ARTI GERÇEK - Son günlerde Türk Lirası'ndaki değer kaybı tekrar hızlanırken, kredi iflas riskini gösteren CDS'ler de hızla yükseliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimi kararı sonrası 400 puanın üzerine çıkan CDS'ler, 439 baz puana yükselerek altı ayın en yüksek seviyesine yaklaştı.

Türkiye’nin beş yıllık CDS’leri dünkü kapanışa göre 3 baz puan artarak 439 baz puana yükseldi ve 6 ayın en yüksek seviyesine yaklaştı.

Reuters’in aktardığı IHS Markit verilerine göre, Güney Afrika’nın beş yıllık CDS’leri de 6 baz puan artarak 224 baz puana çıktı.

Merkez Bankası’nın faiz indirim kararı ile Türkiye’nin risk primi 400 puanın üzerine çıkmıştı. Halihazırda risk primi sıralamasında Türkiye, Arjantin’den sonra en riskli görülen ekonomiler arasında önde gidiyordu.

CDS primi, bir ülkenin çıkardığı tahvil ve bonoların riskini ölçmekte kullanılan bir ölçü olarak niteleniyor. ‘Kredi batma riskinin değiş tokuş edilmesi’ deyiminin de (Credit Default Swap) kısaltması olarak öne çıkıyor.

CDS primi 300'ün üzerinde olan ekonomiler ‘aşırı riskli ekonomiler’ olarak kabul ediliyor. Bu kapsamda Türkiye’nin mevcut CDS primi düzeyi, dünyada en riskli ülkeler arasında bulunduğunu gösteriyor.

EĞİLMEZ: FAİZİ İNDİRMEK İÇİN ÖNCE ÜLKE RİSKİ AZALTILMALI

Eski Hazine Müsteşarı ve iktisatçı Mahfi Eğilmez, kısa süre önce kişisel bloğunda yayımladığı yazıda, yalnızca fiyat artışlarını ya da enflasyonu çözmek için değil, bütün ekonomik sorunları çözmek için yapılması gerekenin önce yüksek ülke riskine neden olan sorunları belirleyip onların çözümüne girişmek olduğunu belirterek, “Çünkü ülke riskimiz (CDS primi) 430 baz puana yakın bir düzeyde bulunuyor. 300 baz puanın üzerinde CDS primi söz konusu olduğunda o ekonominin aşırı riskli olduğu kabul ediliyor. Bu durumda sorunun temelinde fiyatların değil risklerin fahişliği var. O halde riskleri düşürecek adımları atarsak güven kaybını onarmış ve olumsuz beklentileri olumlu hale dönüştürerek kurlarda gerileme sağlamış oluruz. Kurlar gerileyince ithal girdi maliyetlerindeki artışlar durulur, fiyat artışları geriler, enflasyon düşer. Ve sonunda faizleri indirmekte sorun kalmaz” yorumunda bulunmuştu.

GEÇMİŞTE DEFALARCA DENEDİK OLMADI, YİNE OLMAYACAK

Yüksek ülke riskinin, güven kaybı, olumsuz beklentiler, kurlardaki yükseliş, ithal girdi maliyetlerindeki artış, fiyatlardaki artış, enflasyonda artış, faizlerde artış gibi zincirleme sürecin bir parçası olduğuna dikkat çeken Eğilmez şunları yazdı:

“Enflasyon, faiz ilişkisinin çözümü için yıllardır denklemin son iki kademesinden, üstelik onu da ters çevirerek başladığımız için olayı çözemedik. Şimdi yüksek fiyat sorununu yani denklemin sondan üçüncü aşamasında yer alan fiyatlarda artış meselesini piyasaya müdahale yoluyla bastırıp, enflasyonda artış aşamasını çözmeye çalışıyoruz. Ne yazık ki; bu mümkün değil. Bunu geçmişte defalarca denedik, olmadı. Yine olmayacak.”

ÖZATAY: RİSK PRİMİMİZ 400'ÜN ÜZERİNE ÇIKTI, DOLARİZASYON ARTIYOR

TOBB-ETÜ İktisat Bölümü Prof. Dr. Fatih Özatay, yetkinreport.com sitesinde yer alan yazısında, "Merkez Bankası artık bağımsız değil. Para politikasıyla ne yapılmak istendiği, enflasyonun gerçekten dert edilip edilmediği de belli değil. Kamu maliyesine ilişkin bazı alanlarda şeffaflık sorunu var. Mesela Hazine’nin verdiği gelir ve borç garantilerinin tam boyutu ne kadar? Bilmiyoruz. Olumsuz bir senaryoda bütçeye ne kadar yük gelir? 2018-2020 ‘çılgın’ kredi patlaması furyası bankacılık sektörünü nasıl etkiledi? Olası olumsuz bir dış şok, geri dönmeyen kredi sorununu ne boyuta taşır? Avrupa Birliği süreci artık işlemiyor. Dış politikada devasa sorunlar var" dedi.

Özatay, "Finansal kesim dışındaki şirketlerin 2018’e kıyasla azalmasına karşın hala döviz cinsinden yükümlülükleri fazla ve bu olgu nedeniyle bilançoları kur artışlarına karşı kırılgan. Tüm bunların sonucunda enflasyon yüksek, büyüme oynak ve ortalamada düşük. İşsizlik ise çok yüksek. Dolarizasyon tekrar artıyor. Risk primimiz (CDS) 400’ün üzerine çıktı. Kısaca, önemli sorunlar var. Ancak bunlar çözülemeyecek sorunlar değil. 21 Eylül’deki yazımda bu sorunları çözebilecek bir ekonomik programınkaba hatlarını tartışmıştım. Çizdiğim çerçeve, enflasyonu düşürmek için neler yapılabileceğini de içeriyordu. O çerçevede tanzim satış mağazalarının açılması yoktu. Ya da 1980 öncesinin ‘fiyat tespit’ komiteleri de. Bunların yerine işe Merkez Bankası'nı yeniden bağımsız yaparak başlayabiliriz mesela."