikilisi, Türkiye’yi dönülmesi güç bir kaosun içine sürüklüyor. Ülkenin her ferdini şiddet ve kaosa mahkûm ediyor. Planlı bir kaos ortamı hazırlanıyor. Bu kaosun hedefi sadece Kürtler değil, bütün Türkiye, hatta bütün Ortadoğu! Toplumu şiddetle sindiren, Dünya dengelerini alt üst eden, Kürtlere 100 yıl boyu dayatılan baskı ve şiddet politikasında ısrar eden bu çağ dışı sistem elbette hesap sorma günü mutlaka gelecektir. O zaman Erdoğan ve Bahçeli, tıpkı Goran Hadzic gibi Lahey de insanlığa karşı suç işleyenlerin sandalyesine oturacaklardır. 

Erdoğan-Bahçeli ikilisinin doğmayan bebeklerin geleceğiyle oynayan politikasının etkili olmasını Türkiye’de ciddi bir muhalefetin olmamasıyla açıklanabilir. Bir muhalefetin olduğunu sanırsın ama yok.Ukrayna savaşına karşı muhalefetin ‘sosyal demokrat’ çıkışı, Kürt imhasını, Türk ve Türkiye halklarının geleceğini kötü ipotek koşullarına bağlayan operasyon, katliam ve her türlü totaliter baskıya karşı sessizliğe dönüşür.

Türkiye iç siyasetinde muhalefetle iktidarı ayırmak imkânsız. İkisi o kadar birbirine benziyor ki, muhalefetin neden muhalefet olduğu sorulursa tek doğru cevap ’’iktidar kıskançlığı.’’ Bu muhalefete karşı Erdoğan’ın seçimi kazanmaması bir tuhaflık olur. Gerçek durum şu; Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin iki yakasının bir araya gelmesi mümkün görmüyorum. Tek çıkış yolu toplumun demokrasi, adalet, eşitlik ve barışa sahip çıkmasıdır.